“Bunda ağlanacak ne var?”
“Sen artık büyüdün.”
“Erkek adam ağlamaz.”
“Bu kadar hassas olma.”
“Güçlü ol, hemen ağlama.”
“Üzülecek bir şey yok.”
Bir çocuk ağladığında yetişkinler çoğu zaman onu rahatlatmak ister. Üzüntüsünün bir an önce geçmesini, sakinleşmesini ve yaşadığı olaydan fazla etkilenmemesini diler.
Bu nedenle bazen iyi niyetle:
“Ağlama.” deriz.
Fakat çocuğun ağlamayı bırakması ile yaşadığı duygunun ortadan kalkması aynı şey değildir.
Çocuk zamanla ağlamamayı öğrenebilir.
Korktuğunda belli etmemeyi öğrenebilir.
Özlediğinde söylememeyi öğrenebilir.
Yardıma ihtiyaç duyduğunda kimseye gitmemeyi öğrenebilir.
Dışarıdan bakıldığında daha “güçlü” görülebilir.
Ancak asıl soru şudur:
Çocuk duygusuyla baş etmeyi mi öğrendi, yoksa duygusunu göstermemeyi mi?
Çocuğun üzüntüsünü anlamaya çalışırken bu iki durum arasındaki fark oldukça önemlidir.
Çocuk Neden Ağlar?
Ağlamak çocuk için yalnızca bir üzüntü belirtisi değildir. Özellikle küçük yaşlarda çocuk duygularını yetişkinler kadar ayrıntılı biçimde ifade edemez.
Bir yetişkin:
“Bugün kendimi yalnız ve güvensiz hissediyorum.” diyebilir.
Çocuk ise ağlayabilir.
Bir yetişkin:
“Benden uzaklaşman terk edilme korkumu harekete geçirdi.” diyebilir.
Çocuk annesinin bacağına sarılabilir.
Bir yetişkin:
“Onu çok özlüyorum.” diyebilir.
Çocuk gece yatağından kalkıp ebeveyninin yanına gidebilir.
Dolayısıyla ağlama bazen çocuğun iç dünyasındaki bir ihtiyacın dışarıdaki görünümüdür. Korku, özlem, hayal kırıklığı, ayrılık, yalnızlık, kayıp, çaresizlik gibi birçok duygu ağlamanın arkasında bulunabilir.
Bu nedenle yalnızca ağlamayı durdurmaya çalışmak, bazen çocuğun vermeye çalıştığı mesajı kaçırmamıza neden olabilir.
“Ağlama” Dediğimizde Çocuk Ne Öğrenebilir?
Bir kez:
“Ağlama.” demek elbette çocuğun bütün duygusal gelişimini belirlemez. Fakat çocuk tekrar tekrar üzgün olduğunda aynı karşılığı alıyorsa zamanla bir ilişki kurmaya başlayabilir:
“Üzüntümü göstermem doğru değil.”
Örneğin çocuk düşüp dizini yaraladığında ağlar.
Yetişkin:
“Hiçbir şey olmadı, ağlama.” der.
Çocuk arkadaşları tarafından dışlandığında üzülür.
“Bunun için mi ağlıyorsun?” denir.
Babası bir süreliğine şehir dışına çıktığında özler.
“Büyüdün artık, babanı özleyip ağlanır mı?” denir.
Zaman içerisinde çocuk yalnızca:
“Bu olay önemsiz.” mesajını almayabilir.
Bazen daha genel bir mesaj çıkarabilir:
“Benim hissettiklerim fazla.” veya:
“Bu duyguyu göstermemem gerekiyor.”
Duygusal yakınlık ihtiyacının küçümsendiği, ağlamanın zayıflık olarak değerlendirildiği veya çocuğun üzüntüsünün sürekli bastırılmaya çalışıldığı ortamlarda çocuk zamanla bağlanma ihtiyaçlarını ve duygularını daha fazla ketleyebilir.
Çocuk Ağlamayı Bıraktığında Sorun Çözülmüş Olur mu?
Yetişkin açısından ağlamanın sona ermesi rahatlatıcıdır.
Ev sakinleşir.
Çocuk sessizleşir.
Konu kapanır.
Bu nedenle dışarıdan bakıldığında müdahale işe yaramış gibi görünebilir. Fakat davranışın ortadan kalkması duygunun işlendiği anlamına gelmez.
Çocuk:
“Üzülmemeliyim.” demek yerine:
“Üzüldüğümü göstermemeliyim.” sonucuna ulaşmış olabilir.
Bu fark çok önemlidir. Çocuğun duygusunu düzenleyebilmesi ile duygusundan kopması aynı şey değildir.
Duygusal gelişimin amacı çocuğun hiçbir zaman üzülmemesi değildir. Çocuğun üzgün olduğunu fark edebilmesi, bunu ifade edebilmesi, gerektiğinde bir başkasından destek isteyebilmesi ve zaman içerisinde duygusuyla baş edebilmesidir.
“Güçlü Çocuk” Nasıl Bir Çocuktur?
Güçlü çocuk denildiğinde bazen aklımıza şöyle bir çocuk gelir:
Ağlamaz.
Şikâyet etmez.
Kimseye ihtiyaç duymaz.
Her şeyi kendi başına halleder.
Kolay kolay etkilenmez.
Fakat psikolojik güç her zaman duyguların yokluğu anlamına gelmez.
Bir çocuk:
“Çok üzüldüm.” diyebiliyor,
“Korkuyorum.” diyebiliyor,
“Annemi özledim.” diyebiliyor,
“Bana yardım eder misin?” diyebiliyor ve ardından yaşadığı duyguyla baş edebiliyorsa bu da önemli bir güç göstergesidir.
Asıl dayanıklılık:
“Hiçbir şey hissetmemek” değil,
“Hissettiğim şeyle baş edebilmek” olarak düşünülebilir.
Çocuklar Yetişkinlerin Duygularını Çok İyi Okur
Çocuğun duygusunu bastırmak için her zaman:
“Ağlama.” demek gerekmez.
Bazen yetişkin hiçbir şey söylemeden de aynı mesajı verebilir.
Çocuk annesinden:
“Dedemi özledim.” diye bahseder.
Anne aniden konuyu değiştirir.
Çocuk babasına kaybettikleri bir kişi hakkında soru sorar.
Baba sessizleşir ve odadan çıkar.
Çocuk ağlamaya başladığında yetişkinin yüzünde belirgin bir rahatsızlık oluşur.
Çocuk bu sinyalleri fark edebilir.
Zaman içerisinde:
“Bu konu annemi çok üzüyor, konuşmamalıyım.” diye düşünebilir.
Kayıp yaşayan çocuklarla ilgili gözlemlerde, ebeveyn kendi duygularıyla karşılaşmakta zorlandığında çocuğun da duygularını saklayabildiği ve yetişkin sessizliği tercih ettiğinde çocukların zamanla soru sormayı bırakabildiği görülmektedir.
Dolayısıyla çocuk bazen “iyi olduğu” için değil, yetişkini korumak için susabilir.
Çocuğun Üzüntüsü Ebeveyni Neden Bu Kadar Zorlayabilir?
Çocuğu üzgün görmek ebeveyn açısından kolay değildir.
Çocuk ağladığında yetişkinde de birçok duygu ortaya çıkabilir: çaresizlik, suçluluk, kaygı, öfke, yetersizlik hissi.
Ebeveyn bazen çocuğun ağlamasını durdurmak ister çünkü kendi içinde:
“Bunu düzeltmem gerekiyor.” duygusu oluşur.
Çocuk ağlamaya devam ettikçe:
“Demek ki ona yardım edemiyorum.” diye düşünülebilir.
Bu durumda yetişkin farkında olmadan çocuğun duygusunu değil, kendi rahatsızlığını ortadan kaldırmaya çalışabilir. “Tamam artık, ağlama.” cümlesi bazen:
“Senin üzgün olman benim için dayanması zor bir şey.” anlamına gelebilir.
Oysa çocuk her zaman çözüm istemez.
Bazen yalnızca anlaşılmak ister.
Üzüntü Hemen Düzeltilmesi Gereken Bir Şey midir?
Çocuk oyuncağı kırıldığında üzülür.
Arkadaşı onunla oynamadığında üzülür.
İstediği bir şey olmadığında üzülür.
Ebeveyn işe gittiğinde özler.
Sevdiği bir hayvan öldüğünde yas tutar.
Bunların hepsi yaşamın parçasıdır.
Ebeveynin görevi çocuğun hayatındaki bütün üzüntüleri ortadan kaldırmak değildir.
Bu zaten mümkün değildir.
Ama çocuk şunu deneyimleyebilir:
“Üzüldüğümde yanımda biri var.”
Bu deneyim:
“Hiç üzülmeyeceğim.” güvencesinden daha gerçekçidir.
Çünkü yaşam boyunca kayıplar, ayrılıklar, hayal kırıklıkları ve reddedilmeler olacaktır. Çocuğun öğrenmesi gereken şey duyguların hiç ortaya çıkmaması değil, ortaya çıktığında onların taşınabilir olmasıdır.
“Bunda Ağlanacak Ne Var?” Yerine Ne Söylenebilir?
Çocuk için önemsiz görünen bir olay yetişkin için gerçekten küçük olabilir.
Oyuncağının kaybolması.
Arkadaşının onunla oturmaması.
Balonunun patlaması.
Parktan ayrılmak zorunda kalması.
Yetişkin:
“Bunda ağlanacak ne var?” diye düşünebilir.
Fakat mesele olayın yetişkin açısından büyüklüğü değildir.
Çocuğun o anda yaşadığı duygudur.
Bu nedenle:
“Bunda ağlanacak bir şey yok.” yerine:
“Bunun olmasına çok üzüldün.” denilebilir.
“Saçmalama, korkulacak bir şey yok.” yerine:
“Bu seni korkutmuş gibi görünüyor.” denilebilir.
“Tamam artık, unut.” yerine:
“Onu hâlâ özlediğini görüyorum.” denilebilir.
Bu cümleler:
“Sen haklısın, her düşündüğün doğru.” anlamına gelmez.
Çocuğun duygusunu tanımaya yardımcı olur.
Duyguyu Kabul Etmek Her Davranışa İzin Vermek Değildir
Burada önemli bir ayrım vardır.
Çocuğun öfkesini kabul etmek: vurmasına izin vermek değildir.
Üzüntüsünü kabul etmek: her istediğini yapmak değildir.
Hayal kırıklığını anlamak: sınırı kaldırmak değildir.
Örneğin çocuk parktan ayrılmak istemediği için ağlıyorsa ebeveyn şöyle diyebilir:
“Gitmek istemediğini biliyorum. Burada çok eğleniyordun. Gitmek zorunda olmak seni üzdü.”
Ardından:
“Ama şimdi eve gitme zamanı.” diyebilir.
Hem duygu kabul edilir hem sınır korunur.
Çocuk böylece önemli bir şey öğrenir:
“Duygum kabul edilebilir ama her davranış kabul edilmek zorunda değildir.”
Çocuk Üzüntüsünü Bastırmayı Öğrendiğinde Ne Olabilir?
Bazı çocuklar zaman içerisinde çok az ağlayan, yardım istemeyen ve duygularını pek göstermeyen çocuklara dönüşebilir.
Çevre de bunu olumlu değerlendirebilir:
“Ne kadar güçlü.”
“Hiç sorun çıkarmaz.”
“Çok olgun.”
“Kimseye ihtiyacı yok.”
Ancak bazen bu görünümün arkasında:
“Kimseye ihtiyacımı göstermemeliyim.” şeklinde öğrenilmiş bir tutum bulunabilir.
Duygusal yakınlık ihtiyacının sürekli zayıflık olarak görüldüğü ailelerde çocuk, zaman içerisinde kendi özlemini, üzüntüsünü veya yakınlık ihtiyacını küçümsemeyi öğrenebilir.
Yetişkinlikte bu kişi gerçekten güçlü ve bağımsız görünebilir.
Fakat zorlandığında:
“Birine ihtiyacım var.” demek onun için oldukça zor olabilir.
Bu nedenle bağımsızlık ile duygusal kopukluğu birbirinden ayırmak gerekir.
Özellikle Kayıp Yaşayan Çocuğa “Güçlü Ol” Demek
Bir ailede ölüm yaşandığında yetişkinler bazen çocuğu korumak amacıyla:
“Annen için güçlü ol.”
“Baban üzülmesin, sen ağlama.”
“Artık evin erkeği sensin.”
“Annen sana emanet.” gibi ifadeler kullanabilir.
Bu sözler çocuğa taşıyamayacağı bir sorumluluk yükleyebilir.
Çocuk kendi yasını yaşamak yerine:
“Ben üzülürsem diğerleri daha kötü olur.” diye düşünmeye başlayabilir.
Böylece kendi üzüntüsünü göstermemeye çalışabilir.
Kayıp yaşayan çocuk açısından sağlıklı koşullardan biri, yaşanan olay hakkında doğru bilgi alabilmesi, soru sorabilmesi ve ailenin kederine katılabilmesidir. Çocuğun yanında güvenilir bir yetişkinin varlığının sürmesi de önemlidir.
Çocuğun aileyi ayakta tutması beklenmemelidir.
Çocuğu yetişkinler taşır; çocuk yetişkinleri taşımak zorunda değildir.
Ebeveyn Kendi Üzüntüsünü Göstermeli mi?
Bazı ebeveynler:
“Çocuğun yanında asla ağlamamalıyım.” diye düşünebilir.
Amaç çocuğu korumaktır. Ancak tamamen duygusuz görünmek çocuk açısından kafa karıştırıcı olabilir. Çünkü çocuk bir kayıp yaşandığını bilir.
Herkesin üzgün olduğunu hisseder.
Ama kimse bunu göstermiyorsa:
“Demek ki üzülmemek gerekiyor.” sonucuna ulaşabilir.
Bu nedenle yaşına uygun biçimde:
“Ben de onu özlüyorum.”
“Bazen ben de üzülüyorum.”
“Üzüldüğümüzde ağlayabiliriz.” demek, duyguların konuşulabileceğini gösterebilir.
Burada yetişkinin çocuğun taşıyamayacağı kadar yoğun bir duygusal yükü ona bırakmaması gerekir. Ama duygunun tamamen gizlenmesi de zorunlu değildir.
Çocuk için önemli olan:
“Annem üzülüyor ama yine de benimle ilgilenebiliyor.” deneyimini yaşayabilmektir.
Çocuğa Nasıl Alan Açabiliriz?
Bazen çok fazla soru sormak yerine basit bir gözlem yeterlidir:
“Biraz üzgün görünüyorsun.”
“Bunu konuşmak istemiyor olabilirsin.”
“İstersen bana anlatabilirsin.”
Çocuk konuşmak istemiyorsa zorlanmamalıdır.
Fakat kapı açık bırakılabilir:
“Hazır olduğunda buradayım.”
Çocuk ağladığında hemen dikkatini başka yere çevirmek yerine yanında kalınabilir.
Sarılmak istiyorsa sarılabilir.
Yalnız kalmak istiyorsa buna da bir ölçüde alan tanınabilir.
Temel mesaj şu olabilir:
“Bu duyguyu yaşaman ilişkimizi bozmayacak.”
Güçlü Olmak Hiç Ağlamamak Değildir
Çocuk yetiştirirken amacımız onun yaşam boyunca hiç üzülmemesi olamaz.
Üzülecek.
Kaybedecek.
Hayal kırıklığı yaşayacak.
Korkacak.
Özleyecek.
Bazen ağlayacak.
Psikolojik olarak güçlenmek, bütün bunları ortadan kaldırmak değildir.
Çocuğun zamanla:
“Üzülebilirim.”
“Korkabilirim.”
“Birini özleyebilirim.”
“Yardıma ihtiyaç duyabilirim.” ve aynı zamanda:
“Bu duygularla baş edebilirim.” deneyimini kazanabilmesidir.
Bu nedenle çocuğun gözyaşlarını gördüğümüzde ilk sorumuz her zaman:
“Bunu nasıl durdurabilirim?” olmak zorunda değildir.
Bazen daha anlamlı soru şudur:
“Çocuğum şu anda bana hangi duygusunu göstermeye çalışıyor?”
Çünkü çocuk için gerçek güç, hiçbir zaman ağlamamak değil; ağladığında da kabul edileceğini ve duygularıyla yalnız kalmak zorunda olmadığını bilmekten başlayabilir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap