Birini Kontrol Etme İsteği Neden Olur? Sevgi mi Kontrol mü?

Birini kontrol etme isteği çoğu zaman yalnızca güç sahibi olma arzusundan kaynaklanmaz. Bu davranışın altında kaybetme korkusu, belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma, terk edilme endişesi veya karşıdaki kişi olmadan kendini güvende hissedememe bulunabilir.

Kontrol davranışı bazen “Seni düşünüyorum”, “Seni korumaya çalışıyorum” ya da “Senin iyiliğini istiyorum” gibi cümlelerle ortaya çıkar. Ancak bir davranışın sevgiyle açıklanması, onun karşıdaki kişinin özgürlüğünü kısıtlamadığı anlamına gelmez.

Sevgi, iki kişinin birbirine yakınlaşmasına imkân verir. Kontrol ise zamanla taraflardan birinin düşüncelerini, kararlarını ve hareket alanını diğerine bağlı hâle getirebilir.

Birini kontrol etme isteği neden ortaya çıkar?

Kontrol etme isteğinin herkes için geçerli tek bir nedeni yoktur. Bazı insanlar ilişki içinde yaşanan belirsizliği yönetmekte zorlanabilir. Karşıdaki kişinin ne düşündüğünü, nereye gittiğini veya kendisi hakkında ne hissettiğini bilmek, kısa süreli bir güven duygusu sağlayabilir.

Bu durumda kontrol, kişinin içindeki kaygıyı dışarıdaki insanı yöneterek azaltmaya çalışmasının bir yolu olabilir.

Örneğin partnerinden bir süre haber alamayan kişi yalnızca merak etmeyebilir. Zihninde hızla şu sorular belirebilir:

“Neden cevap vermiyor?”

“Benden uzaklaşıyor olabilir mi?”

“Başka biriyle mi konuşuyor?”

“Artık beni istemiyor mu?”

Bu düşüncelerin yarattığı huzursuzluk arttığında kişi art arda mesaj gönderebilir, konum bilgisi isteyebilir veya karşısındaki insanın kimlerle görüştüğünü denetlemeye çalışabilir. Burada görünen davranış kontrol olsa da davranışın altında kaybetme korkusu bulunabilir.

Bu açıklama kontrol davranışını haklı çıkarmaz. Yalnızca davranışın hangi duygusal ihtiyaçla bağlantılı olabileceğini anlamaya yardımcı olur.

Kaybetme korkusu kontrol davranışını nasıl etkiler?

Birini kaybetme ihtimali herkes için üzücü olabilir. Fakat bazı kişiler için bu ihtimal yalnızca üzüntü değil, kendilik değerinin sarsılması veya tek başına kalamama korkusu anlamına gelebilir.

Kişi ilişkiyi kaybettiğinde yalnızca partnerini kaybedeceğini düşünmez. Kendini değerli, güçlü veya güvende hissetmesini sağlayan önemli bir dayanağı da kaybedeceğini hissedebilir.

Bu nedenle ilişkinin devamını güvence altına almaya çalışır. Karşıdaki kişinin arkadaşlarına, kıyafetlerine, sosyal medya kullanımına veya günlük kararlarına müdahale edebilir.

“Bunu yaparsan seni kaybederim” korkusu zamanla “Bunu yapmana izin vermem” davranışına dönüşebilir.

Belirsizliğe tahammül etmek neden zor olabilir?

Bir ilişkinin geleceğini tamamen garanti etmek mümkün değildir. Sevdiğimiz kişinin bütün düşüncelerini bilemeyiz. Onun her kararını belirleyemeyiz ve hiçbir insanın bizi asla terk etmeyeceğinden emin olamayız.

Sağlıklı yakınlık, bu belirsizliğin bir bölümüne dayanabilmeyi gerektirir.

Belirsizlik çok yoğun bir tehdit gibi hissedildiğinde kişi güven oluşturmak yerine kesinlik aramaya başlayabilir. Karşısındaki insanın her hareketini öğrenmek, kısa süreli bir rahatlama sağlar. Fakat bu rahatlama kalıcı olmaz.

Bir süre sonra yeni bir mesaj, yeni bir açıklama ve yeni bir güvence gerekir. Böylece kontrol davranışı ilişkiyi güvenli hâle getirmek yerine giderek daha gergin bir hâle getirebilir.

Kontrol davranışı nasıl sevgi gibi görünebilir?

Kontrol her zaman açık bir emir veya tehdit biçiminde ortaya çıkmaz. Bazen yoğun ilgi, koruyuculuk, fedakârlık veya sahiplenme gibi görünebilir.

Bir kişi partnerinin hayatındaki her ayrıntıyla ilgilenebilir. Onun adına kararlar verebilir, sorunlarını çözebilir ve kimlerle görüşmesi gerektiğini söyleyebilir. Başlangıçta bu yaklaşım ilgili ve koruyucu bulunabilir.

Fakat zamanla karşıdaki kişinin kendi kararlarını verme alanı daralabilir. Kişi bir karar almadan önce partnerinin nasıl tepki vereceğini düşünmeye başlayabilir. Kendi isteğini söylemek yerine tartışma çıkarmayacak seçeneği tercih edebilir.

Bu noktada ilişki, iki yetişkin arasındaki yakınlıktan uzaklaşıp bir kişinin yönettiği, diğerinin uyum sağlamaya çalıştığı bir düzene dönüşebilir.

“Senin iyiliğin için” sözü ne zaman sorunlu hâle gelir?

Bir insanın sevdiği kişiyi düşünmesi ve ona öneride bulunması doğaldır. Ancak öneri ile yönetme arasında önemli bir fark vardır.

Öneride bulunan kişi karşısındakinin farklı bir karar verebileceğini kabul eder. Kontrol eden kişi ise farklı bir kararı tehdit, saygısızlık veya sevgisizlik olarak görebilir.

“Ben yalnızca senin iyiliğini düşünüyorum” cümlesi şu davranışları örtmek için kullanılıyorsa ilişkinin sınırları üzerinde düşünmek gerekebilir:

  • Ne giyileceğine karar vermek
  • Arkadaşlarla görüşmeyi engellemek
  • Telefonu veya mesajları denetlemek
  • Mesleki ve maddi kararlara tek başına hükmetmek
  • Karşı tarafın ailesiyle ilişkisini sınırlamak
  • Her karar için izin alınmasını beklemek
  • İtiraz edildiğinde suçluluk hissettirmek

İyi niyet iddiası, karşıdaki kişinin söz hakkını ortadan kaldırmaz.

İlgi göstermek ile sahiplenmek arasındaki fark nedir?

İlgi, karşıdaki kişinin deneyimini merak eder. Sahiplenme ise onun üzerinde hak sahibi olunduğu düşüncesine yaklaşabilir.

İlgi gösteren kişi “Nasıl hissediyorsun?” diye sorar. Kontrol eden kişi “Böyle hissetmemelisin” diyebilir.

İlgi gösteren kişi öneride bulunur. Kontrol eden kişi kendi kararının uygulanmasını bekler.

İlgi gösteren kişi farklılığa alan açar. Sahiplenen kişi farklılığı ilişkinin bozulması olarak algılayabilir.

Birini sevmek, onun hayatındaki bütün kararların sahibi olmak anlamına gelmez. Yakınlık, karşımızdaki kişinin ayrı bir insan olduğunu kabul edebildiğimizde gelişebilir.

İlişkide kontrol hangi davranışlarla kendini gösterir?

Kontrol davranışları ilişkinin yapısına göre değişebilir. Bazıları açıkça fark edilirken bazıları ilgi veya kıskançlık olarak yorumlanabilir.

İlişkide kontrol şu davranışlarla görülebilir:

  • Telefonun ve sosyal medya hesaplarının incelenmesini istemek
  • Mesajlara hemen cevap verilmesini zorunlu tutmak
  • Sürekli konum bilgisi talep etmek
  • Arkadaş veya aile ilişkilerine müdahale etmek
  • Kıyafetler hakkında baskı kurmak
  • Para kullanımını tek taraflı biçimde yönetmek
  • Karşıdaki kişinin düşüncelerini küçümsemek
  • İstenilen davranış gerçekleşmediğinde küsmek veya cezalandırmak
  • “Beni sevseydin bunu yapardın” diyerek suçluluk oluşturmak
  • Ayrılık ihtimalini sürekli bir tehdit olarak kullanmak
  • Kişisel alan talebini sevgisizlik şeklinde yorumlamak

Bu davranışlardan birinin zaman zaman yaşanması, ilişki hakkında tek başına kesin bir sonuç vermez. Davranışların sıklığı, yoğunluğu, karşıdaki kişide yarattığı korku ve ilişkinin genel işleyişi birlikte değerlendirilmelidir.

Kontrol eden kişi de karşısındaki kişiye bağımlı olabilir mi?

Dışarıdan bakıldığında kontrol eden kişi daha güçlü görünebilir. Kararları o veriyor, sınırları o belirliyor ve ilişkinin yönünü o çiziyor olabilir.

Ancak görünürdeki güç her zaman içsel bir bağımsızlık anlamına gelmez.

Kontrol eden kişi, kendini güçlü veya değerli hissedebilmek için karşısındaki insanın ona ihtiyaç duymasına ihtiyaç duyabilir. Diğer kişi bağımsız bir karar verdiğinde, yeni bir çevre edindiğinde veya kendi sınırlarını belirtmeye başladığında bundan yoğun biçimde rahatsız olabilir.

Çünkü karşısındaki insanın bağımsızlaşması, kontrol eden kişinin ilişkideki konumunu tehdit edebilir.

Bu açıdan bakıldığında yöneten kişi de yönetilen kişiye duygusal olarak bağlı olabilir. Biri kararlarını diğerine bırakırken diğeri kendini güçlü hissedebilmek için onun boyun eğmesine ihtiyaç duyabilir.

Taraflar farklı konumlarda görünse de ilişki her ikisinin bağımsızlığını sınırlandıran bir döngüye dönüşebilir.

Kontrol edilen kişi ilişkide neden kalmaya devam edebilir?

Kontrol edilen kişinin ilişkide kalması, yaşananlardan memnun olduğu anlamına gelmez. Ayrılmayı veya sınır koymayı zorlaştıran çok sayıda duygusal, sosyal ve ekonomik etken bulunabilir.

Kişi zamanla kendi değerlendirmelerinden şüphe etmeye başlayabilir. Yaşadığı baskının gerçekten önemli olup olmadığını sorgulayabilir.

“Belki de beni çok sevdiği için böyle davranıyor.”

“Ben daha dikkatli olsaydım tartışmazdık.”

“Onu üzmemek için biraz daha sabretmeliyim.”

“Benden başka kimsesi yok.”

Bu düşünceler kişinin kendi rahatsızlığını ikinci plana atmasına yol açabilir.

Suçluluk duygusu ayrılmayı nasıl zorlaştırabilir?

Bazı ilişkilerde kişi kendi sınırını ifade ettiğinde karşı tarafın üzülmesinden sorumlu tutulabilir. Ayrılmak istemesi nankörlük, bencillik veya vefasızlık olarak gösterilebilir.

Böyle bir ilişkide kişi yalnızca kendi kararını vermeye çalışmaz. Aynı zamanda karşısındaki insanın duygusal yükünü de taşımaya çalışır.

“Ben gidersem o ne yapar?”

“Yalnız kalırsa bunun sorumlusu ben olurum.”

“Bu kadar emek verdi; şimdi ayrılırsam haksızlık etmiş olurum.”

Bu sorular kişinin kendi ihtiyaçlarını görmesini zorlaştırabilir. Oysa bir ilişkide kalmak veya ilişkiden ayrılmak hakkında karar verme hakkı, geçmişte yapılan fedakârlıklarla ortadan kalkmaz.

Kendi kararlarından şüphe etmek nasıl gelişebilir?

Kararları uzun süre küçümsenen veya sürekli düzeltilen kişi, zamanla kendi değerlendirmelerine güvenmekte zorlanabilir.

Hangi kıyafeti giyeceğinden kimlerle görüşeceğine kadar pek çok konuda başkasının onayını aramaya başlayabilir. Bu durum, başkalarının onayına neden ihtiyaç duyduğumuzu düşünmeyi önemli hâle getirebilir.

Kişinin karar verme becerisi tamamen kaybolmuş değildir. Ancak bu beceriyi kullanmadıkça ve her kararın ardından eleştiriyle karşılaştıkça kendinden şüphe etmesi kolaylaşabilir.

Yakınlık kurmak ile iç içe geçmek aynı şey midir?

Yakın bir ilişkide insanlar birbirlerinden etkilenir. Birbirlerinin ihtiyaçlarını dikkate alır, ortak kararlar verir ve zaman zaman fedakârlık yaparlar.

Fakat yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir.

Sağlıklı yakınlıkta tarafların farklı arkadaşları, düşünceleri, ilgileri ve kişisel alanları olabilir. Birinin farklı bir şey istemesi ilişkinin sona ereceği anlamına gelmez.

İç içe geçmiş ilişkide ise farklılık tehdit edici hâle gelir. Taraflardan biri tek başına zaman geçirmek istediğinde diğeri bunu reddedilme şeklinde yaşayabilir. Farklı bir görüş belirtmek, sadakatsizlik veya saygısızlık olarak yorumlanabilir.

Yakınlıkta “Biz” duygusu vardır; fakat “Ben” ve “Sen” tamamen ortadan kalkmaz. İlişkinin güçlenmesi, tarafların kişiliklerinden ve özgürlüklerinden vazgeçmesini gerektirmez.

Aile içinde sevgi ve kontrol nasıl birbirine karışabilir?

Sevgi ve kontrol yalnızca romantik ilişkilerde birbirine karışmaz. Anne, baba ve yetişkin çocuk arasındaki ilişkide de benzer örüntüler görülebilir.

Bir ebeveyn çocuğunun zarar görmesini istemediği için onun adına karar vermeye başlayabilir. Eğitim, meslek, arkadaşlık veya evlilik gibi konularda kendi değerlendirmesinin uygulanmasını bekleyebilir.

Çocuğun yetişkin olması bu tutumu kendiliğinden sona erdirmeyebilir.

“Biz senin kötülüğünü mü istiyoruz?”

“Senin için neler yaptık.”

“Bizi dinlemezsen hata yaparsın.”

Bu cümleler kaygıdan ve koruma isteğinden doğabilir. Bununla birlikte yetişkin çocuğun kendi hayatı üzerindeki söz hakkını sınırlayabilir.

Ebeveynlik, çocuğun bütün zorluklardan korunmasını değil; yaşına uygun kararlar verebilmesinin ve sonuçlarla başa çıkabilmesinin desteklenmesini de içerir.

Koruma niyeti, çocuğun hayatını yaşayamayacağı kadar kapalı bir kafese dönüştüğünde sevgi özgürlüğü desteklemek yerine bağımlılığı sürdürebilir.

Destek olmak ile karşıdaki kişinin hayatını yönetmek arasındaki fark nedir?

Destek olmak, karşıdaki kişinin yerine yaşamak değildir.

Destek veren kişi dinler, ihtiyaç sorar ve seçenekleri değerlendirmeye yardımcı olur. Son kararın karşıdaki kişiye ait olduğunu kabul eder.

Yöneten kişi ise çoğu zaman neyin doğru olduğunu bildiğini varsayar. Karşıdaki kişinin hazır olup olmadığını veya ne istediğini sormadan harekete geçebilir.

Bu ayrımı anlamak için şu sorular düşünülebilir:

“Karşımdaki kişi benden gerçekten yardım istedi mi?”

“Ona seçenek mi sunuyorum, yoksa ne yapması gerektiğini mi söylüyorum?”

“Benim önerimi kabul etmediğinde buna saygı gösterebiliyor muyum?”

“Onun hata yapma ve deneyiminden öğrenme hakkını kabul ediyor muyum?”

“Yardım ederken onu güçlendiriyor muyum, yoksa bana daha bağımlı mı hâle getiriyorum?”

Gerçek destek, kişinin kendi karar verme gücünü artırır. Kontrol ise bu gücü yavaş yavaş başka birinin eline bırakmasına yol açabilir.

İlişkide sınırlar nasıl daha açık hâle getirilebilir?

Sınır koymak karşıdaki kişiyi cezalandırmak veya ilişkiden vazgeçmek değildir. Kişinin hangi davranışları kabul edip edemeyeceğini açıkça ifade etmesidir.

Sınır cümleleri suçlama yerine somut davranışa odaklanabilir:

“Telefonumun izinsiz incelenmesini istemiyorum.”

“Arkadaşlarımla görüşüp görüşmeyeceğime kendim karar vermek istiyorum.”

“Benim adıma karar verilmesi beni rahatsız ediyor.”

“Farklı düşünmemizin sevgisizlik olarak yorumlanmasını istemiyorum.”

“Ses yükseldiğinde konuşmaya ara vereceğim.”

Sınırın etkili olabilmesi için yalnızca söylenmesi değil, davranışla desteklenmesi de gerekir. Fakat her ilişkide sınır koymak aynı derecede kolay veya güvenli olmayabilir.

Tehdit, şiddet, takip, ekonomik kısıtlama veya yoğun korku bulunan bir ilişkide doğrudan yüzleşmek güvenli olmayabilir. Böyle bir durumda kişinin güvenliğini öncelemesi ve güvendiği kişilerden ya da uygun kurumlardan destek alması önemlidir.

Kontrol döngüsü ne zaman psikolojik destek gerektirebilir?

Her ilişkide zaman zaman kıskançlık, kaybetme korkusu veya sınırlarla ilgili anlaşmazlık yaşanabilir. Psikolojik destek ihtiyacı yalnızca belirli bir davranışın varlığına göre değerlendirilmez.

Şu durumlarda destek almak düşünülebilir:

  • Aynı kontrol çatışmaları sürekli tekrarlanıyorsa
  • Kişi kendi kararlarını vermekte giderek zorlanıyorsa
  • Sınır belirtmek yoğun suçluluk veya korku yaratıyorsa
  • Partnerin tepkisini düşünmeden hareket edilemiyorsa
  • Kontrol etme isteği günlük yaşamı ve ilişkiyi zorlaştırıyorsa
  • İlişkide kalmak da ayrılmak da mümkün değilmiş gibi hissediliyorsa
  • Geçmiş ilişkilerde de benzer döngüler yaşanıyorsa
  • Kişi kim olduğunu veya ne istediğini ayırt etmekte zorlanıyorsa

Bireysel danışmanlık sürecinde kontrol davranışının altında bulunan duygular, kişinin ilişki içinde aldığı roller ve sınır koymasını zorlaştıran düşünceler kendi yaşam koşulları içinde değerlendirilebilir.

Amaç kişiye ne yapması gerektiğini söylemek değil; yaşadığı ilişkiyi daha açık biçimde görebilmesine ve kendi kararlarını daha bilinçli verebilmesine alan açmaktır.

Sevgi, karşımızdaki kişiye alan açabilmektir

Sevdiğimiz insanı kaybetmekten korkabiliriz. Onun zarar görmesini istemeyebilir, hayatında önemli bir yere sahip olmayı arzulayabiliriz. Bunların hepsi insani duygulardır.

Fakat sevgi, karşımızdaki kişinin bütün kararlarını yönetme hakkı vermez.

Bir insanın bize yakın olması için kendisinden vazgeçmesi gerekiyorsa orada yalnızca yakınlık değil, bağımlılık ve kontrol de bulunabilir.

Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerine ihtiyaç duyabilir. Birbirlerinden destek alabilir ve ortak bir yaşam kurabilirler. Buna rağmen farklı düşünebilir, kişisel alanlarını koruyabilir ve gerektiğinde birbirlerine “Hayır” diyebilirler.

Belki de sevginin önemli göstergelerinden biri, karşımızdaki kişiyi bize bağlı tutabilmek değil; bizim yanımızdayken de kendisi olarak kalabilmesine izin verebilmektir.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap