“Bütün bunlar ailem yüzünden oldu.”
“Eşim değişse hiçbir sorunumuz kalmayacak.”
“Patronum yüzünden hayatım mahvoldu.”
“Kimse bana fırsat vermedi.”
“Ben böyle olmak istemedim ama elimde değildi.”
Yaşadığımız sorunlarda başka insanların ve dış koşulların gerçekten payı bulunabilir. Bir insan haksızlığa uğrayabilir, baskı altında kalabilir, ekonomik güçlüklerle karşılaşabilir veya başkasının davranışlarından zarar görebilir.
Sorumluluk almak, başımıza gelen her şeyi bizim yarattığımızı söylemek değildir. Yaşanan olayın ortaya çıkmasında bizim bir payımız bulunmayabilir. Ancak olaydan sonra ne yaptığımızı, hangi davranışları sürdürdüğümüzü ve bugün değiştirebileceğimiz alanları görmek kişisel sorumluluğun bir parçasıdır.
Başkalarını suçlamak kısa süreliğine rahatlatabilir. Çünkü sorun tamamen dışarıdaysa bizim değişmemiz gerekmez. Fakat bütün sorumluluğu dışarıya bıraktığımızda değişim gücümüzü de dışarıya bırakabiliriz.
Neden başkalarını suçlarız?
İnsan zorlandığında yaşadığı duruma bir açıklama bulmak ister.
İşimizde mutsuzsak yöneticimizi, ilişkimizde sorun yaşıyorsak partnerimizi, kendimizi yetersiz hissediyorsak ailemizi suçlayabiliriz. Bu açıklamaların içinde gerçek paylar bulunabilir.
Ancak bazen suçlama, yaşanan durumu anlamanın ötesine geçer ve kendi payımızla karşılaşmamızı engelleyen bir biçime dönüşür.
Örneğin kişi:
“Eşim beni hiç dinlemiyor.” diyebilir.
Bu gerçekten yaşadığı bir durum olabilir. Fakat yalnızca eşinin davranışına odaklandığında şu sorular görünmez kalabilir:
“Dinlenmediğimi hissettiğimde ne yapıyorum?”
“İhtiyacımı açıkça ifade ediyor muyum?”
“Konuşmak yerine geri çekiliyor veya karşımdakini cezalandırıyor muyum?”
“Aynı ilişkiyi neden sürdürmeye devam ediyorum?”
Bu sorular karşı tarafı haklı çıkarmak için sorulmaz. Kişinin etkileyebileceği alanı görebilmesi için sorulur.
Dış koşullar gerçekten etkili olabilir mi?
Evet. İnsan hayatının tamamını kontrol edemez.
Doğduğumuz aileyi, geçmişte yaşanan birçok olayı, ekonomik koşulları, hastalıkları ve başka insanların seçimlerini belirleyemeyiz. Baskı, ihmal, ayrımcılık veya şiddet gibi durumlarda sorumluluk zarar gören kişiye yüklenemez.
Kişisel sorumluluk, dış koşulların etkisini inkâr etmek anlamına gelmez.
Buradaki ayrım şudur:
“Bu olayın yaşanmasına ben neden oldum.” demekle,
“Bu olay yaşandıktan sonra bugün yapabileceğim şeylerde benim de bir payım var.” demek aynı değildir.
İnsan geçmişte yaşananlardan sorumlu olmayabilir. Ancak geçmişin bugünkü hayatını nasıl etkilediğini anlamak, gerekli desteği aramak ve mümkün olan alanlarda yeni seçimler yapmak konusunda etkin bir konum geliştirebilir.
Suçlamak kısa vadede neden rahatlatır?
Sorunun tamamen başka bir kişiden kaynaklandığını düşünmek geçici olarak rahatlatıcı olabilir.
Çünkü bu durumda karar vermek, sınır koymak, bir kaybı göze almak veya alışılmış davranışları değiştirmek gerekmez.
“Partnerim değişirse ilişki düzelir.”
“Yöneticim giderse işimi seveceğim.”
“Ailem beni desteklerse istediğim şeyi yapacağım.” dediğimizde değişimin başlaması için başka insanların harekete geçmesini bekleyebiliriz.
Bu bekleyiş bazen haklı nedenlere dayanabilir. Ancak yıllarca devam ettiğinde hayatımız başka insanların yapacaklarına bağlı hâle gelebilir.
Suçlama bizi acı veren bir gerçekten de koruyabilir:
Karşımızdaki kişi istediğimiz şekilde değişmeyebilir.
O zaman mevcut duruma nasıl karşılık vereceğimize bizim karar vermemiz gerekir.
Sorumluluk almak her şeyi kendimize yüklemek midir?
Hayır. Sorumluluk almak, yaşanan her olumsuzlukta kendimizi hatalı bulmak değildir.
“Her şey benim suçum.”
“Daha güçlü olsaydım bunlar yaşanmazdı.”
“İlişki bozulduysa mutlaka ben yanlış yaptım.” şeklindeki düşünceler sorumluluktan çok aşırı suçlulukla ilişkili olabilir.
Sağlıklı bir sorumluluk anlayışı, ne bütün suçu başkasına ne de tamamını kendimize yüklemektir. Yaşanan durumdaki payları mümkün olduğunca gerçekçi biçimde ayırabilmektir.
Bir ilişkide karşı tarafın kırıcı davranışından o kişi sorumludur. Biz ise bu davranış karşısında nasıl bir sınır koyduğumuzdan, ilişkiyi sürdürme nedenlerimizi anlamaktan ve kendi ihtiyaçlarımızı ne ölçüde ifade ettiğimizden sorumlu olabiliriz.
Sorumluluk ile suçluluk arasındaki fark nedir?
Suçluluk çoğu zaman geçmişe dönüktür:
“Neden böyle yaptım?”
“Keşke bunu söylemeseydim.”
“Her şeyi mahvettim.”
Sorumluluk ise bugünü ve bundan sonrasını da kapsar:
“Bu davranışımın karşımdaki üzerindeki etkisini görebiliyor muyum?”
“Verdiğim zararı nasıl onarabilirim?”
“Aynı durum tekrarlandığında neyi farklı yapabilirim?”
Suçluluk bazen kişinin uzun süre kendisini kötü hissetmesine rağmen davranışını değiştirmemesine yol açabilir. Sorumluluk almak ise hatayı kabul etmek, gerekiyorsa özür dilemek, zararı onarmaya çalışmak ve davranışın tekrarlanmaması için bir adım atmaktır.
Kendimizi cezalandırmakla sorumluluk almak aynı şey değildir.
Kontrolümüz dışında olan olaylardan sorumlu muyuz?
Kontrolümüz dışında gelişen bir olayın ortaya çıkmasından sorumlu değiliz.
Bir başkasının öfkesi, ihaneti, ihmali veya şiddeti onun sorumluluğundadır. Beklenmedik bir kayıp, hastalık veya ekonomik kriz de kişinin seçimi değildir.
Ancak kontrolümüzde olmayan bir olay ile o olay karşısında hiç hareket alanımızın bulunmaması aynı şey değildir.
Bazen hareket alanımız çok dar olabilir. Yine de şu sorular düşünülebilir:
“Şu anda güvenliğim için ne yapabilirim?”
“Kimden destek isteyebilirim?”
“Hangi sınırı koyabilirim?”
“Bugün değiştirebileceğim en küçük şey nedir?”
Kişisel sorumluluk, sınırsız güce sahip olduğumuzu düşünmek değil; sınırlarımızın içinde kalan alanı görebilmektir.
Kendimizi neden sürekli mağdur konumunda hissedebiliriz?
İnsan gerçekten mağdur edildiği bir olay yaşayabilir. Bunun kabul edilmesi ve sorumluluğun doğru kişiye verilmesi önemlidir.
Fakat bazı insanlar farklı ilişkilerde tekrar tekrar kendilerini hiçbir etkisi bulunmayan, yalnızca başına olaylar gelen biri gibi hissedebilir.
Her iş yerinde kendisine haksızlık yapıldığını, bütün ilişkilerinde karşı tarafın sorunlu olduğunu veya aldığı hiçbir kararda kendi payının bulunmadığını düşünebilir.
Bu durumda hemen “kurban rolü oynuyor” sonucuna varmak doğru değildir. Öncelikle kişinin gerçekten yaşadığı koşullar, ilişki örüntüleri ve kendisini korumakta zorlandığı alanlar değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte şu soru önemlidir:
“Farklı insanlarla benzer olayları yaşıyorsam, bu döngünün devam etmesinde benim fark etmediğim bir katkım olabilir mi?”
Gerçek mağduriyet ile sorumluluktan kaçınma nasıl ayrılır?
Gerçek bir mağduriyetin varlığını kabul etmek, kişinin gelecekte hiçbir seçim alanı bulunmadığı anlamına gelmez.
Örneğin bir insan iş yerinde haksızlığa uğrayabilir. Haksızlığın sorumlusu bunu yapan kişidir. Ancak kişi durum karşısında destek aramak, gerekli yerlere başvurmak, sınır koymak veya mümkünse başka seçenekleri değerlendirmek konusunda bir hareket alanına sahip olabilir.
Sorumluluktan kaçınmada ise kişi değiştirebileceği alanları da tamamen yok sayabilir:
“Yapabileceğim hiçbir şey yok.”
“Benim başıma hep böyle şeyler geliyor.”
“İnsanların hepsi aynı.”
“Ne yaparsam yapayım değişmeyecek.”
Bu düşünceler kişinin gerçekten çaresiz hissettiğini gösterebilir. Fakat aynı zamanda yeni bir davranış denemesini de engelleyebilir.
Burada amaç mağdur edilen kişiyi suçlamak değildir. Amaç, başkasının yaptığı davranışın kişinin bütün geleceğini belirlemesine izin vermeden sahip olduğu kaynakları yeniden görebilmesidir.
“Elimde değildi” demek ne zaman kaçınmaya dönüşür?
Bazı davranışlarımız gerçekten yoğun duyguların etkisi altında ortaya çıkabilir.
Öfkelendiğimizde istemediğimiz bir söz söyleyebilir, kaygılandığımızda geri çekilebilir veya üzgün olduğumuzda günlük sorumluluklarımızı yerine getirmekte zorlanabiliriz.
Duygular davranışlarımızı etkiler. Ancak davranışın bir nedeni olması, sonuçlarıyla ilgili sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
“Çok öfkeliydim, elimde değildi.” demek davranışı açıklayabilir. Fakat kırıcı sözün karşıdaki kişi üzerindeki etkisini yok etmez.
Daha sorumlu bir yaklaşım şöyle olabilir:
“Çok öfkeliydim ve sana kırıcı konuştum. Öfkeli olmam davranışımın nedenlerinden biri olabilir ama söylediklerimin sorumluluğu bana ait.”
Bu yaklaşım kişinin duygusunu inkâr etmeden davranışının etkisini kabul etmesine yardımcı olabilir.
“Yapamıyorum” ile “yapmayı seçmiyorum” aynı mıdır?
Her “yapamıyorum” cümlesi aynı anlama gelmez.
Kişinin gerçekten yeterli kaynağı, zamanı, güvenliği veya becerisi bulunmayabilir. Ancak bazen “yapamıyorum” ifadesi, seçimin bedelini göze alamamayı anlatabilir.
“Bu ilişkiden ayrılamıyorum.”
diyen biri ekonomik olarak bağımlı veya güvenliği açısından risk altında olabilir. Bu durumda ayrılmanın önünde somut engeller vardır.
Başka biri ise yalnız kalmaktan, ailesinin tepkisinden veya pişman olmaktan korktuğu için ayrılamadığını söyleyebilir. Burada da yaşanan güçlük gerçektir. Fakat ifade şu şekilde ayrıntılandırılabilir:
“Aslında ayrılmayı seçebilirim ama bu seçimin getireceği yalnızlık ve belirsizlikle karşılaşmak istemiyorum.”
Bu cümle daha rahatsız edici olabilir. Ancak kişinin gerçek çatışmasını daha görünür hâle getirir.
Sorumluluğu başkasına bıraktığımızı nasıl anlayabiliriz?
Sorumluluğu devretmek her zaman açık biçimde gerçekleşmez.
Bazen sürekli tavsiye isteriz ancak önerilen hiçbir yolu denemeyiz. Bir kararın doğru olup olmadığını defalarca başkalarına sorarız. Sonuç beklediğimiz gibi olmadığında kararı öneren kişiyi suçlarız.
Şu örüntüler sorumluluğu başkasına bırakma eğilimiyle ilişkili olabilir:
- Her karar öncesinde yoğun biçimde onay aramak
- Birisi yönlendirmeden harekete geçememek
- Verilen önerileri uygulamadan sürekli yeni öneriler istemek
- Sonuç olumsuz olduğunda kararı öneren kişiyi suçlamak
- Sorunun çözümünü yalnızca karşı tarafın değişmesine bağlamak
- Kendi davranışımızla ilgili sorularda konuyu sürekli başkalarına çevirmek
- “Biri bana ne yapmam gerektiğini söylesin.” diye düşünmek
Bu davranışların zaman zaman görülmesi tek başına bir sorun anlamına gelmez. Önemli olan ne kadar sık tekrarlandığı ve kişinin kendi seçimlerine güvenmesini ne ölçüde zorlaştırdığıdır.
Başkasının karar vermesini istemek neden rahatlatır?
Bir başkası bizim yerimize karar verdiğinde yanlış seçim yapma kaygımız geçici olarak azalabilir.
Karar kötü sonuçlanırsa:
“Ben istemedim, o söyledi.” diyebiliriz.
Böylece pişmanlık ve başarısızlık ihtimalinin ağırlığını bir başkasına bırakırız.
Fakat bu rahatlığın bir bedeli vardır. Kendi karar verme kapasitemizi kullanmadıkça seçimlerimize güvenmek daha da zorlaşabilir.
Psikolojik destek sürecinin amacı da kişiye ne yapması gerektiğini söylemek değildir. Amaç, kişinin ihtiyaçlarını, korkularını ve tekrar eden örüntülerini anlamasına; kendi kararlarını daha açık biçimde değerlendirebilmesine yardımcı olmaktır.
Kendi payımızı görmek neden rahatsız edebilir?
Yaşadığımız sorundaki payımızı görmek, kendimizle ilgili korumaya çalıştığımız bazı düşünceleri sarsabilir.
Kendimizi her zaman anlayışlı biri olarak görüyorsak kırıcı davranabildiğimizi kabul etmek zor olabilir.
İlişkilerimizde sürekli terk edildiğimizi düşünüyorsak yakınlık arttığında geri çekilen tarafımızı görmek rahatsız edebilir.
Başarısızlığımızı yalnızca fırsat verilmemesine bağlıyorsak ertelediğimiz veya yarım bıraktığımız şeylerle karşılaşmak utanç oluşturabilir.
Bu nedenle kişi kendi payını gördüğü anda savunmaya geçebilir:
“Ama o da bunu yaptı.”
“Başka seçeneğim yoktu.”
“Ben zaten böyleyim.”
“Herkes olsa aynı şeyi yapardı.”
Karşı tarafın davranışlarının da konuşulması gerekebilir. Fakat “O da yaptı.” demek bizim davranışımızın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Geçmişimizi anlamak davranışlarımızı haklı çıkarır mı?
Geçmiş yaşantılar bugünkü davranışlarımızı anlamamıza yardımcı olabilir.
Eleştirel bir ailede büyüyen kişi eleştiriye karşı aşırı savunmacı olabilir. İhtiyaçları önemsenmeyen biri yetişkinlikte sürekli onay arayabilir. Güvenli ilişkiler kurmakta zorlanan kişi yakınlık arttığında geri çekilebilir.
Bu bağlantıları görmek değerlidir. Ancak geçmiş, bugünkü davranışlarımızın değiştirilemez olduğu anlamına gelmez.
“Çocukluğum böyle geçti, bu yüzden yapacak bir şey yok.” demek geçmişi açıklamadan çok değişmezliğin gerekçesine dönüştürebilir.
Daha işlevsel bir yaklaşım şöyle olabilir:
“Bu davranışımın nereden geldiğini anlıyorum. Şimdi aynı davranışı sürdürüp sürdürmeyeceğim üzerinde çalışabilirim.”
Anlamak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Değişimin nereden başlayabileceğini gösterir.
Sorumluluk almak ilişkileri nasıl etkiler?
İlişkilerde yalnızca karşı tarafın hatalarına odaklanmak çatışmayı sürdürebilir.
“Sen beni sinirlendiriyorsun.”
“Sen böyle davranmasan ben de bağırmam.”
“Beni kıskandırdığın için telefonunu kontrol ediyorum.” gibi cümleler kişinin kendi davranışının sorumluluğunu karşı tarafa yükleyebilir.
Daha sorumlu bir dil şöyle kurulabilir:
“Bu davranışın bende öfke oluşturdu ve ben bağırmayı seçtim. Bağırmamın sorumluluğu bana ait.”
“Kaygılandığımda seni kontrol etmeye çalışıyorum. Kaygım gerçek olabilir ama özel alanını ihlal etmemi haklı çıkarmaz.”
“İhtiyacımı açıkça söylemek yerine küstüğümü fark ediyorum.”
Bu dil karşı tarafın davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Kişinin kendi tepkisini sahiplenmesini sağlar.
İlişkide her iki taraf da kendi davranışının sorumluluğunu alabildiğinde sorun, kimin tamamen haklı olduğunu kanıtlama mücadelesinden çıkıp neyin değiştirilebileceği üzerinden konuşulabilir.
Kişisel sorumluluk nasıl geliştirilebilir?
Sorumluluk almak tek seferde verilen büyük bir karar değildir. Günlük yaşamda küçük farkındalıklarla geliştirilebilir.
Öncelikle kullandığımız dili gözlemleyebiliriz:
“Beni mecbur bıraktı.”
“Elimde değildi.”
“Başka seçeneğim yoktu.”
“Bütün insanlar aynı.”
“Ben böyleyim, değişemem.”
Bu cümlelerin her biri mutlaka yanlış değildir. Ancak tekrarlandıklarında kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Bu cümlenin içinde benim hareket alanım nerede?”
Ardından küçük ve somut bir davranış seçilebilir. Bir konuşmayı yapmak, sınır koymak, yardım istemek, özür dilemek veya ertelediğimiz bir işi başlatmak sorumluluğun davranışa dönüşmesini sağlayabilir.
Kendimize hangi soruları sorabiliriz?
Zorlandığımız bir durumda şu sorular yardımcı olabilir:
- Bu olayın hangi kısmı benim kontrolümde değildi?
- Bugün etkileyebileceğim bölüm hangisi?
- Yalnızca karşı tarafın değişmesini mi bekliyorum?
- Bu durumun devam etmesinde benim hangi davranışımın payı olabilir?
- Davranışımın başkaları üzerindeki etkisini görebiliyor muyum?
- “Yapamıyorum” derken hangi sonuçtan korkuyorum?
- Kararımı başkasına bırakarak hangi duygudan kaçıyorum?
- Aynı örüntü farklı ilişkilerimde de ortaya çıkıyor mu?
- Bir sonraki sefer neyi farklı yapabilirim?
- Bugün atabileceğim en küçük gerçekçi adım nedir?
Bu soruların amacı kendimizi suçlamak değil, edilgen bir konumdan daha etkin bir konuma geçebilmektir.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Zaman zaman başkalarını suçlamak veya kendi payımızı görmekte zorlanmak insan deneyiminin bir parçasıdır.
Ancak kişi farklı ilişkilerde sürekli aynı çatışmaları yaşıyor, yaşanan her sorunda kendisini tamamen etkisiz hissediyor veya davranışlarının sonuçlarını kabul etmekte uzun süredir zorlanıyorsa psikolojik destek düşünülebilir.
Özellikle şu durumlar değerlendirilebilir:
- Benzer sorunlar farklı ilişkilerde tekrar ediyorsa
- Her çatışmada tamamen haklı olduğunuzu düşünüyorsanız
- Özür dilemek veya hata kabul etmek çok zor geliyorsa
- Kararlarınızı sürekli başkalarına bırakıyorsanız
- Hayatınızın değişmesi için yalnızca başka insanların değişmesini bekliyorsanız
- Kontrolünüz dışındaki olaylarla değiştirebileceğiniz alanları ayıramıyorsanız
- Yoğun suçluluk nedeniyle bütün sorumluluğu kendinize yüklüyorsanız
- Kendi davranışlarınızın nedenlerini anlamakta zorlanıyorsanız
- Bu örüntüler iş, aile ve yakın ilişkilerde belirgin güçlük oluşturuyorsa
Psikolojik destek sürecinde amaç kişiyi suçlu ilan etmek değildir. Yaşadığı koşulların, geçmiş deneyimlerinin ve bugünkü davranışlarının birlikte değerlendirilmesi; etkileyebileceği alanların daha açık görülmesi hedeflenebilir.
Sorumluluk almak kendimizi suçlamak değil, hareket alanımızı görmektir
Hayatımızın tamamı bizim seçimlerimizden oluşmaz.
Başımıza istemediğimiz olaylar gelebilir. İnsanlar bizi kırabilir, seçeneklerimiz sınırlanabilir ve bazı kayıpları değiştiremeyebiliriz.
Buna rağmen şu soru önemini korur:
“Bütün bunların içinde bugün benim yapabileceğim ne var?”
Bu soru geçmişte yaşananları küçümsemez. Başkasının sorumluluğunu üzerimize yüklemez. Yalnızca kendi hayatımızdaki etkinliğimizi yeniden görmemize yardımcı olur.
Sorumluluk almak:
“Her şey benim yüzümden oldu.” demek değildir.
Daha çok:
“Her şeyi kontrol edemem ama vereceğim karşılıkta benim de bir payım var.” diyebilmektir.
Bazen değişimin başlangıcı, başkalarının ne yapması gerektiğini düşünmekten bir anlığına uzaklaşıp kendi davranışımıza bakabilmektir.
Çünkü bütün sorumluluğu dışarıya bıraktığımızda gücümüzü de dışarıda bırakabiliriz. Kendi payımızı görebildiğimizde ise küçük de olsa yeniden bir seçim alanı ortaya çıkar.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap