“Bu kadar sorun varken eğlenmek doğru gelmiyor.”
“İşlerimi bitirmeden dinlenirsem kendimi kötü hissediyorum.”
“Birileri benden daha zor durumdayken benim mutlu olmam garip geliyor.”
“Her şey yolunda olsa bile kendimi rahat bırakamıyorum.”
“Güzel bir şey olduğunda birazdan kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum.”
Hayattan keyif almak bazen suçluluk hissettirebilir. Çünkü insan yalnızca nelerden keyif aldığını değil, ne zaman keyif almaya hakkı olduğunu da öğrenebilir.
Kişi dinlenmenin, eğlenmenin veya kendisine bir şey almanın ancak yeterince çalıştıktan, yorulduktan ya da fedakârlık yaptıktan sonra mümkün olduğuna inanabilir.
Bu durumda keyif almak kendiliğinden yaşanan bir deneyim olmaktan çıkar. Kazanılması gereken bir ödüle dönüşür.
İnsan kendisine izin vermeden dinlendiğinde ise bedeni durmasına rağmen zihni çalışmaya devam eder:
“Bunu hak ettim mi?”
“Şu anda başka bir şey yapmam gerekmiyor mu?”
“Zamanımı boşa mı harcıyorum?”
Hayattan keyif almak neden suçluluk hissettirebilir?
Bir akşam hiçbir şey yapmadan dinlenmek.
Sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmek.
Seyahate çıkmak.
Kendimize bir şey almak.
Başarımızı kutlamak.
Güzel geçen bir günün tadını çıkarmak.
Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir. Buna rağmen bazı insanlar iyi hissetmeye başladıkları anda kendilerini sorgulayabilir.
Bu suçluluğun altında farklı düşünceler bulunabilir:
“Önce sorumluluklarımı tamamlamalıyım.”
“İnsan sürekli çalışmalı.”
“Boş durmak tembelliktir.”
“Başkaları zorlanırken benim rahat olmam doğru değil.”
“Bu kadar iyi hissedersem kontrolü kaybederim.”
“Fazla sevinirsem ardından kötü bir şey olur.”
Bu düşünceler her zaman açık biçimde zihnimizden geçmez. Bazen yalnızca dinlenememe, sürekli meşgul olma veya güzel bir anda aniden huzursuzlaşma şeklinde kendisini gösterebilir.
Keyif almanın hak edilmesi gerektiği düşüncesi
Çocukluk döneminde sorumluluk geliştirmek önemlidir. Çocuğun görevlerini yerine getirmeyi, beklemeyi ve her isteğinin hemen gerçekleşmeyeceğini öğrenmesi gerekir.
Ancak sorumluluk ile keyfin sürekli şarta bağlanması aynı değildir.
Çocuk sık sık şu mesajları duyabilir:
“Önce dersini bitir.”
“Boş boş oturma.”
“Hayat eğlenceden ibaret değil.”
“Biraz ciddi ol.”
“Bütün işlerin bitsin, sonra dinlenirsin.”
Bu cümleler kendi bağlamında anlaşılabilir. Fakat tekrarlandığında kişi zamanla şu sonuca varabilir:
“Bir şeyden keyif alabilmem için önce onu hak etmem gerekiyor.”
Böylece dinlenme temel bir ihtiyaç olarak değil, başarının karşılığında verilen bir ödül olarak görülmeye başlanabilir.
Kişinin değerini üretkenliğiyle ölçmesi
Bazı insanlar kendilerine verdikleri değeri yaptıkları işlerle yakından ilişkilendirir.
Çalışıyorsam değerliyim.
Bir şey başarıyorsam yeterliyim.
İnsanlara faydalıysam önemliyim.
Sürekli meşgulsem zamanımı iyi kullanıyorum.
Bu durumda hiçbir şey yapmamak yalnızca dinlenmek gibi hissedilmez. Kişinin zihninde:
“Şu anda faydalı değilim.”
anlamına gelebilir.
Yoğun çalışan biri pazar günü öğlene kadar uyuduğunda bedeni dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu gösterebilir. Zihni ise:
“Günün yarısını kaybettin.”
diyebilir.
Kişi kendisini değerli hissedebilmek için sürekli üretmek zorunda kaldığında dinlenme, rahatlama yerine değersizlik veya yetersizlik duygusunu harekete geçirebilir.
Dinlenirken neden suçluluk hissederiz?
Dinlenmek yalnızca boş zaman bulmak değildir. Kişinin o zamanın içinde kendisine durma izni verebilmesi de gerekir.
Bazen insan işlerini bitirir, telefonunu kapatır ve koltuğa oturur. Ancak zihninde yapılabilecek başka şeyler dolaşmaya devam eder:
“Evi düzenleyebilirdim.”
“O mesaja cevap vermeliydim.”
“Yeni haftayı planlasam daha iyi olurdu.”
“Bu zamanı daha yararlı kullanabilirdim.”
Böyle bir durumda kişi fiziksel olarak dinlenebilir fakat psikolojik olarak görev başında kalmaya devam eder.
Her şeyi bitirdikten sonra dinlenme beklentisi
“Şu işleri bitireyim, sonra rahatlayacağım.”
Bu düşünce ilk bakışta oldukça mantıklı görünebilir.
Ancak yetişkin yaşamında her şeyin tamamen bittiği bir an çoğu zaman gelmez.
İşler tamamlandığında evle ilgili sorumluluklar hatırlanır.
Ev düzenlendiğinde cevaplanması gereken mesajlar ortaya çıkar.
Bunlar bittiğinde gelecek haftanın planı düşünülür.
Bir sorumluluk tamamlanırken başka biri başlayabilir.
Dinlenme yalnızca her şeyin bitmesinden sonra mümkünse sürekli geleceğe ertelenebilir.
Kişi zamanla kendisine dinlenmek için boşluk açmak yerine, boşluk ortaya çıktığında onu yeni bir işle doldurmaya başlayabilir.
Bedensel dinlenme ile zihinsel dinlenme arasındaki fark
Bedensel olarak durmak, zihinsel olarak dinlenmek anlamına gelmeyebilir.
Kişi tatilde olabilir fakat iş yerinde neler olduğunu sürekli kontrol edebilir.
Televizyon izlerken yapmadığı işleri düşünebilir.
Arkadaşlarıyla otururken ertesi günün sorumluluklarını planlayabilir.
Uyumaya çalışırken gün içinde daha fazla neler yapabileceğini hesaplayabilir.
Bu nedenle dinlenmenin önündeki engel her zaman zaman eksikliği değildir. Bazen durduğumuzda ortaya çıkan suçluluk, kaygı veya değersizlik hissidir.
Suçluluk her zaman yanlış bir şey yaptığımızı mı gösterir?
Hayır.
Suçluluk bazen gerçekten bir değerimizi ihlal ettiğimizi gösterebilir. Verdiğimiz bir sözü tutmadığımızda, birini bilerek kırdığımızda veya sorumluluğumuzu ihmal ettiğimizde suçluluk yaşayabiliriz.
Bu duygu hatamızı fark etmemize, özür dilememize ve davranışımızı düzeltmemize yardımcı olabilir.
Ancak her suçluluk, gerçekten yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez.
Dinlenirken hissedilen suçluluk şu iki soruyla değerlendirilebilir:
“Gerçekten yerine getirmem gereken bir sorumluluğu mu ihmal ediyorum?”
“Yoksa durduğum için kendimi değersiz veya tembel mi hissediyorum?”
Bazen ortada ihmal edilmiş bir sorumluluk yoktur. Kişi yalnızca uzun zamandır kendisine dinlenme izni vermediği için suçlu hissediyor olabilir.
Duygunun gerçek olması, suçlamanın mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Başkaları zor durumdayken mutlu olmak bencillik midir?
Bir yakınımız kayıp yaşamış olabilir.
Ailemizden biri ekonomik güçlük çekebilir.
Arkadaşımız zor bir dönemden geçebilir.
Dünyada yaşanan acılara tanık olabiliriz.
Kendi hayatımızdaki güzel bir anın ortasında aklımıza şu soru gelebilir:
“Benim burada mutlu olmam doğru mu?”
Bu düşünce başkalarının yaşadıklarına duyarlı olduğumuzu gösterebilir. Ancak duyarlılık ile kendimize iyi gelen her şeyi yasaklamak aynı değildir.
Bir arkadaşımız üzgünken ona destek olabilir ve aynı gün kendi hayatımızdaki güzel bir gelişmeye sevinebiliriz.
Yakınımız zorlanırken ihtiyaç duyduğu ölçüde yanında olabilir ve yine de dinlenebiliriz.
Dünyadaki acıları önemseyebilir ve sevdiğimiz insanlarla güzel vakit geçirebiliriz.
Kendi mutsuzluğumuz, başkasının acısını kendiliğinden azaltmaz. Aynı şekilde kendi mutluluğumuz da onların yaşadıklarını önemsiz gördüğümüz anlamına gelmez.
İnsan aynı anda hem başkasının acısını önemseyebilir hem de kendi yaşamındaki iyi bir şeyi fark edebilir.
Güzel bir şey yaşandığında neden kötü bir şey bekleriz?
Bazı insanlar için güzel bir deneyim yalnızca sevinç oluşturmaz. Beraberinde tedirginlik de getirir.
İlişkisi iyi gidiyordur:
“Kesin bir şey olacak.”
İşinde güzel bir gelişme yaşanmıştır:
“Fazla sevinmeyeyim.”
Uzun zamandır istediği bir şeye ulaşmıştır:
“Bunun mutlaka bir bedeli çıkar.”
Tatilde huzurlu hisseder:
“Dönünce işler kesin karışacak.”
Kişi iyi hissettiğinde savunmasız kalacağını düşünebilir. Henüz kötü bir şey olmadan kendisini olası hayal kırıklığına hazırlamaya başlayabilir.
Fakat gelecekte yaşanabilecek acıya hazırlanırken bugünkü güzel deneyimin içinde bulunmak da zorlaşabilir.
Fazla sevinmeme düşüncesi
Bazı ailelerde ve sosyal çevrelerde sevincin fazla gösterilmesi hoş karşılanmayabilir:
“Çok gülme, ağlarsın.”
“Fazla heveslenme.”
“Ne olacağı belli olmaz.”
“Nazar değmesin.”
Bu ifadeleri duyan herkesin yetişkinlikte mutluluktan korkacağı söylenemez. Ancak bazı kişiler, iyi bir şey yaşandığında sevincini azaltmanın kendisini koruyacağına inanabilir.
“Çok sevinmezsem kaybettiğimde daha az üzülürüm.”
“Çok bağlanmazsam ayrılık o kadar acıtmaz.”
“Başarıma fazla güvenmezsem başarısızlık beni yıkmaz.”
Sevinci azaltmak gelecekteki kaybı engellemez. Fakat bugün yaşanabilecek güzel deneyimi sınırlayabilir.
Olası hayal kırıklığına önceden hazırlanmak
Kişi gelecekte yaşayabileceği acıyı kontrol etmek için bugünden kaygılanmaya başlayabilir.
İyi giden ilişkide ayrılığı düşünür.
Başarılı olduğu işte hata yapacağı anı bekler.
Sağlıklı olduğu dönemde başına gelebilecek hastalıkları hayal eder.
Böylece olası kötü son karşısında hazırlıksız yakalanmayacağını düşünebilir.
Bu hazırlık kısa süreli bir kontrol hissi sağlayabilir. Ancak kişi sürekli gelecekteki tehlikeye odaklandığında içinde bulunduğu anla temasını kaybedebilir.
Kaygılanmak her zaman korumaz. Bazen yalnızca güzel olanı yaşama süresini kısaltır.
Hayattan keyif almak sorunları görmezden gelmek midir?
Hayır.
Hayattan keyif almak:
“Her şey mükemmel.”
demek değildir.
Sorunları inkâr etmek değildir.
Acıyı küçümsemek değildir.
Sorumluluklardan vazgeçmek değildir.
İnsan yaşamında aynı anda birden fazla gerçek bulunabilir.
İşimizde zorlanabilir ve hafta sonu yürüyüş yapmaktan keyif alabiliriz.
İlişkimizde bir sorun yaşayabilir ve arkadaşımızla güzel bir akşam geçirebiliriz.
Yas tutarken kısa bir an gülebilir, ardından yeniden özlem hissedebiliriz.
Kaygılı olduğumuz bir dönemde sevdiğimiz bir müzik bizi birkaç dakika rahatlatabilir.
İyi bir an yaşamak, zor olanın gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Zor olanın varlığı da iyi olan her şeyi geçersiz kılmak zorunda değildir.
Kimin hayat anlayışına göre yaşıyoruz?
İnsan neyin değerli olduğuna tamamen tek başına karar vermez.
Ailesi, çevresi, okulu, mesleği ve içinde yaşadığı kültür ona nasıl bir hayat sürmesi gerektiği hakkında mesajlar verir:
“Başarılı ol.”
“Güçlü ol.”
“Çalışkan ol.”
“Boş durma.”
“Daha fazlasını yap.”
Bu değerlerin bazılarını gerçekten benimseyebiliriz. Çalışmak, sorumluluk almak ve gelişmek bizim için önemli olabilir.
Ancak başkalarının değerlerini sorgulamadan kendi değerimiz gibi yaşamaya başladığımızda dışarıdan başarılı görünen bir hayatın içinde bile kendimize yabancı hissedebiliriz.
Bu nedenle bazen yalnızca:
“Nasıl daha mutlu olabilirim?”
diye sormak yeterli değildir.
Şu sorular da düşünülebilir:
“Ben gerçekten nasıl bir hayat istiyorum?”
“Nelerden kendiliğimden keyif alıyorum?”
“Neleri yalnızca yapmam gerektiğini düşündüğüm için yapıyorum?”
“Dinlenebilmek için önce neyi kanıtlamam gerektiğine inanıyorum?”
“Başarılı görünmek ile kendimi iyi hissetmek arasında nasıl bir ilişki var?”
Kendimize keyif almaya nasıl izin verebiliriz?
Keyif alma konusunda yaşanan güçlükler her zaman büyük değişiklikler gerektirmez. Öncelikle iyi bir deneyim sırasında ortaya çıkan iç ses fark edilebilir.
Dinlenmeye oturduğumuz anda ne düşünüyoruz?
Bir başarıyı kutlarken kendimize ne söylüyoruz?
Güzel bir haber aldığımızda ne kadar süre sonra kötü ihtimalleri düşünmeye başlıyoruz?
Başkasının acısını gördüğümüzde kendi hayatımızdaki iyi şeyleri iptal etme ihtiyacı hissediyor muyuz?
Bu sorular otomatik hâle gelen kuralları görünür kılabilir.
İçimizdeki kuralı fark etmek
Dinlenirken:
“Şu anda çalışmalıyım.”
düşüncesi ortaya çıktığında şu soru sorulabilir:
“Gerçekten yerine getirmem gereken acil bir görev mi var, yoksa dinlenirken suçluluk hissetmeye mi alışmışım?”
Kendimize bir şey aldığımızda:
“Bunu hak etmedim.”
düşüncesi geliyorsa şu soru düşünülebilir:
“Kendime iyi davranabilmek için neden önce yorulmam gerekiyor?”
Amaç her suçluluk düşüncesini hemen susturmak değildir. Önce onun hangi kurala dayandığını anlamaktır.
Dinlenmeyi ödül olmaktan çıkarmak
Dinlenme yalnızca görevler tamamlandığında verilen bir ödül değildir. İnsan bedeninin ve zihninin sürdürülebilir biçimde çalışabilmesi için duyduğu ihtiyaçlardan biridir.
Bu nedenle dinlenme programın sonunda kalan tesadüfi bir boşluk yerine, programın bir parçası olarak düşünülebilir.
Kişi kendisine:
“Her şeyi bitirirsem dinleneceğim.”
demek yerine:
“Bugün yapabileceklerimin bir sınırı var. Dinlenmeye de zaman ayıracağım.”
diyebilir.
Dinlenmeyi planlamak ilk zamanlarda suçluluğu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Ancak kişinin ihtiyaçlarını sürekli son sıraya bırakmamasına yardımcı olabilir.
Güzel bir deneyimin içinde kalabilmek
Bazı insanlar bir başarı yaşadıklarında hemen bir sonraki hedefe geçer.
Bir işi tamamlar:
“Şimdi sırada ne var?”
diye düşünür.
Güzel bir haber alır:
“Peki ya devamı gelmezse?”
diye kaygılanır.
Bazen birkaç dakika durmak yararlı olabilir:
“Bu başarı benim için ne ifade ediyor?”
“Şu anda bedenimde nasıl bir duygu var?”
“Bu anı hemen geçmeden yaşayabilir miyim?”
Hayatın tadını çıkarmak her zaman daha fazla şey elde etmek değildir. Bazen yaşanan deneyimin içinde biraz daha kalabilmektir.
Suçluluk ile sorumluluğu ayırmak
Kendimize izin vermek, bütün sorumlulukları bırakmak anlamına gelmez.
Kişi hem sorumluluklarını yerine getirebilir hem de dinlenebilir.
Hem başkalarına destek olabilir hem de kendi ihtiyacını gözetebilir.
Hem geleceği planlayabilir hem de bugünkü güzel deneyimin içinde bulunabilir.
Buradaki temel ayrım şudur:
Sorumluluk, yapılması gerekenleri gerçekçi biçimde değerlendirmeyi gerektirir.
Suçluluk ise bazen hiçbir somut ihmal bulunmadığı hâlde kişinin kendisini kötü, tembel veya değersiz hissetmesine neden olabilir.
Keyif alamamak ne zaman dikkate alınmalıdır?
Her insan zaman zaman daha isteksiz olabilir. Yoğun stres, kayıp, ilişki sorunları ve yaşam değişiklikleri kişinin daha önce sevdiği etkinliklere ilgisini geçici olarak azaltabilir.
Ancak uzun süredir hiçbir şeyden keyif alınamıyorsa bu durum yalnızca kişinin kendisine izin vermemesiyle açıklanmamalıdır.
Özellikle keyif alamamaya şu durumlar eşlik ediyorsa daha ayrıntılı değerlendirme gerekebilir:
Uzun süren çökkünlük,
belirgin enerji kaybı,
uyku veya iştahta dikkat çekici değişiklikler,
umutsuzluk,
yoğun değersizlik veya suçluluk,
dikkati sürdürmekte zorlanma,
günlük sorumlulukları yerine getirememe,
daha önce ilgi duyulan birçok etkinlikten uzaklaşma,
kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri.
Bu belirtilerden bir veya birkaçının bulunması tek başına tanı koydurmaz. Belirtilerin süresi, yoğunluğu ve günlük yaşam üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri bulunuyorsa durum bekletilmeden ciddiye alınmalı ve uygun sağlık desteğine ulaşılmalıdır. Yakın ve acil bir tehlike varsa kişi yalnız bırakılmamalı ve acil yardım hizmetlerine başvurulmalıdır.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Keyif alırken zaman zaman suçluluk hissetmek tek başına psikolojik bir problem olduğu anlamına gelmez.
Ancak kişi dinlenmeye hiç izin veremiyorsa, değerini yalnızca çalışmasıyla ölçüyorsa veya iyi hissettiği her anda yoğun bir kaygı yaşıyorsa psikolojik destek düşünülebilir.
Şu durumlar değerlendirilebilir:
Dinlenmek sürekli tembellik gibi hissediliyorsa,
boş zaman hemen yeni sorumluluklarla dolduruluyorsa,
başarılar hiçbir zaman yeterli gelmiyorsa,
güzel anlarda sürekli kötü bir olay bekleniyorsa,
başkalarının yaşadığı zorluklar nedeniyle kişi kendi mutluluğunu yasaklıyorsa,
çalışılmadığında yoğun değersizlik hissediliyorsa,
keyif alma güçlüğü kişinin ilişkilerini ve günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa.
Bireysel danışmanlık sürecinde yalnızca kişinin nasıl daha fazla keyif alacağına odaklanılmaz. Dinlenmenin neden suçluluk oluşturduğu, kişinin değerini ne üzerinden kurduğu ve iyi hissetmenin neden tehlikeli gelebileceği de değerlendirilebilir.
Amaç sorumluluklardan uzaklaşmak değil; sorumluluklar ile kişinin ihtiyaçları arasında daha sürdürülebilir bir ilişki kurmasına yardımcı olmaktır.
Hayatın zor olması güzel olanı yasaklamaz
Hayat yalnızca keyifli deneyimlerden oluşmaz.
Kaybederiz.
Hayal kırıklığı yaşarız.
Kaygılanırız.
Yoruluruz.
Bazen istediğimiz şeylere ulaşamayız.
Fakat hayatın zor taraflarını kabul etmek ile güzel taraflarını kendimize yasaklamak aynı değildir.
Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Hayatımdaki güzel şeylerden keyif almama kim izin vermiyor?”
Cevap her zaman dışarıdaki biri değildir.
Bazen yıllar önce öğrendiğimiz bir kural, bugün kendi iç sesimiz hâline gelmiştir:
“Önce hak et.”
“Önce her şeyi bitir.”
“Fazla sevinme.”
“Kendini bu kadar rahat bırakma.”
Bu kuralları fark etmek, bütün sorumluluklarımızdan vazgeçmek anlamına gelmez.
Yalnızca başka bir ihtimali mümkün kılar:
“Hayatımda zor şeyler olabilir. Yapmam gerekenler olabilir. Başkalarının acısını da görebilirim. Ancak bütün bunlar, iyi olan bir anın içinde bulunmamı yasaklamak zorunda değil.”
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap