Bazı ergenler bir anda çok fazla düşünmeye başlar.

Hayatın anlamı…

Adalet…

Özgürlük…

İlişkiler…

Siyaset…

Din…

Ahlak…

“İnsan neden var?”

“Gerçek sevgi nedir?”

“Özgür irade var mıdır?”

Bu düşünsel yoğunluk ergenlik gelişiminin önemli bir parçası olabilir.

Bazı durumlarda bu yoğun düşünme, duygusal ve dürtüsel yoğunluğu yönetmenin bir yolu haline gelebilir.

Anna Freud’un Düşünselleştirme Kavramı

Anna Freud ergenlikte dürtü ve duygu yaşamının yoğunlaştığını, buna paralel olarak düşünsel ilgilerin de arttığını gözlemler.

Bu durum ilk bakışta ilginçtir. İnsan yoğun bir duygusal fırtınanın içindeyken neden daha fazla düşünmeye başlar?

Anna Freud’a göre düşünme, dürtüsel süreçleri zihinsel düzeyde ele almanın bir yolu olabilir. Yani kişi duyguyu doğrudan yaşamaktansa onu düşünceye dönüştürür.

Duyguyu Düşünmek ile Duyguyu Hissetmek Aynı Şey Değildir

Örneğin bir ergen ilk kez yoğun biçimde âşık olabilir.

Ancak:

“Onu çok özlüyorum ve terk edilmekten korkuyorum.” demek yerine saatlerce:

“Aşk diye bir şey gerçekten var mı?”

“İnsanlar neden tek eşlidir?”

“Bağlanmak özgürlüğü kısıtlar mı?”üzerine konuşabilir.

Soruların kendisi anlamsız değildir.

Ama bazen düşünsel tartışma, kişinin kendi duygusal deneyimine yaklaşmasını engelleyebilir.

Ergenler Neden Soyut Konulara Yönelir?

Anna Freud ergenlerin yoğun biçimde;

özgürlük ve sınırlama,

otorite ve başkaldırı,

cinsellik ve cinsellikten vazgeçme,

bağlanma ve bağımsızlık gibi konular üzerine düşündüğünü belirtir.

Ona göre bunlar rastgele seçilmiş konular değildir. Ergenin iç dünyasında yaşanan çatışmalar düşünce düzeyinde yeniden ele alınmaktadır.

Örneğin:

“İnsan tamamen özgür olabilir mi?” sorusu yalnızca felsefi bir soru olmayabilir.

Ergenin:

“Anne babamdan ne kadar bağımsız olabilirim?” çatışmasıyla da bağlantılı olabilir.

Düşünselleştirme Kötü Bir Şey midir?

Hayır.

Tam tersine düşünme, insan beninin çok önemli bir işlevidir.

Anna Freud, dürtüsel süreçleri düşüncelerle bağlantılandırmanın benin temel kazanımlarından biri olduğunu söyler.

Sorun düşünmenin kişinin duygusal yaşamından tamamen kopması durumunda ortaya çıkabilir.

Kişi çok şey anlatır.

Çok şey analiz eder.

Her şeyi teorik olarak açıklar.

Ama:

“Şu anda ne hissediyorsun?” sorusuna cevap veremez.

Bir Örnek

Ergen arkadaş grubundan dışlanmış olsun.

Eve geldiğinde:

“Çok kırıldım.” demek yerine:

“Zaten arkadaşlık diye bir şey gerçek değil. İnsan doğası bencildir.” diyebilir.

Bu düşünce yanlış olmak zorunda değildir.

Ancak çok daha kişisel bir gerçeğin üzerini örtebilir:

“Beni istemediler ve bu çok canımı acıttı.”

Ebeveyn Ne Yapmalı?

Ergenin düşünmesini küçümsememek gerekir.

“Boş boş felsefe yapma.” demek onun gelişmekte olan düşünsel kapasitesini değersizleştirebilir.

Ama yalnızca tartışmanın içinde kalmak da yeterli değildir.

Bazen:

“Bu konu senin için neden bu kadar önemli oldu?”

“Bunun sende nasıl bir duygu yarattığını merak ediyorum.” gibi sorular düşünceden duyguya geçişe yardımcı olabilir.

Ergenlikte düşünsel yaşamın zenginleşmesi sağlıklı gelişimin önemli bir parçasıdır.

Ancak bazen düşünmek, yoğun duyguların ve dürtülerin taşınmasını kolaylaştıran bir savunma işlevi de görebilir.

Anna Freud’un yaklaşımında amaç düşünmeyi azaltmak değildir.

Ama kişinin yalnızca duyguları hakkında düşünmesi değil, onları yaşayabilmesi ve tanıyabilmesi de önemlidir.

Çünkü bazı duygular çözülmek için önce anlaşılmaya değil, hissedilebilmeye ihtiyaç duyar.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap