“Birisi beni takdir etmediğinde sanki yaptığım şeyin hiçbir değeri kalmıyor.”
“Karar verirken bile önce başkalarının ne düşüneceğini düşünüyorum.”
“Birileri bana iyi olduğumu söylemezse kendimden şüphe etmeye başlıyorum.”
“Bazen kendi fikrimden çok karşımdaki kişinin fikrine güveniyorum.”
“Beni beğenmediklerini hissettiğim anda moralim bozuluyor.”
Başkalarının bizi sevmesini, kabul etmesini ve takdir etmesini istemek oldukça insani bir ihtiyaçtır.
Hiç kimse tamamen başkalarının görüşlerinden bağımsız yaşamaz.
Sevdiğimiz insanların bizim hakkımızdaki düşünceleri önemlidir. Başarılarımızın görülmesi iyi hissettirebilir. Birinin bize değer verdiğini hissetmek de içsel olarak destekleyici olabilir.
Ancak bazı durumlarda dışarıdan gelen onay yalnızca hoş bir destek olmaktan çıkar.
Kişinin kendisini değerli hissedebilmesi için neredeyse zorunlu hale gelir.
Bu durumda temel mesele:
“İnsanların beni beğenmesi hoşuma gidiyor.” değildir.
Daha çok:
“İnsanlar beni beğenmezse ben kendimi değerli hissedemiyorum.” haline gelir.
Kendilik değerinin sürekli dışarıdan düzenlenmesi gerektiğinde kişinin ilişkileri, kararları ve hatta günlük ruh hali başkalarının tepkilerine çok daha bağımlı olabilir.
Onay İhtiyacı Nereden Gelir?
İnsan kendisini başlangıçtan itibaren tamamen yalnız biçimde oluşturmaz.
Çocuk gelişirken çevresindeki insanların tepkileriyle karşılaşır.
Bir şey yaptığında annesine bakar.
Bir başarı gösterdiğinde babasının yüzündeki ifadeyi takip eder.
Yeni öğrendiği bir şeyi gösterirken:
“Bak!” diye seslenir.
Bu küçük çağrının altında bazen yalnızca yaptığı şeyi göstermek değil, kendisinin de fark edilmesini istemek vardır.
Çocuğun görülme, yankılanma ve takdir edilme ihtiyacının gelişimsel olarak önemli bir yeri vardır. Ayna aktarımında da yankılanma, onaylanma ve kişinin büyüklüğünün takdir edilmesine yönelik beklentiler belirgin biçimde ele alınır.
Dolayısıyla onay ihtiyacının kendisi başlı başına sorun değildir.
Asıl mesele bu ihtiyacın ne kadar esnek olduğu ve kişinin kendi değerini içeriden ne ölçüde sürdürebildiğidir.
“Beni Beğenmezlerse Bir Sorun Var” Düşüncesi
Bazı insanlar bir ortama girdiklerinde sürekli çevreyi kontrol eder.
“Beni sevdi mi?”
“Bana soğuk mu davrandı?”
“Acaba yanlış bir şey mi söyledim?”
“Benim hakkımda ne düşünüyor?”
Bu sorular zihinde sık sık dönebilir.
Kişi yalnızca ilişkiyi değerlendirmiyordur.
Aynı zamanda kendisini de değerlendirmektedir.
Karşısındaki kişinin yüz ifadesi, mesajına verdiği cevap, ses tonu, gösterdiği ilgi, hatta bazen küçük bir sessizlik bile kişinin kendi değerine ilişkin bir işaret gibi algılanabilir.
Karşı taraf sıcaksa:
“Ben iyiyim.”
Biraz mesafeliyse:
“Bir sorun var.”
Bu durumda kişinin kendi iç değerlendirmesi sürekli dışarıdaki insanların tepkilerine bağlı hale gelir.
Neden Kendi Fikrimize Güvenmek Zorlaşır?
Onay ihtiyacı yalnızca ilişkilerde değil, karar verirken de ortaya çıkabilir.
Kişi bir karar verir.
Sonra hemen başkasına sorar:
“Sence doğru mu yaptım?”
Bir kıyafet alır:
“Yakışmış mı?”
Bir iş değişikliği düşünür:
“Sence yapmalı mıyım?”
Bir ilişkisini bitirmek ister:
“Sence haksız mıyım?”
Elbette başkalarından fikir almak sağlıklıdır.
Sorun, kişinin kendi değerlendirmesinin neredeyse hiç ağırlığı kalmadığında başlar.
Örneğin kişi kararından oldukça emindir.
Ama bir başkası:
“Bence yanlış yapıyorsun.” dediğinde bütün kararı çöker.
Kendi deneyimine güvenemez.
Çünkü içerideki değerlendirme yeterince sağlam hissedilmiyordur.
Bu durumda dışarıdaki kişinin düşüncesi yalnızca fikir değil, kişinin kendisine dair bir referans noktası haline gelir.
Onaylanmadığımızda Neden Bu Kadar Huzursuz Oluruz?
Bir arkadaşımız bize katılmadığında, partnerimiz yaptığımız bir şeyi beğenmediğinde, iş arkadaşımız farklı düşündüğünde veya sosyal medyada beklediğimiz ilgiyi görmediğimizde ortaya çıkan rahatsızlık bazen şaşırtıcı derecede yoğun olabilir.
Çünkü mesele yalnızca fikir ayrılığı olmayabilir.
Kişi bunu:
“Beni kabul etmiyor.” şeklinde yaşayabilir.
Hatta daha derinde:
“Beni kabul etmiyorsa bende bir eksiklik var.” duygusu ortaya çıkabilir.
Böylece anlaşmazlık, reddedilme gibi hissedilir.
Eleştiri ise değersizleşme gibi deneyimlenebilir.
Bu noktada kişinin kendi değeri ile karşısındaki kişinin değerlendirmesi birbirinden yeterince ayrışamamıştır.
Herkes Tarafından Sevilmek İstemek Mümkün müdür?
Bazen kişi kendi ihtiyaçlarını veya düşüncelerini geri plana atar.
İnsanların üzülmesini istemez.
“Hayır” diyemez.
Fikir ayrılığından kaçınır.
Birisi kendisine kızacak diye istemediği şeyleri kabul eder.
Çünkü reddedilme ihtimali içsel olarak çok zorlayıcıdır.
Bu nedenle kişi şu görünmez kuralla yaşayabilir:
“İnsanlar benden memnun olursa ben güvendeyim.”
Bu yaklaşım kısa vadede çatışmayı azaltabilir.
Ancak uzun vadede başka bir sorun yaratır.
Kişinin kendi arzuları, sınırları ve düşünceleri giderek geri plana düşebilir.
Bir süre sonra kişi:
“Ben aslında ne istiyorum?” sorusuna cevap vermekte bile zorlanabilir.
Onay Aramak ile Yakınlık Kurmak Aynı Şey Değildir
Bir ilişki içinde karşı tarafın düşüncelerini önemsemek yakınlığın parçasıdır.
Fakat sürekli onay aramak başka bir şeydir.
Yakınlıkta iki ayrı kişi vardır.
Bazen aynı düşünürler.
Bazen farklı düşünürler.
Bazen birbirlerini takdir ederler.
Bazen birbirlerine sınır koyarlar.
Onay bağımlılığında ise farklılık tehdit edici hale gelebilir.
Karşı tarafın:
“Ben aynı fikirde değilim.” demesi, kişide: “Demek ki beni sevmiyor.” gibi hissedilebilir.
Oysa sağlıklı bir ilişki her konuda aynı düşünmeyi gerektirmez. Birinin bizimle aynı fikirde olmaması, ilişkiyi veya kişisel değerimizi ortadan kaldırmaz.
Neden Bazı İnsanlar Sürekli Güvence İster?
“Beni seviyor musun?”
“Benden sıkılmadın değil mi?”
“Benimle mutlusun değil mi?”
“Beni bırakmayacaksın değil mi?”
Bu sorular ilişkilerde zaman zaman ortaya çıkabilir.
Ancak sürekli hale geldiğinde yalnızca merak değildir.
Kişi aldığı güvenceyi içeride uzun süre tutamıyor olabilir.
Partneri:
“Seni seviyorum.” der.
Bir süre rahatlar.
Biraz sonra yeni bir sessizlik olur.
Kaygı yeniden ortaya çıkar.
Çünkü dışarıdan gelen güvence kalıcı bir iç güvenliğe dönüşememektedir.
Benzer şekilde narsisistik dengede bozulma olduğunda kişinin dışarıdaki bir figürle yeniden düzenlenme ihtiyacının arttığı görülür; özellikle idealleştirilen bağın bozulması yoğun bir dengesizlik yaratabilir.
Bu nedenle güvence arama davranışının yalnızca “fazla ilgi istemek” olarak değerlendirilmesi eksik kalabilir.
Bazen kişi kendi içindeki güven duygusunu korumaya çalışıyordur.
Onay İhtiyacı ile Başarı Arasında Nasıl Bir İlişki Olabilir?
Bazı insanlar çok çalışır.
Sürekli başarılı olmaya çalışır.
Kendilerine yüksek hedefler koyarlar. Bu elbette başlı başına olumsuz değildir. Ancak başarı şu işlevi görüyorsa durum değişebilir:
“Başarılı olursam değerliyim.”
Bu durumda başarısızlık yalnızca hedefe ulaşamamak değildir.
Kişinin değerini tehdit eder. Bu nedenle yeni bir başarı bile kısa süreli rahatlama yaratabilir. Bir hedef tamamlanır.
Kişi birkaç gün iyi hisseder. Sonra yeniden başka bir hedef gerekir.
Daha yüksek not.
Daha iyi iş.
Daha çok para.
Daha fazla takipçi.
Daha fazla takdir.
Çünkü kişi yalnızca ilerlemeye çalışmıyor olabilir. Kendisini değerli hissetmeye çalışıyor olabilir.
“Ben Kimsenin Onayına İhtiyaç Duymam” Demek Sağlıklı mıdır?
Onay ihtiyacının karşısında başka bir uç bulunabilir.
Kişi:
“Kimsenin ne düşündüğü umurumda değil.”
“Kimseye ihtiyacım yok.”
“Ben sadece kendime güvenirim.” diyebilir.
Bu gerçek bir özerklik olabilir.
Ancak bazen bu söylem onay ihtiyacının hiç olmadığı anlamına gelmez.
Tam tersine, dışarıdan gelecek hayal kırıklığından korunmanın yolu olabilir.
Kişi başkalarının değerlendirmesini önemsememeye çalışarak incinmekten kaçınır.
Kendilik psikolojisinin önemli noktalarından biri, yetişkin insanın da başkalarıyla psikolojik bağlara ihtiyaç duyabileceği ve tamamen kapalı, kendi kendine yeten bir sistem olmadığı fikridir.
Dolayısıyla amaç:
“Kimseye ihtiyaç duymamak” değildir. Ama başkalarının onayı olmadan bütünüyle çökmemek de önemlidir.
Başkalarının Bizi Anlaması Neden Rahatlatır?
Birine yaşadığımız bir şeyi anlatırız.
Karşıdaki kişi:
“Bunun seni neden bu kadar üzdüğünü anlayabiliyorum.” der.
Bazen sorun çözülmemiştir.
Hiçbir şey değişmemiştir.
Ama yine de rahatlarız.
Çünkü anlaşılmak kişinin iç deneyimini düzenleyebilir.
Eşduyumlu bir ilişki içerisinde kişinin duygularının ve ihtiyaçlarının anlaşılabileceğine ilişkin olumlu beklentiler geliştirmesi önemli bir psikolojik kazanım olabilir. Bu yüzden anlaşılma ihtiyacını tamamen zayıflık olarak görmek doğru değildir.
İnsan ilişkisel bir varlıktır. Sorun, kişinin ancak başkası onu onayladığında kendi deneyimine inanabilmesidir.
Kendi Değerimizi İçeriden Hissetmek Ne Demektir?
İçsel bir kendilik değeri:
“Ben mükemmelim.” demek değildir.
Tam tersine daha gerçekçidir.
“Bazı konularda iyiyim.”
“Bazı konularda zorlanıyorum.”
“Bazen hata yapıyorum.”
“Bazen başarısız oluyorum.”
“Bazı insanlar beni seviyor.”
“Bazıları sevmeyebilir.”
“Bütün bunlara rağmen değerim tamamen ortadan kalkmıyor.” diyebilmektir.
Daha gerçekçi amaçlar ve daha istikrarlı bir kendine saygıya doğru gelişim, büyüklenmecilik ile utanç veya başarısızlık arasında hızlı salınımlar yaşayan kırılgan bir kendilikten daha dengeli bir yapıya geçiş açısından önemlidir.
Bu nedenle sağlıklı kendilik değeri başkalarının görüşünü tamamen reddetmez. Ama kişinin bütün değerini de başkalarının eline bırakmaz.
Onay İhtiyacımızı Nasıl Fark Edebiliriz?
Kendimize bazı sorular sorabiliriz:
“Birisi beni beğenmediğinde kendimle ilgili ne düşünüyorum?”
“İnsanların bana kızmasından neden bu kadar korkuyorum?”
“Bir karar verdikten sonra neden mutlaka birinin doğrulamasına ihtiyaç duyuyorum?”
“Biri benimle aynı fikirde olmadığında bunu reddedilmek gibi mi yaşıyorum?”
“Başarısız olduğumda kendime olan saygım tamamen kayboluyor mu?”
“Birisi beni övdüğünde hissettiğim değer neden kısa süre sonra yok oluyor?”
“İnsanları memnun etmek için istemediğim şeyleri yapıyor muyum?”
Bu soruların amacı:
“Ben neden böyleyim?” diyerek kendimizi suçlamak değildir.
Asıl amaç, dışarıdan gelen onayın bizim için hangi psikolojik işlevi gördüğünü fark etmektir.
Başkalarının Onayından Tamamen Vazgeçmek Gerekir mi?
Hayır.
Başkalarının bizi sevmesini istemeye devam ederiz.
Takdir edilmek hâlâ hoşumuza gider.
Önem verdiğimiz insanların fikirlerini önemseriz.
Ancak zaman içerisinde şu ayrım güçlenebilir:
“Sen beni beğeniyorsun, bu beni mutlu ediyor.” ile:
“Sen beni beğeniyorsan ben değerliyim.” aynı şey değildir.
Birincisinde başkasının sevgisi hayatımızı zenginleştirir.
İkincisinde ise başkasının sevgisi kendi değerimizi ayakta tutmak için zorunlu hale gelir.
Bu ayrım oldukça önemlidir.
Başkasının Gözü Tek Aynamız Olmamalı
Görülmek isteriz.
Sevilmek isteriz.
Takdir edilmek isteriz.
Bazen:
“Bunu iyi yaptın.” cümlesine ihtiyaç duyarız.
Bazen sevdiğimiz birinin:
“Seninle gurur duyuyorum.” demesi gerçekten çok değerlidir.
Bunların hiçbiri zayıflık değildir. Fakat kişi sürekli başkalarının gözünden kendisine bakıyorsa zamanla kendi gözünü kaybedebilir.
Birisi onu takdir ettiğinde değerli, eleştirdiğinde değersiz, yaklaştığında sevilebilir, uzaklaştığında sevilmeye layık değilmiş gibi hissedebilir.
Belki de bu nedenle mesele başkalarının bizi ne kadar onayladığı değildir.
Daha temel soru şudur:
“Başkasının gözünde nasıl göründüğümden bağımsız olarak kendimle nasıl bir ilişkim var?”
Çünkü daha sağlam bir kendilik değeri:
“Kimseye ihtiyacım yok.” demek değildir.
Daha çok:
“Başkalarının sevgisine ve takdirine ihtiyaç duyabilirim; ama değerimin tamamı onların vereceği cevaba bağlı olmak zorunda değil.” diyebilmektir
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap