Birini Gözümüzde Büyütüp Sonra Neden Değersizleştiririz?

“Onu tanıdığımda aradığım kişi olduğunu düşünmüştüm.”

“Beni anlayan tek insan oydu.”

“Yaptığı bir şeyden sonra gözümden tamamen düştü.”

“Artık onda sevilecek hiçbir şey göremiyorum.”

“Bir zamanlar bu kadar değer verdiğim birinden şimdi neden uzaklaşmak istiyorum?”

Birini önce kusursuza yakın görüp daha sonra tamamen değersiz bulmak, karşımızdaki kişinin kısa sürede bütünüyle değiştiği anlamına gelmeyebilir. Bazen değişen, o kişiyi değerlendirdiğimiz duygusal konumdur.

İlişkinin başlangıcında olumlu özellikler öne çıkabilir. Yakınlık arttıkça farklılıklar, eksikler ve hayal kırıklıkları görünür hâle gelir. Bazı insanlar bu iki görüntüyü bir arada tutabilirken bazıları için hayranlık ile öfkeyi aynı kişiye yöneltmek oldukça zor olabilir.

Bu durumda kişi başlangıçta karşısındakinin olumsuz taraflarını görmekte, hayal kırıklığı yaşadığında ise olumlu taraflarını hatırlamakta zorlanabilir.

Bir kişiyi gerçekçi biçimde değerlendirebilmek, onu tamamen iyi veya tamamen kötü görmekten farklıdır. İnsan sevdiği birine kızabilir, değer verdiği birinin davranışından rahatsız olabilir ve ilişkiyi sürdürürken sınır koyabilir.

Birini gözümüzde büyütmek ne anlama gelir?

Birini gözümüzde büyütmek, o kişinin olumlu özelliklerine yoğunlaşırken sınırlılıklarını, farklılıklarını veya ilişki açısından oluşturabileceği güçlükleri yeterince görememek anlamına gelebilir.

Kişi yeni tanıştığı biri hakkında şöyle düşünebilir:

“Beni gerçekten anlayan ilk insan.”

“Onunla hiçbir sorun yaşamayacağız.”

“Diğer insanlardan tamamen farklı.”

“Beni asla hayal kırıklığına uğratmaz.”

Bu düşünceler ilişkinin başlangıcındaki heyecanla bağlantılı olabilir. Yeni tanışılan kişi hakkında henüz sınırlı bilgi bulunduğu için bilinmeyen noktalar beklentilerle tamamlanabilir.

Karşımızdaki kişiyi yalnızca olduğu hâliyle değil, olmasını umduğumuz biçimiyle de görebiliriz.

Kendimizi yalnız hissediyorsak bizi anlayan birine duyduğumuz ihtiyaç, karşımızdaki kişinin anlayışlı özelliklerini daha fazla öne çıkarabilir. Güvende hissetmek istiyorsak onun koruyucu veya ilgili davranışlarına daha büyük anlamlar yükleyebiliriz.

Bu nedenle gözümüzde büyüttüğümüz şey yalnızca karşımızdaki kişi olmayabilir. O kişinin hayatımızda karşılamasını beklediğimiz ihtiyaçlar da olabilir.

İlişkinin başlangıcında neden yalnızca olumlu özellikleri görürüz?

Yeni bir ilişki merak, heyecan ve umut oluşturabilir. Kişi karşısındaki insanın olumlu özelliklerini fark ederken henüz karşılaşmadığı yönleri hakkında iyimser tahminlerde bulunabilir.

Bir insanın bir konuda duyarlı olması, her konuda bizi anlayacağı şeklinde yorumlanabilir. Birkaç zor anda yanımızda bulunması, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağının kanıtı gibi görülebilir.

Bu beklentiler her zaman bilinçli değildir.

Kişi karşısındakini yeterince tanımadan önce onunla ilgili zihninde daha kapsamlı bir görüntü oluşturabilir. İlişki ilerledikçe gerçek kişi ile zihinde oluşturulan kişi arasındaki farklılıklar görünmeye başlar.

Hayal kırıklığının büyüklüğü bazen yaşanan olay kadar başlangıçta oluşturulan beklentinin büyüklüğüyle de ilişkili olabilir.

Hayranlık neden bir anda hayal kırıklığına dönüşebilir?

Gözümüzde büyüttüğümüz birinin hata yapması, yalnızca o davranışa ilişkin bir rahatsızlık oluşturmayabilir. Kişi, o insanla ilgili bütün değerlendirmesinin yanlış olduğunu düşünebilir.

“Bana bunu yaptıysa demek ki beni hiç önemsememiş.”

“Bu konuda yanıldıysam onun hakkında her konuda yanılmış olabilirim.”

“Beni gerçekten sevseydi böyle davranmazdı.”

Böylece belirli bir olay, kişinin bütün ilişkiyi yeniden değerlendirmesine yol açabilir.

Karşımızdaki kişinin hata yapabileceğini, bizi sevmesine rağmen zaman zaman ihtiyaçlarımızı anlayamayabileceğini veya bazı konularda bizden farklı düşünebileceğini kabul etmek kolay olmayabilir.

Özellikle yüksek beklentiler üzerine kurulan ilişkilerde küçük bir hayal kırıklığı bile başlangıçtaki kusursuz görüntüyü bozabilir.

Küçük bir hata neden bütün ilişkiyi değiştirmiş gibi hissedilir?

Yaşanan olayın anlamı herkes için aynı değildir.

Partnerin bir mesaja geç cevap vermesi bir kişi için sıradan bir yoğunluk göstergesiyken başka biri için önemsenmediği anlamına gelebilir.

Planlanan bir görüşmenin iptal edilmesi yalnızca program değişikliği olarak yaşanabileceği gibi:

“Beni görmek istemiyor.”

şeklinde de yorumlanabilir.

Kişi yaşanan davranışı geçmişteki reddedilme, ihmal edilme veya önemsenmeme deneyimleriyle bağlantılı biçimde değerlendirebilir. Bu durumda bugünkü olay kendi boyutundan daha büyük bir duygu oluşturabilir.

Ancak her güçlü tepki mutlaka geçmişten kaynaklanır denemez. Karşıdaki kişinin gerçekten sorumsuz, kırıcı veya sınır ihlal eden davranışları da olabilir.

Bu nedenle değerlendirilmesi gereken yalnızca verilen tepki değil, yaşanan olayın kendisi ve ilişkinin bütünü olmalıdır.

Değersizleştirme nedir?

Değersizleştirme, bir kişinin olumlu özelliklerini ve ilişkinin geçmişindeki iyi deneyimleri geri plana atarak onu bütünüyle yetersiz, kötü veya değersiz görme eğilimidir.

Kişi hayal kırıklığı yaşadığında şöyle düşünebilir:

“Zaten hiçbir zaman iyi biri değildi.”

“Onunla yaşadığım güzel şeylerin hepsi sahteymiş.”

“Bana hiçbir katkısı olmadı.”

“Ondan tamamen nefret ediyorum.”

Bu ifadeler o anda yaşanan öfkenin yoğunluğunu yansıtabilir. Ancak kişinin geçmişteki bütün deneyimini yeniden yorumlamasına da neden olabilir.

Daha önce çok değerli görülen insan kısa süre içinde bütünüyle değersiz hâle gelir. Böylece kişi karşısındaki insanın hem olumlu hem olumsuz özelliklerinin bulunduğu daha karmaşık bir değerlendirmeden uzaklaşır.

Davranışı eleştirmek ile kişinin tamamını değersiz görmek arasındaki fark

Bir davranıştan rahatsız olmak ve o davranışa sınır koymak sağlıklı bir ilişkinin parçası olabilir.

“Planımızı haber vermeden iptal etmen beni rahatsız etti.”

cümlesi belirli bir davranışı ifade eder.

“Sen zaten düşüncesiz ve değersiz bir insansın.”

cümlesi ise kişinin tamamına yönelir.

Davranış hakkında konuşulduğunda değişim, açıklama ve sorumluluk için alan kalabilir. Kişinin bütün kimliği değersizleştirildiğinde ise konuşmanın çatışmaya dönüşme ihtimali artar.

Davranışı değerlendirmek, yapılan her şeyi kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine sorunun ne olduğunu daha açık biçimde görmeyi kolaylaştırır.

Bir ilişkide sınır ihlali, şiddet veya sürekli kötü muamele bulunuyorsa karşıdaki kişinin olumlu özelliklerini düşünmek ilişkiyi sürdürme zorunluluğu oluşturmaz. Dengeli değerlendirme, zarar veren davranışları küçümsemek değildir.

İnsanları neden tamamen iyi veya tamamen kötü görebiliriz?

İnsanların farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen özellikleri bulunur.

Sevdiğimiz biri bazen bizi anlayabilir, bazen de ihtiyaçlarımızı fark edemeyebilir. Cömert biri bazı durumlarda kendi çıkarını öne koyabilir. Sakin bir insan zaman zaman öfkelenebilir.

Bu farklı özellikleri aynı kişide bir arada görebilmek, ilişkinin karmaşıklığını kabul etmeyi gerektirir.

Yoğun duygular sırasında ise bu bütünlüğü korumak zorlaşabilir.

Öfkelendiğimizde kişinin yalnızca kırıcı davranışını hatırlayabiliriz. Yalnız hissettiğimizde ise aynı kişiyi yeniden gözümüzde büyütebilir ve yaşadığımız sorunları önemsizleştirebiliriz.

Karşımızdaki kişi aynı kişi olmasına rağmen, o anda öne çıkan duygumuz değerlendirmemizi etkileyebilir.

Aynı kişiye hem sevgi hem öfke duymak mümkün müdür?

Evet. Birini sevmek ona hiçbir zaman kızmamak anlamına gelmez.

Bir kişi partnerini sevebilir ve onun belirli bir davranışına yoğun öfke duyabilir. Ailesine bağlı olabilir ve onların bazı müdahalelerinden rahatsızlık hissedebilir.

Sevgi ile öfkeyi bir arada taşıyamadığımızda şu sonuca varabiliriz:

“Ona kızıyorsam artık sevmiyorum.”

ya da:

“Onu seviyorsam yaptığı şeye kızmaya hakkım yok.”

Oysa iki duygu aynı ilişkide bulunabilir.

Buradaki önemli nokta, öfkenin nasıl ifade edildiği ve ilişkinin güvenliğini nasıl etkilediğidir. Öfke yaşamak ile hakaret etmek, tehdit etmek veya şiddet uygulamak aynı şey değildir.

Terk edilme korkusu neden uzaklaştıran davranışlara yol açabilir?

Terk edilmekten korkan kişinin ilişkiye daha sıkı tutunacağı düşünülebilir. Bazı durumlarda gerçekten de yoğun bir yakınlık ve güvence arayışı görülebilir.

Ancak kaybetme korkusu her zaman yakınlaşmaya yol açmaz. Kişi kaybı kontrol edebilmek için karşısındaki insanı kendisinden uzaklaştırabilir.

İlişkinin bozulacağına dair küçük bir işaret gördüğünde:

“Nasıl olsa beni terk edecek.”

diye düşünebilir.

Ardından soğuk davranabilir, iletişimi kesebilir veya ilişkiyi aniden bitirebilir.

Bu davranış dışarıdan bakıldığında umursamazlık gibi görünebilir. Oysa bazı durumlarda kişinin yoğun bir reddedilme veya kaybetme korkusuyla baş etmeye çalıştığını gösterebilir.

Bu açıklama, karşı tarafa zarar veren davranışları haklı çıkarmaz. Davranışın olası işlevini anlamak ile sonuçlarının sorumluluğunu almak birlikte düşünülmelidir.

Önce terk etmek kişiyi kayıp duygusundan korur mu?

İlişkiyi önce bitirmek kısa süreli bir kontrol hissi sağlayabilir.

Kişi:

“Beni bırakmasına izin vermedim, ben ayrıldım.”

diye düşünebilir.

Bu şekilde edilgen biçimde terk edilen kişi olmak yerine kararı veren kişi konumuna geçer. Ancak ilişki sona erdiğinde kayıp duygusu yine ortaya çıkabilir.

Kişi öfkesi azaldığında karşısındaki insanı özleyebilir ve yeniden yakınlaşmak isteyebilir. Yakınlık kurulduğunda ise aynı kaygılar tekrar harekete geçebilir.

Böylece ilişki ayrılma, özleme, barışma ve yeniden uzaklaşma döngüsüne girebilir.

Karşıdaki kişi gerçekten mi değişti?

İlişkiler ilerledikçe insanlar birbirleri hakkında yeni bilgiler edinir. Başlangıçta görülmeyen bazı özellikler zamanla fark edilebilir.

Bu nedenle bir kişi hakkındaki düşüncemizin değişmesi her zaman psikolojik bir değersizleştirme anlamına gelmez.

Karşımızdaki kişinin:

  • Verdiği sözleri sürekli tutmadığını
  • Sınırlarımıza saygı göstermediğini
  • Sorumluluk almaktan kaçındığını
  • İletişimde küçümseyici davrandığını
  • Kontrol edici veya şiddet içeren davranışlar gösterdiğini

zaman içinde fark edebiliriz.

Yeni bilgiler doğrultusunda ilişkiyi yeniden değerlendirmek gerçekçi olabilir.

Değersizleştirmede ise belirli bir davranışın ötesine geçilerek kişinin bütün özellikleri yok sayılabilir. Geçmişte yaşanan iyi deneyimler tamamen sahte kabul edilebilir ve değerlendirme yoğun duyguya göre keskin biçimde değişebilir.

Yeni bilgi edinmek ile duygusal olarak keskin biçimde soğumak aynı mıdır?

Hayır.

Yeni bir bilgi edindiğimizde değerlendirmemiz zaman içinde ve gerekçeleriyle değişebilir. Neyi fark ettiğimizi ve bunun bizim için neden önemli olduğunu açıklayabiliriz.

Duygusal olarak keskin biçimde soğuduğumuzda ise değerlendirme çok kısa sürede tamamen tersine dönebilir.

Dün:

“Hayatımdaki en değerli insan.”

olarak görülen kişi bugün:

“Onda sevilecek hiçbir şey yok.”

şeklinde değerlendirilebilir.

Bu tür değişimler sık tekrarlanıyorsa yalnızca karşıdaki kişinin davranışlarına değil, değerlendirmeyi değiştiren duygu ve düşüncelere de bakmak yararlı olabilir.

İdealize etme ve değersizleştirme ilişkileri nasıl etkiler?

Başlangıçta yoğun biçimde gözünde büyütülen kişi kendisini çok özel hissedebilir. Ancak zamanla bu konum ağır bir beklenti oluşturabilir.

Kendisinden her zaman anlayışlı, güçlü, ilgili veya kusursuz davranması beklenebilir. Hata yaptığında ilişkinin bütün anlamı değişebilir.

Bu döngü ilişkide şu sonuçları oluşturabilir:

  • Sürekli güvence isteme
  • Küçük anlaşmazlıkların büyük krizlere dönüşmesi
  • Partnerin ne zaman değerli, ne zaman değersiz görüleceğini bilememesi
  • Ani ayrılık ve barışma kararları
  • Yoğun yakınlığın ardından iletişimin kesilmesi
  • Geçmişte yaşanan olumlu deneyimlerin yok sayılması
  • İki tarafın da kendisini güvensiz hissetmesi
  • İlişkide açık iletişimin azalması

Karşıdaki kişi zamanla hata yapmaktan kaçınabilir veya sürekli kendisini açıklamaya çalışabilir. İlişki, karşılıklı yakınlık alanı olmaktan çıkarak bir sınav ortamına dönüşebilir.

Bu döngüyü fark etmek için hangi sorular sorulabilir?

Kişi değerlendirmesinin ani biçimde değiştiğini fark ettiğinde kendisine şu soruları sorabilir:

“Şu anda hangi olay düşüncemi değiştirdi?”

“Rahatsız olduğum belirli davranış nedir?”

“Bu davranış, kişinin bütün özelliklerini gerçekten geçersiz kılıyor mu?”

“Öfkelenmeden önce bu kişi hakkında ne düşünüyordum?”

“Karşımdaki kişiden gerçekçi olmayan bir beklentim olabilir mi?”

“Şu anda ayrılmak mı istiyorum, yoksa öfkemi ve hayal kırıklığımı mı anlatmaya çalışıyorum?”

“Onu tamamen kötü görmek beni hangi duygudan koruyor?”

“Yakınlaştığımda kaybetme veya kontrol edilme korkusu yaşıyor muyum?”

“Benzer bir döngü daha önceki ilişkilerimde de yaşandı mı?”

“Duygum sakinleştiğinde aynı kararı vermeye devam ediyor muyum?”

Bu soruların amacı kişiyi ilişkiyi sürdürmeye ikna etmek değildir. Kararın yalnızca yoğun bir duygunun içinden mi, yoksa ilişkinin bütününe ilişkin daha dengeli bir değerlendirmeden mi doğduğunu anlamaktır.

Daha dengeli bir ilişki kurmak için neler yapılabilir?

Birini gerçekçi görmek, onun her davranışını kabul etmek anlamına gelmez. Amaç olumlu ve olumsuz özellikleri birlikte değerlendirebilmek ve sorunları daha açık biçimde ifade edebilmektir.

Yoğun duygular sırasında kesin karar vermemek

Yoğun öfke, korku veya hayal kırıklığı sırasında alınan kararlar o anki duygunun etkisini taşıyabilir.

Acil bir güvenlik sorunu bulunmuyorsa ilişkiyi bitirmek, iletişimi tamamen kesmek veya ağır mesajlar göndermek gibi kararlar duygu sakinleşene kadar ertelenebilir.

Bu, yaşanan sorunu görmezden gelmek değildir. Sorunu daha geniş bir bakışla değerlendirebilmek için kendimize zaman tanımaktır.

Kişiliği değil davranışı değerlendirmek

“Sen zaten kötü bir insansın.”

yerine:

“Planımızı haber vermeden iptal etmen beni önemsiz hissettirdi.”

demek yaşanan güçlüğü daha açık hâle getirir.

Belirli davranış konuşulduğunda karşıdaki kişinin açıklama yapması, sorumluluk alması veya davranışını değiştirmesi mümkün olabilir.

Kişinin tamamına yönelen suçlayıcı ifadeler ise savunma ve karşı saldırı ihtimalini artırabilir.

Olumlu ve olumsuz özellikleri birlikte görebilmek

Kişi yoğun bir hayranlık veya öfke yaşadığında karşısındaki insan hakkında daha dengeli bir değerlendirme yapmayı deneyebilir.

“Bu insanın sevdiğim özellikleri neler?”

“Beni zorlayan davranışları neler?”

“Bu davranış değişebilir mi, yoksa sürekli tekrar mı ediyor?”

“Benim için kabul edilemez olan sınır nedir?”

“İlişkinin bütünü bana nasıl hissettiriyor?”

Bu sorular, kişiyi ne tamamen kusursuz ne de bütünüyle değersiz görmeden değerlendirmeye yardımcı olabilir.

Dengeli değerlendirme her zaman ilişkinin devam etmesiyle sonuçlanmaz. Bazen kişi karşısındakinin hem iyi özelliklerini görebilir hem de ilişkinin kendisine uygun olmadığına karar verebilir.

Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?

Birine hayranlık duyduktan sonra onun bazı özelliklerinden rahatsız olmak tek başına psikolojik bir sorun anlamına gelmez. İlişkiler ilerledikçe düşüncelerimiz değişebilir.

Ancak idealize etme ve değersizleştirme döngüsü sürekli tekrarlanıyor ve ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa psikolojik destek düşünülebilir.

Özellikle şu durumlarda değerlendirme yararlı olabilir:

  • İlişkiler çok hızlı başlayıp ani biçimde sona eriyorsa
  • İnsanlar kısa sürede kusursuz veya tamamen değersiz görülüyorsa
  • Küçük hayal kırıklıkları yoğun öfke oluşturuyorsa
  • Yakınlık arttığında uzaklaşma isteği ortaya çıkıyorsa
  • Terk edilme korkusu nedeniyle sürekli güvence aranıyorsa
  • Öfke sırasında iletişim tamamen kesiliyor veya ilişki bitiriliyorsa
  • Aynı ayrılma ve barışma döngüsü tekrar ediyorsa
  • Kişi duyguları sakinleştiğinde kararlarından sık sık pişmanlık duyuyorsa
  • Bu örüntü romantik ilişkilerin yanı sıra arkadaşlık ve aile ilişkilerinde de görülüyorsa
  • Yoğun duygular sırasında kendine veya başkasına zarar verme düşünceleri ortaya çıkıyorsa

Kendine ya da başkasına zarar verme riski bulunuyorsa durum bekletilmemeli; 112’den veya en yakın acil servisten yardım alınmalıdır.

Psikolojik destek sürecinde kişiye ilişkisini sürdürmesi veya bitirmesi gerektiği söylenmez. Amaç, değerlendirmelerin hangi durumlarda keskin biçimde değiştiğini, yakınlığın hangi korkuları harekete geçirdiğini ve davranışların ilişkilerde nasıl sonuçlar oluşturduğunu anlamaktır.

Birini gerçekçi görmek sevgiyi azaltmaz

Birini gerçekçi biçimde sevmek, onun kusursuz olduğuna inanmayı gerektirmez.

Yakın ilişkilerde insanlar birbirlerini memnun edebilir, hayal kırıklığına uğratabilir, destekleyebilir ve zaman zaman öfkelendirebilir.

Bir kişinin hatasını görmek, onun bütün değerini yok etmez. Olumlu özelliklerini fark etmek de zarar veren davranışlarına katlanmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Daha dengeli bir ilişki, karşımızdaki kişiyi ne gözümüzde erişilmez bir yere yükseltmek ne de ilk hayal kırıklığında tamamen değersizleştirmektir.

Onu farklı yönleriyle görebilmek, kendi ihtiyaçlarımızı açıkça ifade edebilmek ve kabul edemeyeceğimiz davranışlara sınır koyabilmektir.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap