“Ne hissettiğimi bilmiyorum.”
“Anlatmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bulamıyorum.”
“Yaşadığım şeyi biliyorum ancak kelimelere dökemiyorum.”
“Biri sorunca hiçbir şey olmamış gibi anlatıyorum.”
“Konuşmaya başladığımda boğazım düğümleniyor.”
İnsan yaşadığı bir olayı hatırladığı hâlde o olayın kendisinde bıraktığı duyguyu anlatmakta zorlanabilir. Çünkü yaşananları sıralamak ile yaşananların içimizde oluşturduğu deneyime ulaşmak aynı şey değildir.
Duygularımızı anlatmakta zorlanmamız her zaman konuşmak istemediğimiz anlamına gelmez. Bazen ne hissettiğimizi henüz ayırt edemeyebilir, uygun kelimeleri bulamayabilir veya bunları dile getirecek kadar güvende hissetmeyebiliriz.
Yaşadıklarımızı anlatmak neden zor olabilir?
Bir olayı anlatabilmek için yalnızca ne yaşandığını hatırlamak yeterli olmayabilir. Kişinin olay sırasında ve sonrasında kendisinde neler olduğunu fark edebilmesi de gerekir.
Bazı yaşantılar zihnimizde düzenli bir hikâye biçiminde bulunmaz. Bir görüntü, ses, yüz ifadesi, koku veya bedensel his daha belirgin olabilir. Olayın sırasını anlatabilirken duygularımızı tanımlamakta zorlanabiliriz.
Korku, utanç, çaresizlik, öfke, yalnızlık ve terk edilmişlik gibi duyguların bir arada yaşanması da ne hissettiğimizi anlamayı güçleştirebilir.
Bu nedenle “Neden anlatamıyorum?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Anlatmayı istememek, hazır olmamak, kelime bulamamak ve güvende hissetmemek birbirinden farklı durumlardır.
Anlatmak istememek ile anlatamamak aynı şey midir?
Hayır. İnsan bazen yaşadıklarını paylaşmamayı bilinçli biçimde seçebilir. Bu, kişinin özel alanını koruması anlamına gelebilir.
Bazense kişi anlatmak ister ancak nereden başlayacağını bilemez. Konuşmaya çalıştığında zihni boşalabilir, konuyu değiştirebilir veya kendisini yaşananları küçümserken bulabilir.
“Anlatmak istemiyorum.”
ile
“Anlatmak istiyorum ama yapamıyorum.”
aynı deneyim değildir.
İlkinde kişi kendi sınırını koruyor olabilir. İkincisinde ise korku, utanç, kafa karışıklığı veya geçmişte yaşanan olumsuz tepkiler konuşmayı güçleştiriyor olabilir.
“Ne hissettiğimi bilmiyorum” ne anlama gelebilir?
Bir kişiye yaşadığı olay sırasında ne hissettiği sorulduğunda şu cevaplar gelebilir:
“Bilmiyorum.”
“Hiçbir şey hissetmedim.”
“Normaldim.”
“Çok önemli değildi.”
Bu ifadeler bazen kişinin gerçekten belirgin bir duygu fark etmediğini gösterebilir. Bazen de duyguyla temas kurmak henüz mümkün olmayabilir.
Kişi olayın ayrıntılarını anlatabilir fakat kendi duygusunu tanımlayamayabilir. Duygularını uzun süredir geri plana atıyorsa ne hissettiğini fark etmek başlangıçta yabancı gelebilir.
Örneğin çocukken üzüldüğünde “Bunda ağlanacak ne var?”, korktuğunda “Korkacak bir şey yok.” veya öfkelendiğinde “Kes sesini.” gibi karşılıklar alan biri, zamanla duygularını göstermemeyi öğrenmiş olabilir.
Böyle bir durumda kişi yalnızca duygusunu başkalarına anlatmakta değil, kendi içinde fark etmekte de zorlanabilir. Çocuklarda duyguları bastırmak konulu yazı, bu sürecin çocukluk dönemindeki görünümünü daha ayrıntılı biçimde ele almaktadır.
Duygular neden birbirinden ayırt edilemeyebilir?
Bazen aynı olay birden fazla duyguyu harekete geçirebilir.
Kişi ayrıldığı birini özleyebilir ve aynı zamanda ona öfkeli olabilir. Ailesinden uzaklaşmak isteyebilir ancak onları yalnız bırakmaktan suçluluk duyabilir. Yeni bir işe başladığı için sevinebilir ve başarısız olmaktan korkabilir.
Bu duyguların birlikte bulunması kafa karışıklığı yaratabilir.
Kişi yalnızca:
“Kötü hissediyorum.”
diyebilir.
Zamanla bu belirsiz deneyim daha ayrıntılı hâle gelebilir:
“Üzgünüm.”
“Hayal kırıklığına uğradım.”
“Kendimi yalnız hissettim.”
“Beni önemsemediğini düşündüğüm için incindim.”
“Öfkeliyim ama aynı zamanda onu kaybetmekten korkuyorum.”
Duygunun adını koymak yaşanan sorunu kendiliğinden çözmez. Ancak kişinin kendi deneyimini daha anlaşılır biçimde fark etmesine yardımcı olabilir.
Olayı anlatmak ile duyguyu anlatmak farklı mıdır?
Bir insan çocukluğunu son derece sakin ve düzenli biçimde anlatabilir:
“Babam çok çalışıyordu.”
“Annem biraz sertti.”
“Evde kurallar vardı.”
“Normal bir çocukluk geçirdim.”
Bu cümleler yaşanan olaylara ilişkin bilgi verir. Fakat kişinin bunları nasıl deneyimlediğini tek başına açıklamaz.
Kişi konuşurken omuzlarını kasabilir, sesi değişebilir, gözleri dolabilir veya konuyu hızla değiştirmek isteyebilir. Anlattığı hikâye sakin görünürken o anda yaşadığı duygusal deneyim daha yoğun olabilir.
Bu nedenle yalnızca “Ne oldu?” sorusuna değil, “Bunu anlatırken içimde ne oluyor?” sorusuna da bakılabilir.
Kişi olayın kendisinden çok, o olay sırasında kendisini ne kadar yalnız, korkmuş, değersiz veya çaresiz hissettiğini anlatmakta zorlanıyor olabilir.
Beden, duygularımız hakkında ne gösterebilir?
Bir konudan bahsederken kalp atışımız hızlanabilir. Boğazımız sıkışabilir, ellerimiz gerilebilir veya midemizde bir ağırlık hissedebiliriz. Omuzlarımızı fark etmeden kasabilir, bulunduğumuz yerden uzaklaşmak isteyebiliriz.
Bu tepkiler tek başına belirli bir psikolojik soruna veya travmaya işaret etmez. Yalnızca bedensel belirtilere bakılarak psikolojik bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Bununla birlikte belirli bir konu konuşulduğunda bedende meydana gelen değişiklikleri fark etmek, duygusal deneyimi anlamaya yardımcı olabilir.
Kişi kendisine şu soruları sorabilir:
“Bu konudan söz ederken bedenimde ne değişiyor?”
“Gerginliği en çok nerede hissediyorum?”
“Konuyu değiştirmek istediğim anda ne oldu?”
“Şu anda bulunduğum yerde kendimi güvende hissediyor muyum?”
Amaç bedensel tepkilere kesin anlamlar yüklemek değil, kişinin o anda yaşadığı deneyime merakla yaklaşabilmesidir.
Başkasına anlatmak neden daha zor olabilir?
Anlatmak yalnızca bir olayı hatırlamak değildir. Aynı zamanda bir başkasının karşısında görünür hâle gelmektir.
Kişinin zihninden şu sorular geçebilir:
“Beni yargılar mı?”
“Abarttığımı düşünür mü?”
“Bana inanır mı?”
“Zayıf olduğumu düşünür mü?”
“Bunu anlattıktan sonra bana farklı davranır mı?”
“Söylediklerimi başkasına anlatır mı?”
Daha önce duyguları küçümsenen, anlattıkları ciddiye alınmayan veya kendisini açtığında incinen biri için konuşmak daha zor olabilir.
Bu durumda sorun her zaman doğru kelimeyi bulamamak değildir. Bazen kişi, o kelimeyi söyleyebilecek kadar güvende hissetmiyordur.
Dinlenmediğimizi hissettiğimizde neden susarız?
İnsan yaşadığı bir şeyi anlatırken karşısındaki kişinin hemen çözüm üretmesi, öğüt vermesi veya duyguyu küçümsemesi nedeniyle kendisini anlaşılmamış hissedebilir.
“Takma kafana.”
“Geçmişte kalmış.”
“Herkesin başına geliyor.”
“Pozitif düşün.”
“Bunu hâlâ neden düşünüyorsun?”
Bu cümleler iyi niyetle söylenebilir. Ancak kişinin ihtiyacı hemen çözüm bulmak değilse konuşmayı zorlaştırabilir.
Kişi anlattıklarının karşı tarafta bir yere ulaşmadığını düşündüğünde geri çekilebilir. Bir süre sonra anlatmayı tamamen bırakabilir veya duygularını daha kabul edilebilir görünecek biçimde değiştirebilir.
Bazen konuşabilmek için ihtiyaç duyulan şey mükemmel bir tavsiye değil, sözün kesilmeden dinlenmesi ve yaşanan deneyimin küçümsenmemesidir.
Sürekli olumlu düşünmek zorunda hissetmek de üzüntü, öfke ve korku gibi duyguların konuşulmasını güçleştirebilir.
Her şeyi anlatmak zorunda mıyız?
Hayır. Psikolojik olarak sağlıklı olmak, yaşadığımız her şeyi herkese anlatmak anlamına gelmez.
İnsanların mahremiyet alanına ihtiyacı vardır. Bazı deneyimlerimizi paylaşmak istemeyebilir, bazılarını yalnızca güvendiğimiz kişilerle konuşabilir veya anlatmak için henüz hazır olmayabiliriz.
Önemli olan kişinin anlatıp anlatmama kararında neyin etkili olduğunu fark edebilmesidir.
“Bu benim özel alanım ve paylaşmak istemiyorum.”
demekle,
“Anlatırsam başıma kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyorum.”
demek aynı değildir.
Birincisinde kişi bilinçli bir sınır koyuyor olabilir. İkincisinde ise korku, utanç veya geçmiş deneyimler konuşmayı sınırlandırıyor olabilir.
Zorlayıcı deneyimler ayrıntılarıyla anlatılmalı mı?
Kişinin zorlayıcı bir deneyimin bütün ayrıntılarını anlatmaya zorlanması uygun olmayabilir. “Her şeyi anlatırsan rahatlayacaksın.” düşüncesi her kişi ve her durum için geçerli değildir.
Bazen kişi yaşadığı olayın ayrıntılarını konuşmaya hazır değildir. Öncelikle kendisini güvende hissetmeye, bugün yaşadığı duyguları anlamaya veya konuşma üzerindeki kontrolün kendisinde olduğunu deneyimlemeye ihtiyaç duyabilir.
Konuşmak kadar durabilmek de önemlidir. Kişi anlatmak istemediği bir noktada bunu söyleyebilmeli ve kendi hızına uygun biçimde ilerleyebilmelidir.
Susmak her zaman isteksizlik veya direnç olarak yorumlanmamalıdır. Bazen kişinin o anda kendisini koruma biçimi olabilir.
Yazmak kendimizi ifade etmemize yardımcı olabilir mi?
Bazı insanlar konuşurken kendilerini yoğun biçimde kontrol eder:
“Doğru anlatıyor muyum?”
“Karşımdaki ne düşünecek?”
“Saçma mı geliyor?”
“Bunu söylememeli miyim?”
Yazarken karşıda anında tepki veren birinin bulunmaması, düşüncelerin daha serbest ilerlemesini sağlayabilir. Ancak yazmak herkes için aynı ölçüde uygun veya rahatlatıcı olmayabilir.
Denemek isteyen kişi şu cümlelerle başlayabilir:
“Şu anda söylemekte en çok zorlandığım şey…”
“Beni en fazla inciten şey…”
“Keşke o gün…”
“Kimsenin anlamadığını düşündüğüm şey…”
“Bunu anlatırsam insanların benim hakkımda düşüneceğinden korktuğum şey…”
“Şu anda içimde fark ettiğim duygu…”
Buradaki amaç güzel, düzenli veya eksiksiz bir metin yazmak değildir. Kişinin kendi içinden geçenleri sansürlemeden bir süre fark edebilmesidir.
Yazmak kişiyi belirgin biçimde zorluyor veya yoğun duygusal tepkiler ortaya çıkarıyorsa devam etmek zorunda değildir. Ara vermek ve ihtiyaç hâlinde psikolojik destek değerlendirmek mümkündür.
Kendimizi anlatmaya nereden başlayabiliriz?
Her şeyi bir anda anlatmak veya geçmişin bütün ayrıntılarını hatırlamak gerekmeyebilir. Daha yakın ve ulaşılabilir bir deneyimden başlanabilir.
Kişi kendisine şu soruları sorabilir:
“Şu anda ne hissediyorum?”
“Bedenimde ne fark ediyorum?”
“Bu konuyu konuşurken neden geriliyorum?”
“En çok hangi kısmı anlatmak istemiyorum?”
“Karşımdaki kişinin ne düşüneceğinden korkuyorum?”
“Şu anda ihtiyacım çözüm mü, anlaşılmak mı, yoksa biraz zaman mı?”
“Bu duyguyu daha önce hangi durumlarda yaşadım?”
Bu soruların cevabı hemen gelmeyebilir. “Bilmiyorum.” başlangıçta gerçek bir cevap olabilir.
Bilmiyor olmak, konuşmanın sona ermesi gerektiği anlamına gelmez. Kişinin kendi deneyimine merakla yaklaşmaya başlayabileceği bir yer olabilir.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Zaman zaman ne hissettiğini bilememek veya bazı deneyimleri anlatmakta zorlanmak tek başına psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Ancak yaşananları ifade edememek kişinin ilişkilerini ve günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa psikolojik destek düşünülebilir.
Özellikle şu durumlarda profesyonel değerlendirme yararlı olabilir:
- Belirli konular konuşulduğunda yoğun kaygı veya bedensel gerginlik yaşanıyorsa,
- kişi duygularını sürekli bastırmak zorunda hissediyorsa,
- kendisine ne olduğunu anlamakta uzun süredir zorlanıyorsa,
- yakın ilişkilerinde konuşamadığı için sürekli çatışma yaşıyorsa,
- geçmişteki bir olayla ilgili görüntüler veya anılar günlük yaşamını zorluyorsa,
- konuşmaya çalıştığında yoğun utanç, korku veya suçluluk ortaya çıkıyorsa,
- yaşadıklarını küçümsemeden dinleyebileceği güvenli bir ilişki alanı bulamıyorsa,
- duygusal zorlanmalar iş, okul, uyku veya ilişkilerde belirgin güçlük oluşturuyorsa psikolojik destek değerlendirilebilir.
Atakum’da psikolojik destek sürecinde kişinin istemediği ayrıntıları anlatmaya zorlanması amaçlanmaz. Kişinin yaşadığı deneyime kendi hızında yaklaşabilmesi, duygularını fark edebilmesi ve bunları anlamlandırabilmesi için güvenli bir görüşme alanı oluşturulmaya çalışılır.
Anlatmakta zorlanmak yaşadıklarımızı geçersiz kılar mı?
İnsan kendisini yalnızca başından geçen olayları sıralayarak tanımaz. Olaylar sırasında ne hissettiğini, hangi ihtiyaçlarını söyleyemediğini ve kendisini korumak için neler yaptığını fark ettikçe yaşadıklarını farklı biçimde anlamlandırabilir.
Bazen önemli olan yalnızca:
“Bana ne oldu?”
sorusu değildir.
“Bana olan şeyin içinde ben ne yaşadım?”
sorusu da önemlidir.
Bu sorunun cevabı hemen gelmeyebilir. Önce bir duygu, bedensel bir his, anı veya tek bir cümle ortaya çıkabilir. Bazen de uzun bir sessizlik olabilir.
Kişinin yaşadığı deneyimi anlatmakta zorlanması, o deneyimin veya hissettiklerinin gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Başlangıçta kurulabilecek en gerçekçi cümle şu olabilir:
“Şu anda bunu anlatmakta zorlanıyorum. Nereden başlayacağımı henüz bilmiyorum.”
Bazen kendini anlatmaya başlamak, tam olarak ne söyleyeceğini bilmekten değil; henüz söyleyemediğini fark edebilmekten geçer.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap