“Ben senin için yıllarca çalıştım.”
“Seni bugünlere kolay getirmedik.”
“Bizim için bunu da yapmayacaksan kimin için yapacaksın?”
“Ben senin annenim, bana hayır diyemezsin.”
Bu sözleri duyarak büyüyen biri, yetişkin olduğunda kendi hayatıyla ilgili basit bir karar verirken bile yoğun suçluluk hissedebilir. Başka bir şehirde yaşamak, ailesinin istemediği biriyle evlenmek, her telefon çağrısına cevap vermemek veya yalnızca dinlenmek istemek bile ona bencillik gibi gelebilir.
Peki çocuk gerçekten anne babasına borçlu mudur?
Çocuk, kendisine verilen bakımın karşılığını ödemek üzere dünyaya gelmez. Beslenmek, korunmak, sevilmek ve gelişimi için uygun koşullara sahip olmak çocuğun temel ihtiyaçlarıdır. Anne babasına sevgi duyması, emeklerini fark etmesi ve zaman içinde onlara destek olmak istemesi elbette mümkündür. Ancak sevgi ve minnettarlık, zorunlu bir borç ilişkisiyle aynı değildir.
Çocuk anne babasının yaptığı her şeyin karşılığında kendi kararlarından, sınırlarından ve hayatından vazgeçmek zorunda değildir.
Ebeveynin Çocuğuna Bakması Bir Fedakârlık mıdır?
Çocuk büyütmek gerçekten emek ister.
Anne baba zamanından, enerjisinden ve maddi imkânlarından çocuğuna pay ayırır. Uykusuz kalabilir, bazı planlarını erteleyebilir ve çocuğunun ihtiyaçlarını kendi isteklerinin önüne koyabilir. Bu deneyimler küçümsenemez.
Fakat çocuk yetiştirmek için harcanan emek, çocuğun gelecekte hangi mesleği seçeceğini, nerede yaşayacağını, kiminle ilişki kuracağını veya ebeveyniyle ne kadar yakın olacağını belirleme hakkı vermez.
Buradaki önemli ayrım şudur:
“Senin ihtiyaçlarını karşılamak benim sorumluluğumdu.” demekle,
“Senin için bunları yaptım, bundan sonra benim istediğim gibi yaşamalısın.” demek aynı değildir.
Birincisinde bakım ve sorumluluk vardır. İkincisinde ise geçmişte verilen bakım, bugünkü itaatin gerekçesine dönüştürülebilir.
Sevgiyle Yapılan Fedakârlık Ne Zaman Duygusal Borca Dönüşür?
Bir ebeveyn çocuğu için yaptığı şeyleri sürekli hatırlatmaya başladığında, fedakârlığın anlamı değişebilir.
“Sen okuyasın diye ben hayatımı yaşayamadım.”
“Senin yüzünden yıllarca çalıştım.”
“Ben sana baktım, şimdi sıra sende.”
“Bunca emeğimin karşılığı bu mu?”
Bu sözler çocuğa yalnızca ebeveyninin zorlandığını anlatmaz. Aynı zamanda şu mesajı da verebilir:
“Benim kaybettiklerimi sen telafi etmelisin.”
Çocuk zamanla ebeveyninin mutsuzluğunu gidermekten, yalnızlığını azaltmaktan veya gerçekleştiremediği hayallerini tamamlamaktan kendisini sorumlu hissedebilir.
Bu sorumluluk açıkça söylenmeyebilir. Bazen bir yüz ifadesi, küslük, sessizlik veya hayal kırıklığı üzerinden de aktarılabilir. Çocuk kendi seçimini yaptığında karşısında üzülen bir ebeveyn görür ve şu sonuca varabilir:
“Kendi istediğimi yaparsam annemi veya babamı incitmiş olurum.”
Böylece çocuğun kendi hayatını kurması ile ailesini sevmesi birbirine zıt iki seçenekmiş gibi hissedilebilir.
“Senin İçin Neler Yaptım” Sözü Çocuğa Ne Hissettirir?
“Senin için neler yaptım.” cümlesi bazı durumlarda ebeveynin görülme ve takdir edilme ihtiyacını ifade edebilir.
Ebeveyn uzun zamandır yoruluyor, ailesinden destek görmüyor veya verdiği emeğin fark edilmediğini düşünüyor olabilir. Bu duygular gerçektir ve konuşulmaya ihtiyaç duyabilir.
Ancak bu duyguların sorumluluğu bütünüyle çocuğa verildiğinde çocuk, ebeveyninin yaptığı fedakârlıkların bedelini ödemek zorunda olduğunu hissedebilir.
Çocuk için bu söz şu anlamlara gelebilir:
“İsteklerim aileme yük oldu.”
“Bana bakıldığı için karşı çıkmaya hakkım yok.”
“Benden isteneni yapmazsam kötü bir evladım.”
“Annemin veya babamın mutsuzluğundan ben sorumluyum.”
“Sevilmeye devam etmek için onların istediği kişi olmalıyım.”
Bu düşünceler her çocukta aynı şekilde gelişmez. Ancak aynı mesaj tekrar tekrar verildiğinde, çocuğun kendi ihtiyaçlarını ifade etmesini ve ebeveyninden farklı bir birey olmasını zorlaştırabilir.
Çocuk Sevgiyi Kaybetmekten Korkabilir mi?
Küçük bir çocuk için anne babanın sevgisi yalnızca güzel bir duygu değildir. Aynı zamanda güvenliğin temelidir.
Bu nedenle çocuk, ebeveynini memnun etmediğinde sevgiyi veya yakınlığı kaybedeceğinden korkabilir. Anne baba çocuğun “hayır” demesine küslükle, geri çekilmeyle veya yoğun suçlamayla karşılık veriyorsa çocuk kendi isteğini bastırmayı öğrenebilir.
Örneğin çocuk arkadaşlarıyla vakit geçirmek istediğinde annesi:
“Demek artık aileni önemsemiyorsun.” diyorsa çocuk dışarı çıkmaktan vazgeçebilir.
Bu vazgeçiş dışarıdan sevgi veya bağlılık gibi görünebilir. Fakat davranışın altında bazen annenin üzülmesine dayanamayacağı düşüncesi ve sevgiyi kaybetme korkusu bulunabilir.
Çocuk zamanla yalnızca davranışlarını değil, duygularını da ebeveynine göre düzenlemeye başlayabilir. Kızdığı halde kızmamış gibi davranabilir. Uzaklaşmak istediğinde daha fazla yakınlık gösterebilir. Kendi kararından emin olduğu halde sürekli onay arayabilir.
Minnettarlık ile Suçluluk Arasındaki Fark Nedir?
Minnettarlık kişinin kendisine verilen emeği fark etmesi ve içinden geldiği için karşılık vermek istemesidir.
Suçluluğa dayalı borçlulukta ise kişi istemediği bir şeyi yapmadığında kendisini kötü, bencil veya nankör hisseder.
Minnettarlıkta seçim vardır:
“Annemin ve babamın benim için yaptıklarını görüyorum. Ben de onların yanında olmak istiyorum.”
Duygusal borçlulukta ise zorunluluk öne çıkar:
“Gitmek istemiyorum ama gitmezsem kötü bir evlat olurum.”
Bir davranışın dışarıdan aynı görünmesi, içeride aynı duyguyla yapıldığı anlamına gelmez. Bir yetişkin çocuğun ailesini ziyaret etmesi sevgiyle verilmiş bir karar da olabilir, yoğun suçluluktan kaçınma çabası da olabilir.
Aradaki farkı anlayabilmek için kişi kendisine şu soruları sorabilir:
Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum?
Yapmazsam ne olacağını düşünüyorum?
Ailem üzüldüğünde onların duygusunu düzeltmek zorunda mı hissediyorum?
Farklı bir karar verdiğimde kendimi kötü bir insan gibi mi görüyorum?
Kararım kabul edilmese bile kararımın arkasında durabiliyor muyum?
Duygusal Borçluluk Yetişkinlikte Nasıl Görülür?
Çocuklukta oluşan duygusal borçluluk, kişi yetişkin olduğunda kendiliğinden ortadan kalkmayabilir.
Yetişkin birey ekonomik olarak bağımsız olabilir, başka bir evde yaşayabilir ve kendi ailesini kurabilir. Buna rağmen anne veya babasının onaylamadığı bir karar karşısında kendisini yeniden küçük bir çocuk gibi hissedebilir.
Ne istediğini bilse bile karar vermekte zorlanabilir. Ailesiyle konuşmadan önce cümlelerini defalarca düşünebilir. Sınır koyduktan sonra kararından vazgeçebilir veya karşısındaki üzülmesin diye istemediği sorumlulukları üstlenebilir.
Anne Babaya Hayır Diyememek
Anne babaya “hayır” diyememek her zaman sevgiden veya saygıdan kaynaklanmaz. Bazen kişi hayır dediğinde ortaya çıkacak suçlulukla baş etmekte zorlanır.
Ebeveynin küseceğini, hastalanacağını, yalnız kalacağını veya kendisini nankörlükle suçlayacağını düşünebilir. Bu nedenle yapamayacağı bir şeye bile “tamam” der.
Ancak istemeden verilen her “evet”, kişinin içinde öfke ve kırgınlık biriktirebilir.
Kişi dışarıdan uyumlu görünürken içeride şunları düşünebilir:
“Her şeyi benden bekliyorlar.”
“Kimse benim ne istediğimi sormuyor.”
“Yine kendimden vazgeçtim.”
“Beni ancak onların istediğini yaparsam seviyorlar.”
Söylenemeyen hayır zamanla ilişkiden uzaklaşmaya, ani öfke patlamalarına veya tamamen iletişimi kesme isteğine dönüşebilir.
Kendi Hayatını Seçerken Suçlu Hissetmek
Duygusal borçluluk yaşayan biri için bireyselleşmek zor olabilir.
Başka bir şehirde yaşamak istediğinde ailesini terk ettiğini düşünebilir. Kendi mesleğini seçmek istediğinde ebeveyninin emeğini boşa çıkardığını hissedebilir. Eşiyle veya çocuklarıyla vakit ayırdığında anne babasını ihmal ettiğine inanabilir.
Bu durumda kişi iki taraf arasında sıkışabilir:
“Kendi istediğimi yaparsam ailemi üzerim.”
“Ailemin istediğini yaparsam kendi hayatımı yaşamamış olurum.”
Bu ikilem yalnızca hangi kararın verileceğiyle ilgili değildir. Kişinin ayrı bir birey olmasına izin verip veremediğiyle de ilgilidir.
Sağlıklı ayrışma, aileyi reddetmek anlamına gelmez. Kişinin ailesini severken onlardan farklı düşünebilmesi, kendi kararlarını verebilmesi ve her anlaşmazlığı sevgisizlik olarak yorumlamamasıdır.
Ebeveynin Duygularından Kendini Sorumlu Tutmak
Bazı çocuklar küçük yaştan itibaren ebeveyninin üzüntüsünü, yalnızlığını veya öfkesini düzenlemeye çalışır.
Annesi üzgünse onu neşelendirmesi gerektiğini düşünebilir. Babası öfkeliyse evde sorun çıkmaması için herkesin davranışlarını kontrol etmeye çalışabilir. Anne baba arasındaki çatışmada arabulucu rolü üstlenebilir.
Bu çocuk yetişkin olduğunda da çevresindeki insanların duygularından kendisini sorumlu tutabilir.
Birisi kırıldığında hemen kendi isteğinden vazgeçebilir. Karşısındaki mutsuzsa yanlış bir şey yaptığını düşünebilir. Başkalarının hayal kırıklığına tahammül etmekte zorlanabilir.
Oysa bir insanın üzülmesi, karşısındaki kişinin mutlaka yanlış bir karar verdiği anlamına gelmez. Anne baba çocuğunun kararından hoşlanmayabilir. Üzülebilir veya hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu duygular önemlidir; ancak bu duyguları yaşamak ve düzenlemek öncelikle yetişkin olan ebeveynin sorumluluğudur.
Ebeveynler Çocuklarından Hiçbir Şey Beklememeli mi?
“Çocuk anne babasına borçlu değildir.” demek, aile içinde hiçbir sorumluluk bulunmadığı anlamına gelmez.
Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verilebilir. Ev işlerine katılması, insanlara saygılı davranması, ortak kurallara uyması ve başkalarının sınırlarını dikkate alması beklenebilir.
Aile üyelerinin birbirine destek olması da değerlidir. Çocuk büyüdüğünde anne babasına yardım etmek isteyebilir. Yaşlılıkta ihtiyaçlarıyla ilgilenebilir ve onlarla yakın bir ilişki sürdürebilir.
Burada belirleyici olan, desteğin hangi duyguyla verildiğidir.
Destek sevgi, yakınlık ve kişinin kendi seçimiyle veriliyorsa ilişkiyi besleyebilir. Fakat korku, suçluluk ve “Borcumu ödemek zorundayım.” düşüncesiyle veriliyorsa kişiyi tüketebilir.
Ebeveynin çocuğundan bir şey istemesi sorun değildir. Ancak isteğin reddedilebilmesi de mümkün olmalıdır.
Gerçek bir istekte karşı tarafın “hayır” deme hakkı vardır. Hayır cevabı küslük, tehdit veya sevgiyi geri çekmeyle karşılanıyorsa istek, bir zorunluluğa dönüşebilir.
Sorumluluk Vermek ile Boyun Eğmesini Beklemek Aynı mı?
Sorumluluk vermek, çocuğun bağımsızlaşmasını destekler. Boyun eğmesini beklemek ise çocuğun yetişkinin istediği kişi olmasını amaçlar.
Sorumluluk veren ebeveyn şöyle diyebilir:
“Bu evde hepimizin bazı sorumlulukları var.”
“Kararını dinlemek istiyorum ama bu kararın sonuçlarını da konuşmalıyız.”
“Ben farklı düşünüyorum; yine de senin ne istediğini anlamaya çalışacağım.”
Boyun eğmesini bekleyen bir yaklaşımda ise şu mesajlar görülebilir:
“Ben ne diyorsam o olacak.”
“Beni seviyorsan bunu yaparsın.”
“Ben senin için bu kadar şey yaptım, sen bana karşı gelemezsin.”
İlk yaklaşım çocuğun düşünmesini, karar vermesini ve sorumluluk almasını destekler. İkinci yaklaşım ise çocuğun kendi isteğinden çok ebeveyninin tepkisine odaklanmasına neden olabilir.
Çocuğun Bireyselleşmesi Nankörlük müdür?
Çocuk büyüdükçe anne babasından farklı bir kişi olmaya başlar.
Farklı bir yaşam biçimi seçebilir. Ailesinin değerlerinden bazılarını benimseyip bazılarını benimsemeyebilir. Anne babasının uygun gördüğü meslek, eş veya şehir yerine başka bir seçim yapabilir.
Bu farklılaşma her zaman ebeveynin reddedilmesi anlamına gelmez.
Çocuğun:
“Ben böyle düşünmüyorum.”
“Bu kararı kendim vermek istiyorum.”
“Şu anda gelemeyeceğim.”
“Bu konuyu konuşmak istemiyorum.”
demesi sevgisizlik değildir. Bunlar kişinin kendisiyle başkası arasındaki sınırı ifade eden cümlelerdir.
Ebeveyn çocuğun her farklı kararını nankörlük olarak yorumladığında çocuk iki zor seçenek arasında kalabilir: Ya kendi hayatından vazgeçecek ya da ailesini kaybetme korkusuyla yaşayacaktır.
Oysa sağlıklı bir ilişkide yakınlık ile farklılık birlikte bulunabilir. Çocuk anne babasını sevebilir ve yine de onlardan farklı düşünebilir.
Ebeveyn Kendi Fedakârlıklarını Nasıl Gözden Geçirebilir?
Ebeveynlik sırasında insanın zaman zaman yorulması, karşılık beklemesi veya çocuğunun kendisini takdir etmesini istemesi anlaşılabilir.
Önemli olan bu duyguları inkâr etmek değil, çocuğun üzerine yüklemeden fark edebilmektir.
Ebeveyn kendisine şu soruları sorabilir:
Çocuğum için yaptığım şeyi gerçekten onun ihtiyacı olduğu için mi yapıyorum?
Yaptığım fedakârlığın karşılığında ondan ne bekliyorum?
Çocuğum farklı bir seçim yaptığında emeğimin boşa gittiğini mi düşünüyorum?
Onun bana hayır demesini sevgisizlik olarak mı yorumluyorum?
Kendi vazgeçtiklerimin sorumluluğunu çocuğuma mı yüklüyorum?
Çocuğumun bana yakın olmasını mı istiyorum, yoksa benden ayrı yaşamasına tahammül etmekte mi zorlanıyorum?
Bu sorular ebeveyni suçlamak için değil, ilişkinin görünmeyen beklentilerini fark etmek için kullanılabilir.
Çocuğun İhtiyacı mı, Ebeveynin Tercihi mi?
Bazen ebeveyn çocuğunun istemediği veya ihtiyaç duymadığı şeyler için büyük fedakârlıklarda bulunabilir.
Çocuğun istemediği bir kurs için maddi zorluk yaşayabilir. Onun adına bütün sorunları çözebilir. Çocuk yardım istemediği halde kendi hayatını geri plana atabilir.
Daha sonra çocuk beklenen karşılığı vermediğinde ebeveyn hayal kırıklığına uğrayabilir:
“Senin için bu kadar uğraştım, sen hiç kıymet bilmiyorsun.”
Burada şu ayrımı yapmak önemlidir:
Bu, çocuğun açıkça ifade ettiği bir ihtiyaç mıydı?
Yoksa ebeveynin iyi anne veya iyi baba olma düşüncesiyle aldığı bir karar mıydı?
Ebeveyn kendi tercihini çocuğun borcuna dönüştürdüğünde ilişkide görünmeyen bir hesap oluşabilir. Çocuk istemediği bir şey için bile teşekkür etmek, karşılık vermek ve ebeveynin hayal ettiği kişi olmak zorunda hissedebilir.
Söylenmeyen Beklentileri Açıkça Fark Etmek
Fedakârlığın arkasında bazen dile getirilmeyen beklentiler bulunabilir:
“Yaşlandığımda mutlaka benimle yaşayacak.”
“Benim uygun gördüğüm kişiyle evlenecek.”
“Her kararını bana danışacak.”
“Benden hiçbir zaman uzaklaşmayacak.”
“Benim gerçekleştiremediğim hayatı o gerçekleştirecek.”
Bu beklentiler konuşulmadığında ebeveyn onları doğal bir hak, çocuk ise ödenmesi gereken bir borç gibi görebilir.
Beklentiyi fark etmek, ondan vazgeçmenin ilk adımı olmayabilir. Fakat ebeveynin kendi ihtiyacı ile çocuğun hayatını birbirinden ayırmasına yardımcı olabilir.
Yetişkin Bir Çocuk Ailesine Nasıl Sınır Koyabilir?
Aileye sınır koymak çoğu zaman tek bir konuşmayla gerçekleşmez.
Kişi yıllarca ailesinin isteklerine göre hareket etmişse ilk kez hayır dediğinde yoğun suçluluk hissedebilir. Ebeveyn de alıştığı ilişki biçimi değiştiği için öfkelenebilir, üzülebilir veya eski düzeni sürdürmeye çalışabilir.
Bu tepkiler sınırın yanlış olduğunu göstermez. İlişkide yeni bir düzen kurulmaya çalışıldığını gösterebilir.
Sınır koyarken mümkün olduğunca açık, kısa ve uygulanabilir cümleler kurmak yararlı olabilir. Uzun açıklamalar yapmak bazen kişinin kararını tartışmaya ve onaya açmasına neden olabilir.
Sınır koymak karşı tarafı kontrol etmek değildir. Kişinin neyi yapıp yapmayacağını ifade etmesidir.
“Beni aramayacaksın.” demek yerine:
“Gece geç saatte gelen telefonlara acil bir durum olmadıkça cevap vermeyeceğim.” denilebilir.
“Hayatıma karışmayın.” demek yerine:
“Fikrinizi dinleyebilirim ancak son kararı kendim vereceğim.” denilebilir.
Suçlamadan Kullanılabilecek Sınır Cümleleri
“Sizin benim için yaptıklarınızı görüyorum. Ancak bu kararı kendi ihtiyaçlarıma göre vermek istiyorum.”
“Üzüldüğünü anlıyorum. Yine de kararımı değiştirmeyeceğim.”
“Sana yardım etmek istiyorum fakat bugün bunu yapabilecek durumda değilim.”
“Bu konuda farklı düşünüyoruz. Farklı düşünmem seni sevmediğim anlamına gelmiyor.”
“Bana küstüğünde kendimi suçlu hissediyorum. Bu nedenle bu konuyu sakin olduğumuzda konuşmak istiyorum.”
“Her istediğini karşılayamam. Yapabileceğim şeyi açıkça söyleyeceğim.”
“Bu hafta gelemeyeceğim. Gelecek hafta için birlikte bir zaman belirleyebiliriz.”
Bu cümleler karşı tarafın sınırı hemen kabul etmesini garanti etmez. Ancak kişinin kendi isteğini suçlamadan ve saldırmadan ifade etmesine yardımcı olabilir.
Ne Zaman Psikolojik Destek Düşünülebilir?
Aileyle ilişkide zaman zaman suçluluk hissetmek tek başına psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Ancak kişi kendi kararlarını vermekte sürekli zorlanıyorsa, ailesine hayır dediğinde dayanılması güç bir suçluluk yaşıyorsa veya ebeveyninin duygularından kendisini bütünüyle sorumlu tutuyorsa bu örüntünün değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Özellikle şu durumlarda psikolojik destek düşünülebilir:
Kişi istemediği halde ailesinin her talebini yerine getiriyorsa,
kendi hayatıyla ilgili kararları sürekli erteliyorsa,
sınır koyduktan sonra yoğun kaygı ve suçluluk yaşıyorsa,
ailesine duyduğu öfke nedeniyle tamamen uzaklaşmak istiyorsa,
yakın ilişkilerinde de sürekli verici olmak zorunda hissediyorsa,
başkalarının üzülmesine tahammül edemediği için kendisinden vazgeçiyorsa,
aile ilişkileri günlük yaşamını ve diğer ilişkilerini belirgin biçimde etkiliyorsa.
Psikolojik destek sürecinde amaç kişiyi ailesinden uzaklaştırmak veya anne babayı suçlamak değildir. Kişinin ilişkide hangi rolü üstlendiğini, neden sürekli borçlu hissettiğini ve kendi ihtiyaçlarını ifade ederken neden zorlandığını anlamaya çalışmaktır.
Sevgi Borç Değil, Karşılıklı Bir İlişkidir
Anne babanın çocuğu için verdiği emek değerlidir. Çocuğun bu emeği görmesi, ailesine sevgi duyması ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmak istemesi de değerlidir.
Fakat sevgi, geçmişte yapılanların sürekli hesaba yazıldığı bir ilişki değildir.
Çocuk kendisine verilen bakımın bedelini, kendi hayatından vazgeçerek ödemek zorunda değildir. Anne babasını sevmek ile onların her isteğini yerine getirmek aynı şey değildir. Farklı düşünmek nankörlük, sınır koymak sevgisizlik, bireyselleşmek ise terk etmek değildir.
Belki de sağlıklı aile ilişkisinde söylenmesi gereken şudur:
“Senin için yaptıklarımın fark edilmesini isterim. Ama hayatının bana ait olmadığını da biliyorum.”
Çocuk anne babasına borçlu doğmaz. Zamanla aralarında sevgi, minnettarlık, dayanışma ve karşılıklı emek gelişebilir. Bunları değerli kılan şey ise zorunluluktan değil, ilişkinin içinden gelmeleridir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap