Çocukla Alay Etmek Onu Nasıl Etkiler? Küçük Düşürmeden Sınır Koymak

“Amma korkaksın.”

“Bunun için de ağlanır mı?”

“Bakın, yine bebek gibi konuşmaya başladı.”

“Bir şaka yaptık, hemen alındı.”

“Senin bu hâllerine gülmeyelim de ne yapalım?”

Yetişkinler bu sözleri bazen çocuğu neşelendirmek, ortamı yumuşatmak veya davranışını düzeltmek amacıyla söyleyebilir. Ailede herkes gülerken söylenen söz, yetişkin açısından küçük ve zararsız bir şaka gibi görünebilir.

Fakat çocuk aynı anda utanç, çaresizlik ve yalnızlık yaşayabilir.

Çocukla şakalaşmak her zaman zararlı değildir. Birlikte gülmek, oyun oynamak ve eğlenmek ilişkinin önemli parçalarıdır. Sorun, şakanın çocuğun korkusunu, bedensel özelliğini, konuşmasını, hatasını veya henüz geliştiremediği bir becerisini hedef almasıyla başlayabilir.

Buradaki temel soru yalnızca “Niyetimiz kötü müydü?” değildir.

“Çocuk bu sözün ardından kendisini nasıl hissetti?” sorusunu da düşünmek gerekir.

Çocukla Alay Etmek Ne Anlama Gelir?

Alay etmek, çocuğun bir özelliğini, davranışını veya duygusunu eğlence konusu hâline getirmektir.

Bazen doğrudan yapılır:

“Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin.”

Bazen de şaka görünümünde ortaya çıkar:

“Bizim korkak yine karanlığa giremedi.”

Yetişkin sözlerinin sert olmadığını, yalnızca çocuğu güldürmek istediğini düşünebilir. Ancak çocuk, kendisiyle birlikte gülmek yerine herkesin ona güldüğünü hissedebilir.

Özellikle küçük çocuklar yetişkinlerle eşit güçte değildir. Kendilerini ayrıntılı biçimde açıklamakta, yapılan şakayı durdurmakta veya ortamdan uzaklaşmakta zorlanabilirler. Yetişkinin “Sadece şaka yaptım.” diyerek kapattığı olay, çocuk için anlaşılmadığını ve korunmadığını hissettiği bir deneyim olabilir.

Şakalaşmak ile Küçük Düşürmek Arasındaki Fark Nedir?

Şakalaşmada taraflar eğlenebilir ve kendilerini güvende hisseder. Çocuk istemediğini söylediğinde şaka durur. Çocuğun hassas olduğu alanlar ısrarla hedef alınmaz.

Küçük düşürmede ise eğlence çoğunlukla çocuğun zayıflığı üzerinden kurulur. Çocuk utanır, kızar veya ağlar; fakat yetişkinler gülmeye devam eder.

Aradaki farkı anlayabilmek için şu sorular sorulabilir:

Çocuk da gerçekten gülüyor mu?

Yoksa yetişkinler güldüğü için gülmek zorunda mı hissediyor?

“Yapma.” dediğinde şaka duruyor mu?

Çocuk ortamdan uzaklaşmaya mı çalışıyor?

Aynı özelliği tekrar tekrar eğlence konusu yapılıyor mu?

Şaka çocuğun değiştiremeyeceği bir özelliğini mi hedef alıyor?

Çocuk daha sonra aynı davranışı kendisinden küçük birine yapıyor mu?

Bir sözün şaka olarak söylenmesi, çocuk üzerindeki etkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Yetişkine Küçük Gelen Bir Olay Çocuk İçin Neden Önemli Olabilir?

Çocuğun dünyası yetişkinin dünyasıyla aynı değildir.

Parktan ayrılmak, oyuncağını paylaşmak, karanlık bir odaya girmek veya dondurmayı istediği biçimde yiyememek yetişkine küçük bir mesele gibi görünebilir. Çocuk için ise bu olaylar bağımsızlık, görülme, hayal kırıklığı ve sınırlarla karşılaşma deneyimleridir.

Örneğin çocuk büyüklerin yaptığı bir şeyi kendi başına yapmak isteyebilir. Bardağı kendisi tutmak, merdivenden yardımsız inmek veya yiyeceğini yetişkinler gibi elinde taşımak isteyebilir.

Yetişkin yalnızca davranışın pratik sonucuna odaklanabilir:

“Dökersin.”

“Düşersin.”

“Onu bitiremezsin.”

“Sen daha küçüksün.”

Çocuğun isteğinin altında ise şu ihtiyaç bulunabilir:

“Ben de denemek istiyorum.”

Çocuğa her istediğinin verilmesi gerekmez. Güvenlik, sağlık veya günlük düzen nedeniyle sınır konulabilir. Ancak sınır koymak ile çocuğun isteğini gülünç bulmak aynı şey değildir.

“Bunu tek başına yapmak istediğini görüyorum. Şimdilik birlikte yapacağız.” demekle,

“Sen mi yapacaksın? Daha kaşığı bile düzgün tutamıyorsun.” demek çocukta aynı etkiyi bırakmaz.

Çocukla Hangi Biçimlerde Alay Edilebilir?

Alay yalnızca ağır hakaretlerden oluşmaz. Günlük yaşamda normalleştirilmiş bazı söz ve davranışlar da çocuğu küçük düşürebilir.

Çocuğun konuşmasını taklit etmek,

yaptığı hatayı akrabalara anlatmak,

korktuğunda kahkaha atmak,

ağlarken fotoğrafını veya videosunu çekmek,

bedensel özelliklerine takma ad vermek,

başarısız olduğu bir konuyu sürekli hatırlatmak,

kardeşi veya arkadaşlarıyla kıyaslamak,

hoşlandığı kişiyi başkalarının yanında söylemek,

tuvalet alışkanlıklarını aile içinde eğlence konusu yapmak,

çekingenliğini “korkaklık” olarak adlandırmak bunlara örnek olabilir.

Her olayın çocuk üzerindeki etkisi aynı değildir. Bir kez söylenen düşüncesiz bir söz ile çocuğun sürekli aynı alandan aşağılanması aynı biçimde değerlendirilmemelidir.

Yine de çocuğun rahatsızlığı fark edildiğinde “Bir şey olmaz.” demek yerine davranışı durdurmak önemlidir.

Korkusuyla Alay Etmek

“Bunda korkulacak ne var?”

“Bebek misin sen?”

“Koskoca çocuk karanlıktan korkuyor.”

Yetişkin için tehlikeli görünmeyen bir durum, çocuk için gerçekten korkutucu olabilir. Çocuğun korkusuyla alay edildiğinde korku hemen ortadan kalkmaz. Çocuk yalnızca korktuğunu göstermemeyi öğrenebilir.

Dışarıdan sakin görünse bile kendi içinde şu sonuca ulaşabilir:

“Korktuğumu belli edersem benimle dalga geçerler.”

Bu durumda çocuk ihtiyacı olduğunda yardım istemekten kaçınabilir veya kendisini güvende göstermek için daha sert davranmaya başlayabilir.

Korkuyu kabul etmek, çocuğu korktuğu her şeyden uzak tutmak anlamına gelmez:

“Bu sana korkutucu geliyor. Yanında olacağım ve hazır olduğunda birlikte deneyebiliriz.” denilebilir.

Böylece çocuğun duygusu küçümsenmeden, yeni bir deneyime yaklaşması desteklenebilir.

Ağlamasını ve Hassasiyetini Küçümsemek

Çocuk ağladığında:

“Yine başladı.”

“Ne kadar da nazlısın.”

“Bir tek sen mi üzülüyorsun?”

gibi sözler duyabilir.

Ağlamanın küçümsenmesi, çocuğa yalnızca davranışının rahatsız edici olduğunu değil, duygusunun da kabul edilmediğini düşündürebilir.

Bu konu, “Çocuğa ‘Ağlama’ Demek Doğru mu?” yazısında ayrıntılı biçimde ele alındığı için burada tekrarlanmamıştır. Ancak önemli ayrım şudur: Çocuğun duygusunu kabul etmek, ağlayarak her istediğini elde etmesine izin vermek değildir.

“İstediğin olmayınca çok üzüldün. Yine de kararımız değişmeyecek.” denilebilir.

Başkalarının Yanında Utandırmak

Bazı ebeveynler çocuğun yaptığı bir davranışı akrabalara veya arkadaşlarına anlatarak düzeltmeye çalışabilir:

“Geçen gece yine altını ıslattı.”

“Öğretmeni de söz dinlemediğini söylüyor.”

“Misafir gelince odasından çıkamıyor.”

“Bakın, şimdi nasıl kızaracak.”

Yetişkin bunu çocuğun davranışını fark etmesi veya bir daha yapmaması için söyleyebilir. Fakat çocuk kendisiyle ilgili özel bir bilginin izni olmadan paylaşılması karşısında savunmasız hissedebilir.

Utandırılmak kısa vadede çocuğun davranışını durdurabilir. Ancak davranışın nedenini anlamasına yardımcı olmayabilir.

Çocuk yalnızca:

“Yakalanmamalıyım.”

“Kimseye anlatmamalıyım.”

“Yardım istersem başkaları da öğrenir.”

diye düşünmeye başlayabilir.

Çocukla ilgili bir sorun başkalarıyla konuşulacaksa mümkün olduğunca onun mahremiyetini korumak ve konuyu eğlence malzemesine dönüştürmemek gerekir.

Bedensel veya Gelişimsel Özelliklerini Eğlenceye Dönüştürmek

Çocuğun kilosu, boyu, saçları, kulakları, dişleri, konuşma biçimi veya hareketleri aile içinde takma adlara konu olabilir.

Yetişkin bu ifadeleri sevgiyle kullandığını düşünebilir. Ancak çocuk kendisini rahatsız eden bir sözcüğün tekrar tekrar kullanılmasını istemiyorsa bu sınır dikkate alınmalıdır.

“Biz seni böyle seviyoruz.” demek, çocuğun rahatsızlığını geçersiz kılmaz.

Çocuğa:

“Bu sözcüğü kullanmamız seni rahatsız ediyor mu?”

“Böyle seslenmemizi istemiyorsan kullanmayacağız.”

denilebilir.

Çocuğun bedeni hakkında yapılan yorumlar yalnızca görünümünü değil, kendisine bakışını da etkileyebilir. Bu nedenle beden üzerinden utandırma, kıyaslama veya sürekli şaka yapma konusunda dikkatli olunmalıdır.

Alay Edilen Çocuk Neler Hissedebilir?

Çocuk alay edildiğinde yalnızca üzülmeyebilir. Utanç, öfke, yalnızlık, kıskançlık ve çaresizlik gibi duygular da yaşayabilir.

Öfkesini doğrudan yetişkine gösteremediğinde kardeşine vurabilir, eşyaları fırlatabilir veya odasına kapanabilir. Bazen de sessizleşip yetişkinlerin istediği gibi davranmaya başlayabilir.

Çocuğun sessizleşmesi her zaman sakinleştiği anlamına gelmez. Bazen karşılık vermenin bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünmüş olabilir.

Tekrarlanan küçük düşürme deneyimleri yaşayan çocuk:

Kendisinde bir sorun olduğunu düşünebilir,

hata yapmaktan aşırı korkabilir,

yeni bir şey denemekten kaçınabilir,

kendisinden daha güçsüz kişilerle alay edebilir,

eleştiriye karşı çok hassas olabilir,

şaka yaparak kendi duygularını saklayabilir,

yardım istemekte zorlanabilir,

başkalarının yanında kendisini sürekli kontrol edebilir.

Bu sonuçlar her çocukta ortaya çıkmaz. Çocuğun mizacı, destekleyici ilişkileri ve yaşanan olayların sıklığı etkili olabilir.

Çocuk Kendi Duygusuna Güvenmemeyi Öğrenebilir mi?

Çocuk korktuğunda sürekli:

“Korkacak bir şey yok.” deniyorsa,

üzüldüğünde:

“Bunda üzülecek ne var?” deniyorsa,

kızdığında:

“Sen de her şeyi büyütüyorsun.” deniyorsa zamanla kendi duygularından şüphe etmeye başlayabilir.

“Ben mi fazla hassasım?”

“Belki de yanlış hissediyorum.”

“Buna kızmaya hakkım yok.”

gibi düşünceler geliştirebilir.

Ebeveynin çocuğun her yorumuna katılması gerekmez. Duygunun kabul edilmesi ile olayın çocuk tarafından yapılan yorumunu bütünüyle doğru kabul etmek aynı şey değildir.

“Arkadaşının bunu seni üzmek için yaptığını bilmiyoruz. Ama olan şeyin seni üzdüğünü görebiliyorum.” denilebilir.

Böylece hem çocuğun duygusu tanınır hem de olay hakkında daha dengeli düşünmesine yardımcı olunur.

Çocuk Yardım İstemekten Vazgeçebilir mi?

Çocuk korkusunu veya hatasını anlattığında onunla alay ediliyorsa bir süre sonra anlatmayı bırakabilir.

Dışarıdan güçlü ve kendi başına görünse de içinde şu düşünce bulunabilir:

“Zorlandığımı belli edersem küçük düşerim.”

Bu durum özellikle okulda akran zorbalığı, başarısızlık, korku veya mahrem bir sorun yaşadığında yardım istemesini zorlaştırabilir.

Çocuğun anlattığı olay yetişkine küçük görünse bile önce dinlemek önemlidir:

“Bunu bana anlattığın için teşekkür ederim.”

“Bunun senin için zor olduğunu görüyorum.”

“Birlikte ne yapabileceğimizi düşünebiliriz.”

Bu cümleler çocuğun her sorununun hemen çözüleceği anlamına gelmez. Ancak zorlandığında başvurabileceği bir yetişkin bulunduğunu hissetmesine yardımcı olabilir.

Küçük Düşürülmek Çocuğun Davranışlarını Nasıl Etkileyebilir?

Çocuk kendisine yapılan davranışı zamanla başkalarına yöneltebilir.

Evde korkusuyla alay edilen çocuk, okulda korkan bir arkadaşına “bebek” diyebilir. Hata yaptığında utandırılan çocuk, kardeşi hata yaptığında ona gülebilir. Güçsüzlüğünü göstermesine izin verilmeyen çocuk, güçlü görünmek için başkalarının zayıflığını hedef alabilir.

Bu durum çocuğun kötü olduğu anlamına gelmez. İlişkilerde öğrendiği davranışı tekrarlıyor olabilir.

Yine de her zorbalık veya alay davranışı yalnızca aileye bağlanmamalıdır. Akran grubu, okul ortamı, izlenen içerikler ve çocuğun yaşadığı başka deneyimler de etkili olabilir.

Çocuk bir başkasıyla alay ettiğinde yalnızca:

“Bir daha yapma.” demek yerine şu sorular da sorulabilir:

“Sence arkadaşın bunu duyduğunda ne hissetti?”

“Biri senin zorlandığın bir konuda böyle konuşsaydı nasıl hissederdin?”

“Şaka yaptığını söylüyorsun. Arkadaşın da eğlendi mi?”

“Bu durumu nasıl düzeltebilirsin?”

Amaç çocuğu bu kez de utandırmak değil, davranışının karşısındaki kişi üzerindeki etkisini fark etmesini sağlamaktır.

Yetişkinler Çocuklarla Neden Alay Eder?

Her alay davranışının arkasında bilinçli bir zarar verme isteği bulunmaz.

Yetişkin:

Çocuğun duygusuyla nasıl baş edeceğini bilmiyor olabilir,

ortamı şakayla yumuşatmaya çalışabilir,

kendi ailesinde benzer iletişimi normal öğrenmiş olabilir,

çocuğun davranışı karşısında çaresiz hissedebilir,

otoritesini kaybetmekten korkabilir,

başkalarının yanında mahcup olabilir,

çocuğu utandırırsa davranışın sona ereceğini düşünebilir.

Bu nedenleri anlamak davranışı haklı çıkarmak anlamına gelmez. Yetişkinin davranışını fark etmesine ve başka bir iletişim biçimi geliştirmesine yardımcı olabilir.

Bazen çocuğun yaşadığı çaresizlik, yetişkinin kendi geçmişinde taşıdığı ve karşılaşmak istemediği duyguları harekete geçirebilir. Yetişkin çocuğun korkusuna tahammül etmekte zorlanır; çünkü kendi korkusuna da geçmişte yer verilmemiştir.

Çocuklukta Öğrenilen Davranışlar Tekrarlanabilir mi?

“Bize de böyle davranıldı, bir şey olmadı.”

“Biz çocukken bunlara aldırmazdık.”

“Ben de dayak yedim ama aileme saygısızlık etmedim.”

Bu cümleler bazı davranışların kuşaklar boyunca normal kabul edilmesini sağlayabilir.

Kişi çocukken yaşadığı aşağılanmayı bugün zarar verici olarak görmekte zorlanabilir. Çünkü bunu kabul etmek, sevdiği anne veya babasının kendisini incittiğini de fark etmesini gerektirebilir.

Bu nedenle geçmişte yaşanan davranış:

“Beni güçlendirdi.”

“Terbiye etti.”

“Adam olmamı sağladı.”

şeklinde açıklanabilir.

Çocukluk deneyimlerinin yetişkin davranışları üzerinde etkili olabilmesi, herkesin aynı davranışı tekrar edeceği anlamına gelmez. Kişi kendi geçmişini fark ettikçe otomatik tepkileri üzerinde düşünme ve farklı davranma imkânı kazanabilir.

Alay Etmeden ve Utandırmadan Nasıl Sınır Konulabilir?

Çocuğu küçük düşürmemek ona sınırsız davranmak anlamına gelmez.

Çocuk vurduğunda durdurulmalı, tehlikeli bir davranış sergilediğinde korunmalı ve aile kurallarına uyması beklenmelidir.

Fakat sınır çocuğun kişiliğine saldırmadan konulabilir.

“Ne kadar saygısız bir çocuksun.” yerine:

“Ben konuşurken sözümü kesmene izin vermeyeceğim.” denilebilir.

“Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin.” yerine:

“Eşyalarını toplama sorumluluğunu bugün tamamlamadın.” denilebilir.

“Bebek gibi ağlama.” yerine:

“Çok kızdığını görüyorum. Kızabilirsin ama eşyaları fırlatmana izin vermeyeceğim.” denilebilir.

Burada davranış ile çocuğun kimliği birbirinden ayrılır. Sorun çocuğun kendisi değil, sınırlandırılması gereken davranıştır.

Duyguyu Kabul Edip Davranışı Sınırlamak

Çocuk dondurma istediği için ağlayabilir. Ebeveyn her istediğini almak zorunda değildir.

Şöyle denilebilir:

“Dondurmayı kendin tutmak istediğini görüyorum. Şu anda yeni bir tane alamayacağız.”

Çocuk öfkelenip taş fırlatırsa:

“Çok kızdın ama taş fırlatmana izin vermeyeceğim.”

denilebilir.

Bu yaklaşımda çocuk hem anlaşılır hem de sınırla karşılaşır.

Duyguyu kabul etmek:

“Ne istersen yapabilirsin.” mesajı değildir.

Sınır koymak da:

“Duygunun hiçbir önemi yok.” mesajına dönüşmek zorunda değildir.

Çocuğa Kullanılabilecek Örnek Cümleler

“Bu sana korkutucu geldi.”

“Herkesin gülmesi seni utandırmış olabilir.”

“Şaka yaptım ama hoşuna gitmediğini görüyorum. Devam etmeyeceğim.”

“Bunu yapmak istediğini anlıyorum; yine de şu anda izin veremem.”

“Kızabilirsin fakat vurmana izin vermeyeceğim.”

“Yapmakta zorlanıyorsun. İstersen birlikte deneyebiliriz.”

“Henüz öğrenmedin; bu hiçbir zaman öğrenemeyeceğin anlamına gelmez.”

“Başkalarının yanında bu konuyu anlatmamı istemediğini anlıyorum.”

“Seninle değil, birlikte gülmek istiyorum.”

Bu cümlelerin amacı çocuğu her durumda hemen sakinleştirmek değildir. Çocuk sınır karşısında ağlamaya veya kızmaya devam edebilir. Önemli olan yetişkinin sınırı aşağılamadan koruyabilmesidir.

Ebeveyn Çocuğunu Küçük Düşürdüğünü Fark Ederse Ne Yapabilir?

Her ebeveyn zaman zaman düşünmeden konuşabilir. Yorgunken sabırsız davranabilir veya çocuğun hassasiyetini fark etmeden şaka yapabilir.

Tek bir hatanın ardından ebeveynin kendisini “kötü anne” veya “kötü baba” olarak tanımlaması gerekmez.

Önemli olan davranışı fark ettiğinde sorumluluk alabilmesidir:

“Biraz önce herkesin yanında söylediğim şey seni utandırdı. Bunu söylemem doğru değildi.”

“Şaka yaptığımı düşünüyordum ama senin hoşuna gitmediğini fark ettim.”

“Korktuğun için seninle alay ettim. Özür dilerim.”

“Bir daha bu konuyu başkalarının yanında anlatmayacağım.”

Özür dilemek ebeveynin otoritesini kaybetmesine neden olmaz. Çocuğa, güçlü olan kişinin hata yaptığında bunu inkâr etmek zorunda olmadığını gösterir.

Onarım yalnızca “Özür dilerim.” demekle sınırlı değildir. Aynı davranışı tekrar etmemek için çaba göstermek ve çocuğun sınırını dikkate almak da gerekir.

Ne Zaman Psikolojik Destek Düşünülebilir?

Çocuk zaman zaman yapılan bir şakaya alınabilir. Bu durum tek başına profesyonel değerlendirme gerektirmez.

Ancak küçük düşürülme deneyimleri tekrar ediyor ve çocuğun günlük yaşamını etkiliyorsa psikolojik destek düşünülebilir.

Özellikle çocuk:

Hata yapmaktan aşırı korkuyorsa,

yeni etkinlikleri denemekten sürekli kaçınıyorsa,

başkalarının yanında konuşmak istemiyorsa,

kendisini değersiz veya beceriksiz olarak tanımlıyorsa,

daha küçük çocuklarla sürekli alay ediyorsa,

eleştirildiğinde yoğun öfke veya utanç yaşıyorsa,

zorlandığı durumları ailesinden saklıyorsa,

okulda zorbalığa maruz kalıyor veya zorbalık yapıyorsa,

aile içindeki iletişim sürekli utandırma ve alay üzerinden ilerliyorsa değerlendirme yararlı olabilir.

Psikolojik destek sürecinde amaç ebeveyni suçlu ilan etmek değildir. Çocuğun ne yaşadığını, ailede tekrar eden iletişim biçimlerini ve davranışların hangi ihtiyaçlarla bağlantılı olabileceğini anlamaktır.

Çocuğun İhtiyacı Kusursuz Ebeveyn Değil, Onarılabilen Bir İlişkidir

Çocuk yetiştirirken hiç hata yapmamak mümkün değildir.

Ebeveyn bazen sabırsızlanabilir, yanlış bir söz söyleyebilir veya çocuğun yaşadığı duyguyu anlamakta zorlanabilir. Çocuk açısından önemli olan yalnızca hatanın hiç yaşanmaması değildir.

Hata sonrasında ne olduğu da önemlidir.

Yetişkin davranışını fark edebiliyor mu?

Çocuğu dinleyebiliyor mu?

Özür dileyebiliyor mu?

Aynı davranışı değiştirmek için çaba gösterebiliyor mu?

Çocuğun kırılması “fazla hassaslık” olarak mı görülüyor, yoksa ilişkinin içinde konuşulabiliyor mu?

Çocukla gülmek ilişkiyi yakınlaştırabilir. Çocuğa gülmek ise onu ilişkinin dışında ve savunmasız bırakabilir.

Belki de şaka yapmadan önce sorulabilecek en önemli soru şudur:

“Bu söz çocuğumla birlikte gülmemizi mi sağlayacak, yoksa onu herkesin güldüğü kişi hâline mi getirecek?”

Çocuk güçlü olmayı, güçsüzlüğü aşağılayarak değil; korktuğunda, utandığında ve hata yaptığında da saygı görmeye devam ettiğini deneyimleyerek öğrenebilir.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap