“Eskiden her şeyi anlatırdı, artık odasından çıkmıyor.”
“Söylediğimiz her şeye karşı geliyor.”
“Arkadaşları bizden daha önemli.”
“Bizi artık istemiyor gibi davranıyor.”
Ergen çocuğun ailesine karşı çıkması her zaman ebeveynini sevmediği veya aileden bütünüyle uzaklaşmak istediği anlamına gelmez. Bu davranışlar bazen kendi kimliğini oluşturma, kararlarının dikkate alınmasını isteme ve çocukluktan yetişkinliğe geçerken ailesinden ayrışma çabasının bir parçası olabilir.
Bununla birlikte her çatışmayı “Ergenliktir, geçer.” diyerek görmezden gelmek de uygun değildir. Önemli olan yalnızca ergenin karşı çıkıp çıkmadığı değil; davranışın ne kadar yoğun olduğu, ne kadar sürdüğü ve günlük yaşamını nasıl etkilediğidir.
Ergen çocuğum neden sürekli karşı çıkıyor?
Ergenlik döneminde genç, anne ve babasının düşüncelerini sorgulamaya başlayabilir.
“Bunu neden yapmak zorundayım?”
“Bu sizin fikriniz.”
“Ben farklı düşünüyorum.”
“Hayatıma karışmayın.”
Bu sözler ebeveyn için saygısızlık veya sevgisizlik gibi görünebilir. Ancak ergen açısından bazen şu ihtiyacı ifade eder:
“Benim de kendime ait bir düşüncem ve kararım var.”
Ergenin kendisini ailesinden farklı biri olarak tanımaya başlaması, gelişimin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle her karşı çıkışı otorite mücadelesi olarak değerlendirmek yerine, davranışın arkasındaki ihtiyeti anlamaya çalışmak yararlı olabilir.
Kendi kimliğini oluşturma ihtiyacı
Çocukluk döneminde anne ve babanın düşünceleri çoğu zaman doğru ve değişmez kabul edilir. Ergenlikte ise genç, ailesinin değerlerini ve kurallarını yeniden değerlendirmeye başlayabilir.
Müzik zevki, kıyafet seçimi, arkadaşlıkları, dünya görüşü ve gelecek planları ailesinden farklılaşabilir. Bu farklılaşma bazen sert itirazlarla ortaya çıkar.
Ergen henüz düşüncesini sakin ve dengeli biçimde ifade etmekte zorlanabilir. Kendi fikrini koruyabilmek için sesini yükseltebilir, her öneriye karşı çıkabilir veya konuşmayı tamamen reddedebilir.
Bu davranışların uygun olduğu anlamına gelmez. Ancak davranışı yalnızca “inatçılık” olarak görmek, altında bulunan bağımsızlaşma ihtiyacının gözden kaçmasına neden olabilir.
Hem bağımsız hem bağlı olma çelişkisi
Ergen artık çocuk değildir fakat henüz yetişkinliğin bütün sorumluluklarını üstlenebilecek durumda da olmayabilir.
Bir gün:
“Bana karışmayın.”
diyebilir.
Ertesi gün yaşadığı bir sorun karşısında anne veya babasının yardımına ihtiyaç duyabilir.
Bazen ailesiyle vakit geçirmek istemezken bazen de onların ilgisini arayabilir. Ebeveynden uzaklaşmakla ona yeniden yaklaşmak arasında gidip gelebilir.
Bu durum her zaman tutarsızlık değildir. Ergen, bağımsız olma isteğiyle güvende hissetme ihtiyacını aynı anda taşımaya çalışıyor olabilir.
Ergen neden ailesinden uzaklaşır?
Ergenin ailesinden uzaklaşması, sevgisinin sona erdiğini göstermeyebilir. Çocukluk dönemindeki yakınlığın biçimi değişmeye başlar.
Anne babasına her şeyi anlatan çocuk, artık bazı deneyimlerini kendisine saklamak isteyebilir. Her konuda fikir almak yerine önce kendi kararını vermeyi deneyebilir.
Ebeveyn açısından bu değişim bir kayıp gibi yaşanabilir. “Artık bana ihtiyacı yok.” düşüncesi üzüntü, kaygı ve öfke oluşturabilir.
Oysa ergenin gelişimsel ihtiyacı, ailesiyle bütün bağlarını koparmak değil; ailesiyle arasındaki mesafeyi yeniden düzenlemektir.
Arkadaşlar neden daha önemli hale gelir?
Ergenlikte arkadaşlıklar, kişinin kim olduğunu anlamasında daha merkezi bir yer tutabilir.
Genç; kabul edilme, benzer deneyimler paylaşma ve ailesinden farklı bir sosyal çevrede kendisini deneme ihtiyacı duyabilir. Bu nedenle arkadaşlarının düşüncelerine daha fazla önem verebilir.
Arkadaşlara yönelmek, ailenin önemini bütünüyle kaybettiği anlamına gelmez. Ebeveyn hâlâ güven, sınır ve destek sağlayan önemli bir kişidir. Ancak genç artık bu ilişkiye çocukluk dönemindeki kadar açık biçimde ihtiyaç göstermeyebilir.
Arkadaşlarını sürekli eleştirmek veya küçümsemek, ergenin ailesiyle daha fazla paylaşımda bulunmasını sağlamayabilir. Tam tersine, kendisini ve seçimlerini savunmak için ailesinden daha fazla uzaklaşmasına yol açabilir.
Odasına kapanması ailesini istemediği anlamına mı gelir?
Ergenin odasında zaman geçirmek istemesi bazen mahremiyet ihtiyacıyla ilişkili olabilir. Gün içinde yaşadıklarını düşünmek, müzik dinlemek, arkadaşlarıyla konuşmak veya yalnız kalmak isteyebilir.
Mahremiyet tanımak, ergenle bütün iletişimi kesmek anlamına gelmez. Ebeveyn hem kişisel alanına saygı gösterebilir hem de günlük yaşamındaki değişimleri takip edebilir.
“Kapını neden sürekli kapatıyorsun?” demek yerine:
“Biraz yalnız kalmaya ihtiyaç duyduğunu görüyorum. Akşam birlikte yemek yemeni istiyorum.”
denilebilir.
Böylece hem ergenin alanı kabul edilmiş hem de aile içindeki bağ korunmuş olur.
Ergenlikte karşı çıkmak her zaman problem midir?
Hayır. Ergenin her konuda uyum göstermesi de tek başına sağlıklı gelişimin göstergesi değildir.
Kendi düşüncesini söyleyebilmek, bir karara itiraz edebilmek ve ailesinden farklı tercihler geliştirebilmek bireyselleşme sürecinin bir parçası olabilir. Çocuklarda sürekli uslu olmanın ne anlama gelebileceği değerlendirilirken, uyumlu davranışın bazen kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasıyla birlikte görülebileceği de unutulmamalıdır.
Buradaki önemli ayrım karşı çıkmanın varlığı değil, nasıl ifade edildiğidir.
Farklı düşünmek başka, hakaret etmek başkadır.
Kendi alanını istemek başka, evdeki herkesi tehdit etmek başkadır.
Bir kurala itiraz etmek başka, güvenliği tehlikeye atan davranışlarda bulunmak başkadır.
Ebeveynin görevi ergenin bütün itirazlarını susturmak değil; düşüncesini kabul edilebilir yollarla ifade etmesine yardımcı olurken gerekli sınırları korumaktır.
Winnicott’un “toyluk” kavramı bize ne anlatır?
Winnicott, ergenliği anlamaya çalışırken toyluk kavramına dikkat çeker. Bu yaklaşımda toyluk, yalnızca düzeltilmesi gereken bir kusur olarak değerlendirilmez.
Ergen bazı konularda oldukça olgun düşünürken başka bir konuda dürtüsel davranabilir. Özgürlük isterken kararlarının sonuçlarını öngörmekte zorlanabilir. Yetişkin gibi konuşurken bir sorun karşısında yeniden çocukça bir tutum gösterebilir.
Ergenin bu geçiş dönemini bir an önce tamamlamasını istemek anlaşılırdır. Ancak duygusal gelişim zorla hızlandırılamaz. Ergenin deneyim kazanmaya, hata yapmaya ve zaman içinde sorumluluk almayı öğrenmeye ihtiyacı vardır.
Bu süreçte ebeveynin rolü ergenin toyluğuyla yarışmak değildir.
Ergen bağırdığında ebeveyn de aynı yoğunlukta bağırırsa konuşmanın içinde iki öfkeli genç kalabilir. Ebeveynin yetişkin konumunu koruması; sınır koyabilmesi, düşünmek için durabilmesi ve ilişkiyi sürdürebilmesi önemlidir.
Ebeveynler çatışma sırasında nasıl davranabilir?
Çatışmanın ortasında amaç her zaman kimin haklı olduğunu kanıtlamak olmamalıdır. Öncelik, konuşmanın zarar verici bir noktaya ulaşmasını engellemek olabilir.
Önce konuşmanın yoğunluğunu azaltmak
Ergen veya ebeveyn yoğun biçimde öfkeliyken sorun çözmeye çalışmak tartışmayı büyütebilir.
Böyle bir anda:
“Şu anda ikimiz de çok öfkeliyiz. Bu konuşmaya sakinleştiğimizde devam edeceğiz.”
denilebilir.
Konuşmaya ara vermek, konuyu görmezden gelmek değildir. Burada önemli olan, belirtilen zamanda konuşmaya geri dönmektir. Aksi halde ara vermek, ergen tarafından cezalandırma veya iletişimi kesme olarak algılanabilir.
Duyguyu kabul ederken sınırı korumak
Ergenin duygusunu anlamak, yaptığı her davranışı onaylamak anlamına gelmez.
“Bana kızgın olduğunu görüyorum. Bana hakaret ederek konuşmana izin veremem.”
cümlesinde hem duygu kabul edilir hem de davranışa sınır konulur.
Benzer biçimde:
“Arkadaşlarınla daha fazla vakit geçirmek istediğini anlıyorum. Eve dönüş saati konusunda yine de ortak bir plan yapmamız gerekiyor.”
denilebilir.
Duygu ile davranışı birbirinden ayırmak, ergenin anlaşılabilmek için daha yüksek sesle tepki vermek zorunda kalmasını azaltabilir.
Ergene yaşına uygun seçim alanı bırakmak
Her kararın ebeveyn tarafından verilmesi, ergenin sürekli mücadele etmesine neden olabilir.
Güvenliği tehlikeye atmayan konularda seçenek sunulabilir:
“Dersine şimdi mi yoksa yemekten sonra mı çalışmak istersin?”
“Hafta sonu programını kendin planlayabilirsin. Pazar akşamı ailece birlikte olacağız.”
“Saçını nasıl kullanacağına sen karar verebilirsin. Okulun kurallarını da dikkate almamız gerekiyor.”
Seçim alanı sınırsızlık değildir. Sınırların içinde karar verebilme imkânıdır.
Tartışmadan sonra ilişkiyi onarmak
Ebeveynler de öfkelenebilir, yanlış cümleler kurabilir veya sesini yükseltebilir.
Böyle bir durumda özür dilemek ebeveynin otoritesini zayıflatmaz.
“Dün konuşurken sesimi yükselttim. Söylediğim sınır hâlâ geçerli ama bunu söyleme biçimim doğru değildi.”
cümlesi hem sorumluluk almayı hem de sınırı korumayı sağlar.
Ergen, ilişkide yaşanan her çatışmanın kalıcı bir kopuşa dönüşmediğini böyle deneyimleyebilir.
Ergenlikte sınır nasıl konulabilir?
Sağlıklı sınır ne her şeyi yasaklamak ne de bütün kararları ergene bırakmaktır.
Sınırın açık, anlaşılabilir ve uygulanabilir olması gerekir. Bir gün izin verilen davranışın ertesi gün hiçbir açıklama yapılmadan yasaklanması çatışmayı artırabilir.
Mümkün olduğunda kuralın gerekçesi açıklanmalıdır. Ancak açıklama yapmak, her kuralı uzun bir tartışmaya açmak anlamına gelmez.
Hangi konular müzakere edilebilir?
Kıyafet seçimi, saç biçimi, odanın düzeni, dinlediği müzik ve boş zamanını nasıl değerlendireceği gibi konularda ergene daha fazla alan bırakılabilir.
Bu alanların sınırı ailenin koşullarına ve ergenin yaşına göre değişebilir. Amaç, ergenin kendi tercihlerini deneyebileceği güvenli bir alan oluşturmaktır.
Hangi sınırlar korunmalıdır?
Şiddet, tehdit, madde kullanımı, güvenliği tehlikeye atan davranışlar ve aile üyelerinin temel haklarını ihlal eden tutumlar yalnızca kişisel tercih olarak görülemez.
Ebeveyn bu konularda açık bir sınır koyabilir:
“Öfkelenebilirsin fakat evde kimseye vuramazsın.”
“Arkadaşlarınla dışarı çıkabilirsin. Nerede olduğunu ve hangi saatte döneceğini bilmemiz gerekiyor.”
Sınırın etkili olabilmesi için öfke anında verilen ağır cezalardan ziyade, önceden konuşulmuş ve uygulanabilir sonuçların bulunması daha uygun olabilir.
Ebeveynlerin sık yaptığı iletişim hataları nelerdir?
Ergenle yaşanan çatışmada bazı tepkiler sorunu çözmek yerine karşılıklı mücadeleyi büyütebilir:
“Ben senin yaşındayken böyle değildim.”
“Bu evde benim sözüm geçer.”
“Arkadaşların seni bozdu.”
“Büyüyünce anlarsın.”
“Sen daha çocuksun, hiçbir şey bilmiyorsun.”
Bu cümleler ergenin düşüncesini anlatmasını zorlaştırabilir. Genç kendisini duyurmak için daha sert konuşabilir veya bütünüyle geri çekilebilir.
Sürekli nasihat vermek de iletişimi zorlaştırabilir. Ergen bazen çözümden önce dinlenmek isteyebilir.
“Sana bir öneride bulunmamı mı istersin, yoksa yalnızca dinlememi mi?”
sorusu konuşmanın yönünü değiştirebilir.
Ergenle iletişim nasıl sürdürülebilir?
İletişim yalnızca problem çıktığında kurulursa ergen, anne ve babasının kendisiyle yalnızca davranışlarını düzeltmek için konuştuğunu düşünebilir.
Birlikte yemek yemek, kısa bir yürüyüş yapmak, ortak bir dizi izlemek veya günlük yaşam hakkında konuşmak ilişkinin devam etmesine yardımcı olabilir.
Ergen konuşmak istemediğinde peş peşe soru sormak yerine:
“Şu anda anlatmak istemiyorsan buna saygı duyuyorum. Konuşmak istediğinde buradayım.”
denilebilir.
Bu cümle, ebeveynin geri çekildiğini değil, baskı kurmadan ulaşılabilir kaldığını gösterir.
Bazı ergenler duygularını anlatmak yerine uzun süre düşünür. Ergenlerde aşırı düşünmenin duyguları yönetme biçimi olabileceği göz önünde bulundurulduğunda, her sessizlik isteksizlik veya ilgisizlik olarak yorumlanmamalıdır.
Hangi durumlar yalnızca ergenlik olarak görülmemelidir?
Ergenlik döneminde duygusal dalgalanmalar, mahremiyet isteği ve zaman zaman yaşanan çatışmalar görülebilir. Ancak her güçlük gelişimin olağan bir parçası olarak değerlendirilmemelidir.
Şu durumlarda daha dikkatli değerlendirme gerekebilir:
Uzun süren ve yoğunlaşan çökkünlük,
daha önce ilgi duyduğu etkinliklerden belirgin biçimde uzaklaşma,
arkadaşlarıyla ve ailesiyle ilişkilerinin ciddi biçimde bozulması,
uyku veya beslenme düzeninde belirgin değişiklikler,
okula gitmeyi uzun süre reddetme,
derslerde ve günlük sorumluluklarda belirgin işlev kaybı,
kendine zarar verme,
ölmek istemekten veya yaşamın anlamsızlığından söz etme,
yoğun madde kullanımı,
kontrol edilmesi güç şiddet davranışları.
Özellikle kendine zarar verme veya intihar düşüncesiyle ilgili sözler “dikkat çekme çabası” olarak küçümsenmemelidir. Böyle bir durumda ergen yalnız bırakılmamalı ve gecikmeden uygun sağlık desteğine ulaşılmalıdır. Yakın ve acil bir tehlike bulunuyorsa acil yardım hizmetlerine başvurulmalıdır.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Aile içinde aynı tartışma sürekli tekrarlanıyorsa, konuşmalar hızla bağırmaya dönüşüyorsa veya ebeveyn ile ergen birbirlerine ulaşamadıklarını hissediyorsa psikolojik destek değerlendirilebilir.
Psikolojik destek yalnızca ergenin davranışını değiştirmeye yönelik bir süreç olarak görülmemelidir. Ailede çatışmayı sürdüren iletişim biçimleri, sınırlar, beklentiler ve karşılıklı ihtiyaçlar birlikte ele alınabilir.
Samsun ve Atakum’da yüz yüze ya da online aile ve ilişki danışmanlığı kapsamında, aile üyelerinin birbirlerini nasıl duydukları ve çatışma sırasında hangi döngülerin tekrarlandığı değerlendirilebilir.
Ergenlikte ilişki bitmez, biçim değiştirir
Ergenlik, ebeveynin çocuğunu kaybettiği bir dönem olmak zorunda değildir. Daha çok ilişkinin eski biçiminin değiştiği bir geçiş dönemidir.
Genç bir yandan ailesinden ayrışmak isterken diğer yandan ihtiyaç duyduğunda dönebileceği güvenilir bir zeminin hâlâ orada olduğunu bilmek ister.
Ebeveynin görevi ergenin önündeki bütün sorunları çözmek veya onu her zaman mutlu etmek değildir. Bazen yapılabilecek en önemli şey; sınırı korumak, ilişkiyi koparmamak ve gencin gelişebilmesi için gereken zamanı tanımaktır.
Ergenin bugün söylediği her sert söz, ailesiyle bağının sona erdiğini göstermez.
Bazen karşı çıkışın altında şu soru bulunabilir:
“Ben sizden farklı biri olurken beni sevmeye devam edecek misiniz?”
Ergenin ihtiyaç duyduğu cevap yalnızca sözlerle değil; dayanıklı, tutarlı ve ilişkiyi sürdürebilen bir ebeveyn tutumuyla verilebilir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap