“Dün ayrılmak istediğimden emindim, bugün onu çok özlüyorum.”
“Bu işi bırakmak istiyorum ama karşıma fırsat çıktığında geri çekiliyorum.”
“Bir gün kendime çok güveniyorum, ertesi gün hiçbir şeyi başaramayacağımı düşünüyorum.”
“Ailemden uzaklaşmak istiyorum ama yanlarında olmadığımda suçluluk hissediyorum.”
“Artık gerçekten ne istediğimi bilmiyorum.”
İnsanın farklı zamanlarda birbirine uymayan duygu ve düşünceler yaşaması her zaman tutarsız veya güvenilmez olduğu anlamına gelmez. Aynı durumun içinde birden fazla ihtiyaç, korku ve beklenti bulunabilir.
Bir yanımız yakınlık isterken başka bir yanımız incinmekten korkabilir. Değişmek isteyebilir fakat alıştığımız düzeni kaybetmekten çekinebiliriz. Birini sevebilir ve aynı zamanda ona öfkelenebiliriz.
Kendimizle çeliştiğimizi düşündüğümüz anlarda yalnızca “Hangisi doğru?” sorusunu sormak yerine, farklı düşüncelerimizin hangi ihtiyaçlardan doğduğuna bakmak daha açıklayıcı olabilir.
Kendimizle neden çelişiriz?
İnsan tek bir duygu, ihtiyaç veya düşünceden oluşmaz.
Bir olayla karşılaştığımızda farklı yönlerimiz aynı anda harekete geçebilir. Güvende kalmak isteyen tarafımız başka, değişmek ve yeni bir şey denemek isteyen tarafımız başka bir yönde davranmamızı isteyebilir.
Örneğin işinden memnun olmayan biri yeni bir iş aramak isteyebilir. Ancak iş görüşmesi fırsatı çıktığında başarısız olmaktan veya ekonomik güvenliğini kaybetmekten korkabilir.
Bu kişi aynı anda hem değişim hem de güvenlik istiyordur.
Benzer biçimde bir ilişkide kişi partnerine yakın olmak isteyebilir. Fakat yakınlaştığında incinme, reddedilme veya kontrolünü kaybetme korkusu yaşayabilir.
Bu durumda:
“Onu istiyor muyum, istemiyor muyum?”
sorusunun tek bir cevabı olmayabilir.
Kişi hem yakınlık istiyor hem de yakınlığın kendisinde harekete geçirdiği duygulardan korunmaya çalışıyor olabilir.
Farklı durumlar farklı yönlerimizi ortaya çıkarabilir mi?
Evet. Kendimizi her ortamda aynı şekilde yaşamayabiliriz.
İş yerinde girişken ve kararlı biri, ailesinin yanında daha çekingen hissedebilir. Arkadaşlarının arasında rahat konuşan biri, partneriyle tartışırken ne söyleyeceğini bilemeyebilir.
Bir kişi yöneticisinin karşısında kendisini küçük ve yetersiz hissederken, kendisinden daha deneyimsiz bir çalışanın yanında güçlü ve kendinden emin davranabilir.
Bu farklılıklar her zaman kişinin rol yaptığı anlamına gelmez. Farklı ilişkiler, geçmiş deneyimlerle bağlantılı farklı duygu ve beklentileri harekete geçirebilir.
Önemli olan bütün ortamlarda aynı davranmak değil, hangi ilişkinin bizde hangi yönü ortaya çıkardığını fark edebilmektir.
Aynı anda birbirine zıt duygular yaşayabilir miyiz?
Bir insan aynı kişiye karşı sevgi ve öfke hissedebilir.
Çocuğunu çok seven bir ebeveyn onun talepleri karşısında yorulabilir ve yalnız kalmak isteyebilir. Ailesine bağlı olan biri başka bir şehirde kendi hayatını kurmayı arzulayabilir.
Bir arkadaşımızın başarısına sevinebilir ve aynı anda onun sahip olduğu şeyi kıskanabiliriz. Yeni bir işe başladığımız için heyecanlanabilir ve başarısız olmaktan korkabiliriz.
Bu duygulardan birinin varlığı diğerini mutlaka geçersiz kılmaz.
“Onu seviyorsam kızmamalıyım.”
“Ailemden uzaklaşmak istiyorsam onları sevmiyorum.”
“Arkadaşım adına seviniyorsam kıskanmamalıyım.”
gibi düşünceler, insanın duygusal yaşamını gereğinden fazla siyah-beyaz hâle getirebilir.
Duygularımızın karmaşık olması, hissettiklerimizin sahte olduğu anlamına gelmez.
Çelişkili duygular ikiyüzlülük anlamına mı gelir?
Hayır. İkiyüzlülük ile aynı anda farklı duygular yaşamak aynı şey değildir.
İkiyüzlülük, kişinin başkalarını yanıltmak amacıyla gerçek niyetini bilinçli biçimde saklamasıyla ilişkilidir. Çelişkili duygularda ise kişi bazen kendi içinde yaşanan farklı eğilimleri anlamakta zorlanır.
Bir gün partnerine yakın olmak isteyen kişi, ertesi gün ondan uzaklaşabilir. Bu davranış karşı tarafın kafasını karıştırabilir. Ancak kişinin amacı her zaman karşısındaki insanı yanıltmak olmayabilir.
Yakınlık kurduğunda korkan, uzaklaştığında ise yalnız hisseden biri iki ihtiyacın arasında gidip geliyor olabilir.
Bu durum davranışların karşı taraf üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz. Kişinin kendi kafa karışıklığını anlaması kadar, davranışlarının ilişkide oluşturduğu belirsizliğin sorumluluğunu alması da önemlidir.
Dün çok netken bugün neden kararsız hissediyorum?
İnsan bir karar hakkında farklı zamanlarda farklı şeyler düşünebilir.
Tartışmanın hemen ardından:
“Bu ilişkiyi bitireceğim.” diye düşünebilir.
Öfkesi azaldığında partnerini özleyebilir ve ilişkiyi sürdürmek isteyebilir.
İş yerinde zor bir gün geçirdiğinde istifa etmekten emin olabilir. Maaş günü geldiğinde işin sağladığı güvenceyi daha fazla önemseyebilir.
Burada değişen yalnızca düşünce değildir. O anda öne çıkan ihtiyaç ve duygu da değişmiştir.
Öfkeliyken uzaklaşma ihtiyacı, yalnız hissederken yakınlık ihtiyacı, kaygılıyken güvenlik ihtiyacı daha görünür hâle gelebilir.
Bir duygunun yoğun olduğu anda verilen karar, kişinin bütün ihtiyaçlarını temsil etmeyebilir.
Duygu değiştiğinde gerçek düşüncemiz de değişir mi?
Duygularımız düşüncelerimizi etkileyebilir. Ancak bu durum, düşündüğümüz her şeyin geçersiz olduğu anlamına gelmez.
Öfkeliyken fark ettiğimiz bir sorun gerçekten var olabilir. Sakinleştiğimizde ilişkiye dair olumlu duygularımız yeniden görünür olabilir.
Burada amaç hangi duygunun “sahte” olduğunu bulmak değildir. Farklı duyguların bize ne anlattığını birlikte düşünebilmektir.
Kişi kendisine şu soruları sorabilir:
“Öfkeliyken neyi korumaya çalışıyorum?”
“Yalnız kaldığımda neye ihtiyaç duyuyorum?”
“Kaygılandığımda neden eski kararıma dönüyorum?”
“Bu duygular sakinleştiğinde benim için önemli olan ne kalıyor?”
Karar verirken yalnızca en yoğun olduğumuz ana değil, farklı zamanlarda tekrar eden ihtiyaçlarımıza bakmak daha açıklayıcı olabilir.
“Ne istediğimi bilmiyorum” ne anlama gelebilir?
Bazen gerçekten ne istediğimizi bilmeyebiliriz.
Seçenekler birbirine yakın olabilir. Her seçeneğin önemli kazançları ve kayıpları bulunabilir. Yeterli bilgiye sahip olmadığımız için beklememiz gerekebilir.
Ancak bazı durumlarda “Bilmiyorum.” cümlesi, birden fazla isteğin aynı anda bulunması anlamına gelebilir.
Kişi ilişkide kalmak ve özgür olmak isteyebilir.
Ailesine yakın yaşamak ve kendi düzenini kurmak isteyebilir.
Başarılı olmak ve başarının getireceği sorumluluklardan uzak durmak isteyebilir.
Görülmek ve dikkat çektiğinde eleştirilmekten korunmak isteyebilir.
Bu durumda kişi hiçbir şey istemiyor değildir. Birbirinden farklı sonuçlara götüren birden fazla şeyi aynı anda istiyordur.
Gerçekten bilmemek ile karar vermeyi ertelemek aynı mıdır?
Hayır. Bazen karar vermek için zamana ve daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır. Bazen de kişi kararın getireceği kayıpla karşılaşmak istemediği için belirsizliği sürdürür.
Karar vermekten kaçınmak konulu yazıda, seçim yapmamanın hangi durumlarda mevcut düzeni sürdürmenin bir yolu hâline gelebildiği daha ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Burada sorulabilecek temel soru şudur:
“Karar vermek için gerçekten eksik bir bilgim mi var, yoksa kararın sonucunda yaşayacağım duygudan mı kaçınıyorum?”
İlişkiden ayrılırsa yalnız kalmaktan korkan biri, ilişki hakkında daha fazla düşünerek kesinliğe ulaşmaya çalışabilir. Fakat sorun bilgi eksikliği değil, yalnızlık ihtimaliyle karşılaşmanın güçlüğü olabilir.
Böyle bir durumda daha fazla düşünmek her zaman daha net bir cevap üretmez.
Söylediklerimizle yaptıklarımız neden birbirini tutmayabilir?
İnsan bazen bir şeyi istediğini söyler fakat davranışları başka bir yönde ilerler.
“Yakın bir ilişki istiyorum.” der ancak biri kendisine yaklaştığında geri çekilir.
“Başarılı olmak istiyorum.” der fakat önemli işleri sürekli erteler.
“Kimsenin fikrini önemsemiyorum.” der ancak eleştirildiğinde günlerce bunu düşünür.
Bu farklılık kişinin mutlaka yalan söylediği anlamına gelmez. Söylediği şey bilinçli isteğini, davranışı ise fark etmediği bir korkuyu veya ihtiyacı gösterebilir.
Kişi ilişki isteyebilir ve aynı zamanda reddedilmekten korkabilir. Başarılı olmak isteyebilir fakat başarısız olduğunda yaşayacağını düşündüğü utançtan kaçınabilir.
Söz ve davranış arasındaki farkı yalnızca irade eksikliği olarak görmek, davranışın taşıdığı psikolojik anlamı gözden kaçırabilir.
Davranışlarımız fark etmediğimiz ihtiyaçları gösterebilir mi?
Tekrarlayan davranışlar bazen kişinin ifade etmekte zorlandığı ihtiyaçlarla bağlantılı olabilir.
Her önemli görüşmeye geç kalan biri yalnızca zamanını planlamakta zorlanıyor olabilir. Ancak görüşmeye gitmekle ilgili kaygı, isteksizlik veya öfke de yaşıyor olabilir.
Sürekli yardım isteyen fakat verilen önerileri uygulamayan biri gerçekten çözüme ihtiyaç duyabilir. Aynı zamanda kararın sorumluluğunu tek başına taşımaktan çekinebilir.
Burada davranışa tek ve kesin bir anlam yüklenmemelidir.
Daha uygun sorular şunlar olabilir:
“Bu davranış en çok hangi durumlarda ortaya çıkıyor?”
“Yapmadan hemen önce ne hissediyorum?”
“Bu davranış beni neden koruyor olabilir?”
“Davranışın kısa vadede sağladığı rahatlık nedir?”
“Uzun vadede bana nasıl bir bedel oluşturuyor?”
Başkalarının yanında neden farklı biri gibi hissederiz?
İlişkiler kendimizle ilgili farklı deneyimleri ortaya çıkarabilir.
Bizi sürekli eleştiren birinin yanında savunmacı olabiliriz. Onayını önemsediğimiz birinin yanında daha uyumlu davranabiliriz. Güvendiğimiz bir arkadaşımızın yanında daha rahat ve kendiliğinden hissedebiliriz.
Bu durum kişiliğimizin her ortamda tamamen değiştiği anlamına gelmez. Karşımızdaki kişinin davranışları, ondan beklentilerimiz ve geçmiş ilişkilerimizden taşıdığımız deneyimler kendimizi nasıl yaşadığımızı etkileyebilir.
Kişi bazı ilişkilerde güçlü, bazılarında yetersiz; bazı ortamlarda konuşkan, bazılarında sessiz olabilir.
Kendine sadık olmak, bütün ilişkilerde değişmeden kalmak değildir. Farklı ortamlarda nelerin bizi değiştirdiğini ve hangi ihtiyaçlarımızı geri plana attığımızı fark edebilmektir.
Hangisi gerçek benliğimizdir?
Kendimizde gördüğümüz farklı yönlerden yalnızca birini “gerçek”, diğerlerini “sahte” olarak adlandırmak her zaman açıklayıcı olmayabilir.
İş yerindeki kararlı yönümüz de ailemizin yanında ortaya çıkan çekingenliğimiz de deneyimimizin bir parçası olabilir.
Daha yararlı sorular şunlar olabilir:
“Hangi ortamda kendimi daha özgür hissediyorum?”
“Hangi ilişkide sürekli kendimi kontrol ediyorum?”
“Kimlerin yanında ihtiyaçlarımı ifade edemiyorum?”
“Hangi davranışım korkudan, hangisi kendi seçimimden doğuyor?”
“Farklı yönlerimi birlikte kabul edebiliyor muyum?”
Amaç tek ve değişmeyen bir kimlik bulmak değil, farklı yönlerimiz arasında daha anlaşılır bir bağ kurabilmektir.
İçsel çelişki ne zaman günlük yaşamı zorlaştırır?
Zaman zaman çelişkili duygular yaşamak tek başına psikolojik bir sorun anlamına gelmez.
Ancak kişi kendi isteklerini sürekli ayırt edemiyor, verdiği kararlar sık sık tamamen tersine dönüyor veya davranışları ilişkilerinde yoğun belirsizlik oluşturuyorsa durum günlük yaşamı zorlaştırabilir.
Örneğin kişi:
Yakınlaştığı insanları aniden hayatından çıkarıyorsa,
bir gün aldığı karardan ertesi gün hiçbir açıklama yapmadan vazgeçiyorsa,
davranışlarının sonuçlarını anlamakta zorlanıyorsa,
insanları bazen tamamen iyi, bazen tamamen kötü görüyorsa,
sık sık kendisini tanıyamadığını hissediyorsa,
iş, eğitim ve ilişkilerinde aynı örüntüler nedeniyle tekrar tekrar güçlük yaşıyorsa,
duyguları değiştiğinde bütün hayat planını değiştirmek istiyorsa,
kendi kararlarına ve algılarına güvenmekte zorlanabilir.
Burada tek bir davranış üzerinden sonuç çıkarılmamalıdır. Önemli olan durumun ne sıklıkla tekrar ettiği ve kişinin günlük yaşamını ne kadar etkilediğidir.
Kafa karışıklığını anlamaya nereden başlayabiliriz?
Kafa karışıklığını hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine içindeki farklı sesleri ayırt etmek yararlı olabilir.
Kişi:
“Bir yanım bu ilişkide kalmak istiyor.”
“Başka bir yanım uzaklaşmak istiyor.” diyebilir.
Ardından her iki tarafın ne istediğine bakabilir.
Kalmak isteyen taraf yakınlığa, güvene veya yalnız kalmamaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Uzaklaşmak isteyen taraf özgürlük, korunma veya duyulma ihtiyacı taşıyabilir.
Amaç taraflardan birini susturmak değildir. Her birinin hangi ihtiyeti temsil ettiğini anlamaktır.
İçsel karmaşa bazen “Ne istediğimi bilmiyorum.” cümlesinden daha ayrıntılı bir biçime dönüşebilir:
“Yakınlık istiyorum fakat kontrol edilmekten korkuyorum.”
“Başarılı olmak istiyorum fakat başarısızlık ihtimali karşısında yoğun utanç yaşayacağımı düşünüyorum.”
“Ailemle yakın olmak istiyorum fakat kararlarıma karışılmasını istemiyorum.”
Bu ayrımlar oluştuğunda sorun hemen çözülmese bile kişi ne yaşadığını daha açık görebilir.
Kendimize hangi soruları sorabiliriz?
Kafa karışıklığı yaşadığımızda şu sorular yardımcı olabilir:
- Bu düşüncem en çok hangi durumlarda değişiyor?
- Karşımdaki kişi değiştiğinde ben de farklı mı hissediyorum?
- Şu anda öne çıkan ihtiyacım ne?
- Hangi sonuçtan korktuğum için geri çekiliyorum?
- Söylediğim şeyle yaptığım şey arasındaki fark nedir?
- Bu davranış kısa vadede beni neyden koruyor?
- Daha sakin olduğum zamanlarda hangi ihtiyacım tekrar ediyor?
- Bir seçim yaptığımda kaybetmekten en çok korktuğum şey ne?
- Başkalarının beklentileri olmasaydı ben ne isterdim?
- Aynı davranışı sürdürürsem hayatım nasıl şekillenecek?
Bu soruların amacı hızlı bir cevap bulmak değil, farklı düşünce ve davranışlar arasındaki bağlantıyı görebilmektir.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Çelişkili duygular yaşamak ve zaman zaman ne istediğini bilememek insan deneyiminin bir parçasıdır.
Ancak kafa karışıklığı kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve kararlarını sürekli etkiliyorsa psikolojik destek düşünülebilir.
Özellikle şu durumlarda değerlendirme yararlı olabilir:
- Kişi kendi duygu ve düşüncelerini ayırt etmekte uzun süredir zorlanıyorsa
- Verilen kararlar sık sık ve ani biçimde değişiyorsa
- Yakın ilişkiler sürekli yaklaşma ve uzaklaşma döngüsüne giriyorsa
- Kişi davranışlarının nedenlerini anlamakta zorlanıyorsa
- Aynı çatışmalar iş, aile ve romantik ilişkilerde tekrar ediyorsa
- Yoğun duygular sırasında alınan kararlar ciddi sonuçlara yol açıyorsa
- Kişi sık sık kendisini tanıyamadığını veya kim olduğunu bilmediğini hissediyorsa
- Kafa karışıklığı iş, eğitim, uyku veya ilişkilerde belirgin güçlük oluşturuyorsa
Kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri bulunuyorsa yalnız kalmamak, güvendiğiniz bir kişiden destek istemek ve 112’ye ya da en yakın acil servise başvurmak gerekir.
Samsun’da psikolojik destek sürecinde amaç kişiye hangi kararı vermesi gerektiğini söylemek değildir. Birbiriyle çelişiyor gibi görünen duygu, ihtiyaç ve davranışların hangi koşullarda ortaya çıktığını birlikte anlamaya çalışmaktır.
Tutarlılık her zaman aynı kalmak değildir
Psikolojik tutarlılık, her durumda aynı şeyi düşünmek veya hiçbir zaman fikir değiştirmemek değildir.
İnsan yeni bilgiler edinebilir, farklı duygular yaşayabilir ve daha önce verdiği bir kararı yeniden değerlendirebilir.
Asıl mesele değişmek değil, değişimin nasıl gerçekleştiğini anlayabilmektir.
“Fikrimi neden değiştirdim?”
“Şu anda hangi ihtiyacım öne çıktı?”
“Bu karar önceki değerlerimle nasıl bağlantılı?”
“Davranışımın başkaları üzerindeki etkisini görebiliyor muyum?”
soruları değişimin daha anlaşılır hâle gelmesine yardımcı olabilir.
İçimizde farklı yönlerin bulunması bizi sahte veya güvenilmez yapmaz. Ancak bu yönler arasında hiçbir bağlantı kuramadığımızda hem kendimizin hem de çevremizdeki insanların kafası karışabilir.
Kendimizi tanımak, bütün çelişkileri ortadan kaldırmak değildir.
Birbirine uymuyor gibi görünen düşünce, duygu ve davranışların aynı kişinin deneyiminde nasıl bir araya geldiğini anlayabilmektir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap