“Biraz daha düşüneyim.”
“Şartlar düzelsin, sonra karar veririm.”
“Zaman ne gösterecek bakalım.”
“Keşke biri bana ne yapmam gerektiğini söylese.”
Bazen ne istediğimizi az çok bildiğimiz hâlde karar vermekte zorlanırız.
Bitmesi gerektiğini düşündüğümüz bir ilişkiyi sürdürürüz. Memnun olmadığımız bir işte yıllarca kalırız. Yapmak istediğimiz bir değişikliği sürekli erteleriz. Birinin bizim yerimize karar vermesini bekler, koşulların bizi bir yöne itmesini isteriz.
Dışarıdan bakıldığında bu durum yalnızca “kararsızlık” gibi görünebilir.
Fakat varoluşçu açıdan karar vermek yalnızca iki seçenekten birini işaretlemek değildir. Karar, aynı zamanda kendi hayatımızdaki payımızla karşılaşmak anlamına gelir.
Çünkü seçim yaptığımız anda artık yalnızca koşullardan söz edemeyiz.
Bir noktada:
“Ben bunu seçtim.” dememiz gerekir.
Ve tam da bu nedenle karar vermek zaman zaman oldukça kaygı verici olabilir.
Karar Vermek Neden Bu Kadar Zor Olabilir?
Bir karar verdiğimizde yalnızca bir şeyi seçmeyiz. Aynı zamanda diğer ihtimallerden de vazgeçeriz.
Bir şehirde yaşamaya karar verirsek başka şehirlerde yaşayabileceğimiz hayatları geride bırakırız.
Bir ilişkiye devam etmeyi seçersek başka ihtimalleri kapatırız.
Bir mesleğe yöneldiğimizde başka yaşam yollarından vazgeçmiş oluruz.
Bu nedenle kararın içerisinde kaçınılmaz bir kayıp vardır.
Karar vermeden önce birçok ihtimal aynı anda mümkün görünür.
Karardan sonra ise:
“Ben bu yolu seçiyorum.” deriz.
İnsan bazen tam da bu yüzden seçimi erteler. Çünkü karar verilmediği sürece bütün ihtimaller zihinde yaşamaya devam edebilir.
Ancak bunun bir bedeli vardır.
Hayat beklemez.
Karar vermeyi ertelerken zaman ilerler ve bazı seçimler koşullar tarafından bizim yerimize yapılmaya başlar.
Seçim Yapmamak Gerçekten Seçim Yapmamak mıdır?
İnsan bazen:
“Ben karar vermedim.” diyerek kendisini seçim sürecinin dışında hissedebilir.
Oysa bazı durumlarda karar vermemek de fiilen bir karar biçimidir.
Bir ilişkiden ayrılmaya karar vermemek, o ilişkide kalmaya devam etmek anlamına gelir.
İş değiştirme konusunda yıllarca hiçbir şey yapmamak, mevcut işte kalmayı sürdürür.
Bir problemi konuşmamayı tercih etmek, problemin mevcut biçimde devam etmesine katkıda bulunabilir.
Başka birinin bizim yerimize karar vermesine izin vermek de sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü kararı başkasına bırakmak da bizim yaptığımız bir seçim olabilir.
Bu bakış açısı ilk anda rahatsız edici gelebilir.
Çünkü insanın:
“Başka seçeneğim yoktu.” dediği bazı durumlarda aslında:
“Diğer seçeneklerin bedelini ödemek istemedim.” gerçeğiyle karşılaşması gerekebilir.
Elbette hayatımız üzerinde sınırsız bir kontrolümüz yoktur. Ekonomik koşullar, sağlık, aile sorumlulukları, yaşadığımız toplum ve başka insanların kararları seçeneklerimizi ciddi biçimde sınırlandırabilir.
Fakat sınırların bulunması ile hiçbir seçim alanının bulunmaması aynı şey değildir.
Başkasının Bizim Yerimize Karar Vermesini Neden İsteriz?
Bazen ne istediğimizi bilsek bile bir başkasından şu cümleyi duymak isteriz:
“Bence ayrıl.”
“Bu işi bırak.”
“Kesinlikle git.”
“Bunu yapmalısın.”
Böyle bir yönlendirme rahatlatıcı olabilir.
Çünkü karar kötü sonuçlanırsa içimizden:
“Ben istemedim, o söyledi.” diyebiliriz.
Böylece kararın ağırlığının bir kısmını başkasına bırakmış oluruz.
Bu örüntü psikolojik destek sürecinde de görülebilir:
“Benim yerimde olsanız ne yapardınız?”
“Sizce ayrılmalı mıyım?”
“Bana hangisinin doğru olduğunu söyleyin.”
Fakat kişinin yerine sürekli karar vermek, kısa vadede kaygısını azaltırken uzun vadede kendi seçim kapasitesini kullanmasını zorlaştırabilir. Aşırı yönlendirme, kişinin geleceği üzerindeki sorumluluğunu fark etmesine engel olabilir.
Bazen ihtiyaç duyulan şey hazır bir cevap değil, şu soruyla karşılaşabilmektir:
“Ben neyi seçmek istiyorum ve bu seçimin bedelini taşımaya hazır mıyım?”
“Şartlar Uygun Değil” Demek Her Zaman Gerçek Neden midir?
Elbette bazı kararlar için gerçekten uygun koşulları beklemek gerekir.
Ancak bazen “doğru zamanı beklemek” karar vermemenin daha kabul edilebilir bir biçimine dönüşebilir.
“Biraz daha para biriktireyim.”
“Çocuklar biraz büyüsün.”
“İşim biraz sakinleşsin.”
“Kendimi tamamen hazır hissettiğimde yapacağım.”
Sorun şudur:
Bazı kararlar için insan hiçbir zaman yüzde yüz hazır hissetmeyebilir. Çünkü kararın doğasında belirsizlik vardır.
Bir karar vermeden önce onun gelecekte nasıl sonuçlanacağını kesin olarak bilemeyiz.
İlişkinin bitmesinin bizi gerçekten daha mutlu edip etmeyeceğini, yeni işin daha iyi olup olmayacağını, taşındığımız şehirde nasıl hissedeceğimizi, aldığımız kararın yıllar sonra doğru görünüp görünmeyeceğini önceden tam olarak bilmemiz mümkün değildir.
Bu nedenle karar verme çoğu zaman kesinlik elde etmekten çok belirsizliği göze almakla ilgilidir.
Kararsızlığın Altında Bazen Sorumluluktan Kaçınma Bulunabilir
Kendi hayatımız üzerinde etkimiz olduğunu kabul etmek özgürleştirici olduğu kadar ürkütücüdür.
Çünkü hayatımızın bazı bölümlerinin oluşmasında kendi seçimlerimizin de payı olduğunu fark ederiz.
“Patronum yüzünden mutsuzum.”
“Eşim yüzünden böyleyim.”
“Ailem yüzünden hiçbir şey yapamadım.” gibi ifadelerin içinde elbette gerçek paylar olabilir.
İnsanlar gerçekten bizi kısıtlayabilir, yaralayabilir veya hayatımızı zorlaştırabilir.
Ancak yalnızca dışarıya odaklandığımızda başka bir soru görünmez kalabilir:
“Ben bu durum karşısında ne yapıyorum?”
Bu soru suçlamak için değil, kişinin hareket alanını yeniden görebilmesi için önemlidir.
Çünkü bütün sorumluluğu dışarıya bıraktığımızda değişim gücünü de dışarıya bırakmış oluruz.
Karar vermekten kaçınmanın bazı biçimlerinde kişi kendisini seçim yapan biri olarak değil, başına olaylar gelen biri olarak yaşayabilir. Bu da zamanla kendi gücü ve kaynaklarıyla temasını azaltabilir. Karara daha etkin biçimde yaklaşmak ise kişinin kendi kapasitesini kabul etmesiyle bağlantılıdır.
“Ne Yapacağımı Bilmiyorum” Bazen Gerçekten Bilmemek midir?
Bazen gerçekten ne yapacağımızı bilmiyoruzdur.
İki seçenek birbirine yakın olabilir.
Her ikisinin de önemli avantajları ve kayıpları bulunabilir.
Ama bazen “Bilmiyorum” cümlesinin altında başka bir şey bulunur:
“Biliyorum ama seçimin sonucunu üstlenmek istemiyorum.”
Örneğin kişi ilişkide kalmak istemediğini uzun zamandır hissediyor olabilir. Fakat ayrılırsa yalnız kalmaktan korkuyordur.
O zaman sorun yalnızca:
“Ayrılmalı mıyım?” değildir.
Daha derindeki soru:
“Ayrılmayı seçersem yaşayacağım yalnızlığa dayanabilir miyim?” olabilir.
Ya da kişi işini değiştirmek istiyordur ama başarısız olma ihtimali onu korkutuyordur.
Bu durumda:
“Doğru iş hangisi?” sorusundan önce:
“Yanlış karar verme ihtimaline ne kadar dayanabiliyorum?” sorusuna bakmak gerekebilir.
Her Kararın Tamamen Bilinçli Olması Gerekmez
İnsan hayatındaki seçimlerin tamamı uzun uzun düşünüp artıları ve eksileri yazarak verilmez.
Bazı kararlar oldukça bilinçlidir.
Bazıları ağır bir içsel mücadele sonunda ortaya çıkar.
Bazılarında ise kişi bir yönde sürüklenir ve ancak sonradan nasıl bir seçim yaptığını fark eder.
Hatta erteleme, yakınlıktan kaçınma veya sürekli geri çekilme gibi örüntüler de kişinin hayatının yönünü belirleyen kararlar gibi işleyebilir; üstelik bunların tamamı bilinçli olarak verilmiş olmak zorunda değildir.
Örneğin:
“İlişki istemiyorum.” diye açıkça karar vermeyen bir kişi, yıllarca yakınlaşabileceği her insandan uzaklaşarak fiilen yalnız bir yaşam oluşturabilir.
“Başarısız olmak istiyorum.” diye düşünmeyen biri, sürekli erteleyerek kendisini başarısızlıkla sonuçlanan durumlara sokabilir.
Bu nedenle yalnızca verdiğimiz açık kararlara değil, tekrar tekrar nasıl yaşadığımıza da bakmak gerekir.
Hayatımızdaki bazı seçimler cümlelerle değil, davranışlarımızla veriliyor olabilir.
Karar Vermenin Bedeli Vardır
Karar vermeyi kolaylaştıracak kusursuz bir yöntem yoktur.
Çünkü her gerçek seçimin bir bedeli olabilir.
Bir şeyi seçerken başka bir şeyden vazgeçebiliriz.
İlişkiyi bitirdiğimizde yalnızlık yaşayabiliriz.
İlişkide kaldığımızda başka ihtimalleri kaybedebiliriz.
İş değiştirdiğimizde güvenli alanımızdan çıkarız.
Değiştirmediğimizde ise memnun olmadığımız hayatın devamını seçmiş olabiliriz.
Dolayısıyla bazen soru:
“Hangi seçenek hiç acı vermeyecek?” değildir.
Daha gerçekçi soru:
“Hangi bedeli ödemeye daha hazırım?” olabilir.
Karar Verirken Kendimize Ne Sorabiliriz?
Kararsız kaldığımızda yalnızca seçeneklerin artılarını ve eksilerini değerlendirmek değil, seçimden neden kaçındığımızı da düşünmek yararlı olabilir.
Şu sorular işe yarayabilir:
- Eğer bu kararı başkasının vermesini bekliyorsam, hangi sorumluluktan kaçıyor olabilirim?
- Hiçbir şey yapmazsam altı ay sonra hayatım nasıl görünecek?
- “Şartlar uygun değil” dediğimde gerçekten neyi bekliyorum?
- Hangi seçeneği istediğimi aslında biliyor ama sonucundan mı korkuyorum?
- Bu kararda kaybetmekten en çok korktuğum şey ne?
- Seçim yapmayarak hangi mevcut durumu sürdürmeyi seçiyorum?
Bu sorular her zaman hemen cevap üretmez.
Ama kararsızlığın yalnızca “doğru seçeneği bulamamak” olmadığını görmemize yardımcı olabilir.
Hayat Bazen Biz Karar Verene Kadar Beklemez
Karar vermek zordur çünkü seçim yalnızca özgürlük değil, sorumluluk da getirir.
Bir yol seçtiğimizde diğer ihtimallerin bir kısmını geride bırakırız. Geleceğin nasıl olacağını tam olarak bilemeden harekete geçmek zorunda kalabiliriz.
Bu nedenle bazen karar vermemek daha güvenli görünür. Fakat karar vermemek bizi hayatın dışında bırakmaz.
Bir ilişkinin içerisinde kalmaya devam ederiz.
Bir işte çalışmaya devam ederiz.
Bir konuşmayı yapmamaya devam ederiz.
Bir değişikliği ertelemeye devam ederiz.
Yani seçim yapmadığımızı düşündüğümüz anlarda bile hayatımız belirli bir yönde ilerlemektedir.
Belki de kararsızlıkla ilgili en önemli sorulardan biri şudur:
“Ben gerçekten karar veremiyor muyum, yoksa karar vermenin getireceği sorumluluk ve kayıpla karşılaşmayı mı erteliyorum?”
Bazen özgürlük istediğimiz her şeyi yapabilmek değildir.
Seçtiğimiz hayatın bizim seçimlerimizle de biçimlendiğini kabul edebilmektir
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap