Yaratıcı Tıkanıklık Neden Olur? Üretmek İsterken Neden Dururuz?

“Ne yapmak istediğimi biliyorum ama bir türlü başlayamıyorum.”

“Zihnimde çok daha güzel görünüyordu.”

“Yaptığım hiçbir şeyi yeterince iyi bulmuyorum.”

“Birisi görecek diye çalışmamı paylaşamıyorum.”

“Eskiden daha yaratıcıydım, şimdi aklıma hiçbir şey gelmiyor.”

Yaratıcı tıkanıklık, kişinin üretmek istemesine rağmen başlayamaması, başladığı işi sürdürememesi veya ortaya çıkardığı ürünü sürekli yetersiz görmesi şeklinde yaşanabilir.

Bu durum yalnızca ressamların, yazarların ya da müzisyenlerin karşılaştığı bir güçlük değildir. Bir sunum hazırlayan çalışan, tezini yazmaya çalışan öğrenci, yeni bir proje tasarlayan girişimci veya sosyal medya için içerik üreten biri de benzer bir tıkanıklık yaşayabilir.

Üretememek her zaman fikir ya da yetenek eksikliğinden kaynaklanmaz. Bazen sorun, üretilen şeyin nasıl karşılanacağına ilişkin kaygıdır. Kişi ortaya koyduğu çalışma üzerinden eleştirilmekten, yetersiz görülmekten veya beklentileri karşılayamamaktan korkabilir.

Bu durumda üretmek, yalnızca bir şey yapmak olmaktan çıkar. Kişinin kendisini başkalarının değerlendirmesine açtığı bir deneyime dönüşür.

Yaratıcı tıkanıklık nedir?

Yaratıcı tıkanıklık, kişinin düşüncelerini bir ürüne dönüştürmekte geçici ya da uzun süreli bir güçlük yaşaması olarak açıklanabilir.

Kişinin fikirleri olabilir fakat nereden başlayacağını bilemeyebilir. Çalışmaya başlayabilir ancak kısa süre sonra yaptığı şeyi beğenmeyerek bırakabilir. Sürekli hazırlık yapmasına rağmen asıl işe geçemeyebilir.

Bazen de kişi üretmeye devam eder fakat yaptığı hiçbir şey içine sinmez. Çalışmasını tekrar tekrar değiştirir, tamamladığı işleri siler veya paylaşmaya hazır olmadığını düşünür.

Tıkanıklık şu biçimlerde ortaya çıkabilir:

  • Boş bir sayfanın karşısında uzun süre beklemek
  • Başlamadan önce gereğinden fazla araştırma yapmak
  • Sürekli yeni fikirler bulup hiçbirini tamamlamamak
  • Yapılan çalışmayı tekrar tekrar değiştirmek
  • Son teslim tarihine kadar işi ertelemek
  • Ortaya çıkan ürünü başkalarıyla paylaşamamak
  • Başarılı bir çalışmanın ardından yeniden üretememekten korkmak
  • Kişinin kendisini başkalarıyla karşılaştırması
  • Yaptığı çalışmaları aniden silmesi veya değersizleştirmesi

Bu davranışların her biri farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Bu nedenle tek bir belirti üzerinden kesin bir psikolojik açıklama yapılmamalıdır.

Üretememek her zaman yeteneksizlik anlamına mı gelir?

Hayır. Üretmekte zorlanmak kişinin yeteneksiz olduğu anlamına gelmez.

Bazen yoğun yorgunluk, uyku sorunları, dikkat güçlükleri, çalışma koşulları veya hayatın başka alanlarındaki stres üretimi etkileyebilir. Kişinin ne üretmek istediğini henüz netleştirememesi de başlamasını zorlaştırabilir.

Ancak bazı durumlarda kişi ne yapmak istediğini bildiği ve bunun için gerekli becerilere sahip olduğu hâlde çalışmaya başlayamaz.

Böyle anlarda mesele yalnızca:

“Nasıl yapacağımı bilmiyorum.”

olmayabilir.

Şu düşünceler de devrede olabilir:

“Ya düşündüğüm kadar güzel olmazsa?”

“Ya insanlar beğenmezse?”

“Ya aslında yetenekli olmadığım anlaşılırsa?”

“Daha önce yaptığım kadar başarılı olamazsam ne olacak?”

Kişi bazen ortaya çıkacak sonucun oluşturacağı duygudan kaçınmak için hiç başlamamayı tercih edebilir. Bu tercih çoğu zaman bilinçli biçimde yapılmaz.

İnsan istediği hâlde neden üretmeye başlayamaz?

Bir şeyi istemek ve onu yapabilmek her zaman aynı anda gerçekleşmez.

Kişi yazmak, resim yapmak, proje hazırlamak veya yeni bir fikir geliştirmek isteyebilir. Fakat üretime geçtiği anda kendi beklentileriyle karşılaşır.

Zihindeki ürün kusursuz olabilir. Henüz somutlaşmadığı için hiçbir eksikliği yoktur. Gerçek bir çalışmaya dönüştüğünde ise sınırları görünür hâle gelir.

Yazılan cümle düşünüldüğü kadar etkileyici olmayabilir.

Çizilen şekil zihindeki görüntüye benzemeyebilir.

Hazırlanan proje beklenenden daha sıradan görünebilir.

Üretmek, zihindeki kusursuz olasılığın sınırlı bir ürüne dönüşmesini kabul etmeyi gerektirir. Bazı kişiler için bu fark hayal kırıklığı oluşturabilir.

Mükemmel yapma isteği başlamayı nasıl zorlaştırır?

Mükemmeliyetçilik yalnızca yapılan işi ayrıntılı ve özenli hazırlamak değildir. Kişinin hata yapmaya, öğrenmeye ve gelişmeye ne kadar izin verdiğiyle de ilgilidir.

Kişi ilk denemesinin bile kusursuz olması gerektiğini düşündüğünde başlamanın ağırlığı artabilir.

“İyi bir başlangıç yapmalıyım.”

düşüncesi zamanla:

“Mükemmel başlayamayacaksam hiç başlamamalıyım.”

biçimine dönüşebilir.

Bu durumda kişi üretmek yerine hazırlık yapmaya devam eder. Yeni kaynaklar toplar, çalışma ortamını düzenler, doğru zamanı bekler veya yöntemini sürekli değiştirir.

Hazırlık yapmak gerekli olabilir. Ancak hazırlık hiçbir zaman üretime dönüşmüyorsa kişiyi başarısızlık ihtimalinden koruyan bir erteleme biçimi hâline gelebilir.

Başlamamak, kısa süreli olarak rahatlatıcıdır. Çünkü henüz ortaya değerlendirilmesi gereken bir ürün çıkmamıştır. Fakat zaman geçtikçe tamamlanmayan işler suçluluk ve yetersizlik duygusunu artırabilir.

Üretilen şeyin kişisel hissedilmesi neden kaygı oluşturur?

İnsan ürettiği bir çalışmaya yalnızca zamanını değil, düşüncelerini ve kendisinden bir parçayı da katabilir.

Yazdığı metin, yaptığı resim veya geliştirdiği fikir kişisel bir anlam taşıdığında çalışma hakkında yapılan bir eleştiri doğrudan kişinin kendisine yöneltilmiş gibi hissedilebilir.

“Bu çalışma yeterince iyi değil.”

cümlesi kişinin zihninde:

“Ben yeterince iyi değilim.”

şeklinde karşılık bulabilir.

Ürün ile kişinin değeri birbirine karıştığında geri bildirim almak zorlaşır. Kişi çalışmasındaki geliştirilebilir noktaları görmek yerine bütün kimliğinin reddedildiğini düşünebilir.

Bu nedenle yaratıcı bir ürün ortaya koyabilmek kadar, ortaya çıkan ürünün kişinin tamamı olmadığını kabul edebilmek de önemlidir.

Yaptığımız şeyi paylaşmak neden zor gelebilir?

Bir çalışmayı tamamlamak ile onu başkalarına göstermek farklı deneyimlerdir.

Kişi kendi alanında özgürce üretebilir. Ancak paylaşma zamanı geldiğinde çalışmasının nasıl karşılanacağını düşünmeye başlayabilir.

“İnsanlar ne düşünecek?”

“Yaptığım şey komik bulunur mu?”

“Başkalarının çalışmalarının yanında yetersiz mi kalır?”

“Beni eleştirirlerse ne söyleyeceğim?”

Bu sorular, ürün henüz paylaşılmadan kişinin zihninde oldukça sert cevaplar bulabilir.

Bazen gerçek bir eleştiri yaşanmadan önce kişi kendi çalışmasını reddeder. Böylece başkasının reddetme ihtimali üzerinde kontrol kurmaya çalışır.

Eleştirilme ve reddedilme korkusu

Eleştiri, yapılan işin belirli bir yönü hakkında geri bildirim anlamına gelebilir. Ancak kişi geçmişte hataları nedeniyle küçümsendiyse veya yalnızca başarılı olduğunda değer gördüyse eleştirilmek daha ağır yaşanabilir.

Küçük bir düzeltme önerisi bile şu anlamlara gelebilir:

“Başarısız oldum.”

“Yeterli değilim.”

“Beni artık ciddiye almayacaklar.”

“Bir daha üretmemeliyim.”

Bu durumda kişi çalışmasını paylaşmayı sürekli erteleyebilir. Paylaşsa bile aldığı olumlu yorumlara inanmayabilir ve tek bir olumsuz değerlendirmeye yoğunlaşabilir.

Eleştirilmekten tamamen etkilenmemek gerçekçi bir hedef değildir. Daha gerçekçi olan, eleştiriyle kişinin bütün değeri arasında ayrım yapabilmektir.

İçimizdeki eleştirel ses kime ait olabilir?

İnsan yaptığı bir işi değerlendirirken yalnızca kendi bugünkü düşüncelerini kullanmayabilir. Geçmişte duyduğu eleştiriler de iç konuşmasının bir parçası hâline gelebilir.

“Bundan bir şey olmaz.”

“Daha iyisini yapmalısın.”

“Bununla uğraşmak zaman kaybı.”

“Başkaları senden çok daha iyi.”

“İnsanlara kendini güldürme.”

Bu cümleler zamanla dışarıdan söylenmesine gerek kalmadan kişinin kendi zihninde tekrarlanabilir.

Kişi henüz kimse görmeden kendi çalışmasını küçümseyebilir. Böylece dışarıdan gelebilecek eleştiriyi önceden kendisi yaparak hazırlıklı olmaya çalışabilir.

Fakat bu içsel eleştiri kişiyi geliştirmekten çok üretimden uzaklaştırıyorsa işlevini yeniden değerlendirmek gerekebilir.

Yararlı bir değerlendirme:

“Bu bölüm yeterince açık değil, yeniden düzenleyebilirim.”

der.

Yıkıcı bir içsel eleştiri ise:

“Bunu yapamıyorsun, zaten yeteneksizsin.”

şeklinde kişinin bütününe yönelir.

İnsan ortaya çıkardığı şeyi neden değersizleştirir?

Kişi bazen uzun süre çalıştığı bir işi tamamladıktan sonra aniden değersiz görebilir.

Çalışırken heyecan duyduğu fikir ona sıradan gelmeye başlayabilir. Aldığı olumlu geri bildirimleri insanların nezaketine bağlayabilir. Başarısını şansla açıklayabilir.

Bu değersizleştirme farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.

Kişi yaptığı işi önemserse eleştirildiğinde daha fazla üzüleceğini düşünebilir. Bu nedenle başkaları değerlendirmeden önce kendisi küçümseyebilir.

Bazen de ortaya çıkan ürün kişiye başlangıçtaki beklentisini karşılamadığı için yetersiz gelir. Ürünün iyi yanlarını görmek yerine yalnızca zihnindeki tasarımdan farklı olan taraflarına odaklanabilir.

Bir çalışmanın eksiklerinin bulunması onun bütünüyle değersiz olduğu anlamına gelmez. Benzer şekilde bir ürünü değerli bulmak, kusursuz olduğunu düşünmeyi gerektirmez.

Başarı da kaygı oluşturabilir mi?

Genellikle başarısızlığın kaygı oluşturduğu düşünülür. Ancak başarı da yeni beklentileri beraberinde getirebilir.

Kişi başarılı bir çalışma ortaya çıkardığında şu sorularla karşılaşabilir:

“Bunu yeniden yapabilecek miyim?”

“İnsanlar bundan sonra hep aynı düzeyi beklerse ne olacak?”

“Daha görünür hâle gelirsem daha fazla eleştirilir miyim?”

“Başarım yakın ilişkilerimi değiştirir mi?”

“Başarılı olursam daha fazla sorumluluk almak zorunda kalır mıyım?”

Bu nedenle kişi başarıya yaklaştığında çalışmasını geciktirebilir veya tamamlamak üzere olduğu işi bırakabilir.

Bu davranış bilinçli bir başarısız olma isteği anlamına gelmez. Başarının kişinin hayatında oluşturacağı değişiklikler kaygı veriyor olabilir.

Oyun ve merak yaratıcılığı nasıl destekler?

Yaratıcılık yalnızca disiplin, plan ve sonuç odaklı çalışmayla gelişmez. Merak etmek, denemek, yanılmak ve bir süre sonucun ne olacağını bilmeden ilerlemek de yaratıcı sürecin parçalarıdır.

Oyun alanında kişi her adımın işe yaramasını beklemez. Bir ihtimali dener, sonucuna bakar ve gerekirse başka bir yöne ilerler.

Ancak üretim yalnızca performans olarak görülmeye başladığında oyun alanı daralabilir.

Kişi yaptığı her şeyin:

  • Yararlı olmasını
  • Beğenilmesini
  • Para kazandırmasını
  • Başarı sağlamasını
  • Sosyal medyada görünür olmasını
  • Kendisini kanıtlamasını

bekleyebilir.

Bu beklentiler arttıkça merakın yerini sonuç kaygısı alabilir.

Yetişkinlikte oyun oynamak ne anlama gelir?

Yetişkinlikte oyun yalnızca çocukluk oyunlarına dönmek anlamına gelmez.

Bir konuyu sonucunu bilmeden araştırmak, farklı bir yöntem denemek, yalnızca keyif aldığı için bir şey yapmak veya ortaya çıkan ürünü hemen değerlendirmemek de oyun alanı oluşturabilir.

Kişi zaman zaman yaptığı etkinliği paylaşmak, satmak veya başarıya dönüştürmek zorunda kalmadan sürdürebilmelidir.

Her üretimin büyük bir sonuca ulaşması gerekmez.

Yarım kalan bir çizim, yayımlanmayan bir metin veya yalnızca merakla denenen bir yöntem de kişinin kendisini tanımasına yardımcı olabilir.

Yaratıcı tıkanıklığı anlamaya nereden başlanabilir?

Yaratıcı tıkanıklığı yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmek yerine, hangi koşullarda ortaya çıktığını incelemek yararlı olabilir.

Kişi bazı çalışmalarda rahatça üretirken bazılarında tıkanıyorsa aradaki farkı araştırabilir.

Tıkanıklık özellikle çalışma paylaşılacağı zaman mı ortaya çıkıyor?

Otorite olarak görülen biri değerlendirme yapacaksa mı artıyor?

Kişi başarılı bir çalışmanın ardından mı yeniden üretmekte zorlanıyor?

Ortaya çıkan ürün kişisel bir konu taşıdığında mı kaygı yoğunlaşıyor?

Bu ayrımlar tıkanıklığın yalnızca teknik bir sorundan mı, yoksa üretimin taşıdığı kişisel anlamdan mı kaynaklandığını anlamaya yardımcı olabilir.

Kendimize hangi soruları sorabiliriz?

Yaratıcı bir çalışmaya başlarken veya onu sürdürmekte zorlanırken şu sorular düşünülebilir:

“Başlarsam karşılaşmaktan korktuğum şey ne?”

“Yaptığım çalışmanın kötü olması benim için ne anlama geliyor?”

“Bu ürünü kimin değerlendirdiğini hayal ediyorum?”

“Çalışmamı tamamladığımda hayatımda ne değişebilir?”

“Eleştirilmek ile değersiz olmak arasında ayrım yapabiliyor muyum?”

“İlk denememin neden kusursuz olması gerektiğini düşünüyorum?”

“Bu çalışmayı paylaşmayacak olsaydım daha özgür üretebilir miydim?”

“Başarı bende hangi beklentileri ve kaygıları harekete geçiriyor?”

“Üretirken mi, yoksa yaptığımı değerlendirirken mi daha çok zorlanıyorum?”

“Bu etkinliği yalnızca keyif aldığım için yapmama izin verebilir miyim?”

Bu soruların amacı hızlı ve kesin bir cevap bulmak değildir. Kişinin üretim sürecinde tekrar eden duygu ve düşünceleri fark etmesine yardımcı olmaktır.

Yaratıcı tıkanıklıkla başa çıkmak için neler yapılabilir?

Yaratıcı tıkanıklık için herkesin uygulayabileceği tek bir yöntem bulunmaz. Sorunun kaynağı, kişinin çalışma alanı ve yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte üretim sürecini daha ulaşılabilir hâle getiren bazı düzenlemeler denenebilir.

Küçük ve kusurlu bir başlangıca izin vermek

Bir çalışmanın ilk hâlinin son hâli kadar iyi olması beklenmemelidir.

Yazar ilk taslağında dağınık cümleler kurabilir. Ressam ilk çizgisini değiştirebilir. Bir proje başlangıçta eksik olabilir.

Kişi:

“Mükemmel bir şey ortaya çıkarmalıyım.”

yerine:

“Üzerinde çalışabileceğim ilk hâli oluşturacağım.”

diyebilir.

Boş bir sayfayı düzenlemek mümkün değildir. Ancak eksik de olsa ortaya çıkarılmış bir taslak geliştirilebilir.

Üretme ve değerlendirme aşamalarını ayırmak

Üretirken aynı anda sürekli değerlendirme yapmak düşüncenin ilerlemesini zorlaştırabilir.

Kişi bir cümle yazıp hemen siler, yeniden yazar ve tekrar silerse metnin bütünü oluşmayabilir.

Önce belirli bir süre üretmeye, daha sonra ortaya çıkan çalışmayı değerlendirmeye karar verilebilir. Böylece üretici taraf ile eleştirel taraf aynı anda birbirini engellemez.

Bu ayrım, yapılan her şeyi koşulsuz kabul etmek anlamına gelmez. Eleştirinin zamanını değiştirmek anlamına gelir.

Güvenli geri bildirim alanları oluşturmak

Üretilen şeyi doğrudan geniş bir kitleyle paylaşmak kaygı veriyorsa ilk olarak güvenilen bir kişiden geri bildirim alınabilir.

Geri bildirim istenirken beklenti açık biçimde ifade edilebilir:

“Şimdilik yalnızca anlaşılır olup olmadığına bakmanı istiyorum.”

“Bu henüz ilk taslak, geliştirmem gereken bölümleri söyleyebilirsin.”

“Önce güçlü taraflarını, sonra düzenlenmesi gereken yerleri konuşabilir miyiz?”

Geri bildirimin sınırlandırılması, kişinin bütün çalışmasının belirsiz biçimde değerlendirilmesini önleyebilir.

Dinlenmenin üretim sürecindeki yerini kabul etmek

Sürekli çalışmak her zaman daha yaratıcı olmak anlamına gelmez.

Zihinsel yorgunluk, uyku düzensizliği ve yoğun stres kişinin dikkatini ve üretme isteğini etkileyebilir. Kişi dinlenmeye ihtiyaç duyduğu hâlde kendisini zorladığında ortaya çıkan tıkanıklığı yeteneksizlik olarak yorumlayabilir.

Dinlenmek çalışmadan vazgeçmek değildir. Üretim düzeninin sürdürülebilir bir parçası olabilir.

Bununla birlikte uzun süredir devam eden isteksizlik yalnızca dinlenme ihtiyacıyla açıklanmamalıdır. İsteksizliğe çökkünlük, enerji kaybı, uyku veya iştahta belirgin değişiklikler ve günlük işlevlerde zorlanma eşlik ediyorsa daha kapsamlı değerlendirme düşünülebilir.

Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?

Zaman zaman üretmekte zorlanmak tek başına psikolojik bir problem anlamına gelmez.

Ancak yaratıcı tıkanıklık kişinin eğitimi, işi, ekonomik yaşamı veya kendisiyle ilişkisi üzerinde belirgin bir güçlük oluşturuyorsa psikolojik destek düşünülebilir.

Özellikle şu durumlar değerlendirilebilir:

  • Kişi uzun süredir hiçbir çalışmaya başlayamıyorsa
  • Her işi mükemmel yapma beklentisi yoğun kaygı oluşturuyorsa
  • Eleştirilme korkusu nedeniyle çalışmalar sürekli saklanıyorsa
  • Kişi tamamladığı işleri tekrar tekrar yok ediyor veya değersizleştiriyorsa
  • Başarıya yaklaşıldığında işler sürekli yarım bırakılıyorsa
  • Üretim ile kişinin öz değeri birbirinden ayrılamıyorsa
  • Tıkanıklık iş veya eğitim sorumluluklarını belirgin biçimde etkiliyorsa
  • Üretememek yoğun suçluluk, öfke veya değersizlik oluşturuyorsa
  • İsteksizliğe uzun süren çökkünlük ve günlük işlev kaybı eşlik ediyorsa

Psikolojik destek sürecinde kişiye ne üretmesi gerektiğini söylemekten çok, üretim sırasında ortaya çıkan korku, beklenti ve tekrar eden davranışların anlaşılması amaçlanabilir.

Yaratıcılık yalnızca sanatçılara ait değildir

Yaratıcılık yalnızca bir tablo yapmak, kitap yazmak veya müzik bestelemek değildir.

Bir soruna farklı bir çözüm bulmak, yeni bir çalışma yöntemi geliştirmek, yemek hazırlamak, yaşam alanını düzenlemek veya düşüncelerini kendine özgü biçimde ifade etmek de yaratıcı süreçler içerebilir.

Yaratıcı olmak için her zaman sıra dışı bir ürün ortaya çıkarmak gerekmez. Kişinin kendi deneyimiyle temas ederek ona yeni bir biçim verebilmesi de yaratıcılığın bir parçasıdır.

Yaratıcı tıkanıklığı aşmak, her zaman daha fazla üretmek anlamına gelmez. Bazen kişinin kendisini neyin durdurduğunu, kimin değerlendirmesinden korktuğunu ve kusurlu bir başlangıca neden izin veremediğini anlaması gerekir.

Ortaya çıkan her çalışma kusursuz olmayabilir. Ancak kişi yalnızca kusursuz olanı üretmeye çalıştığında henüz gelişme fırsatı bulamamış birçok fikir başlamadan sona erebilir.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap