“Onu kaybettiğim için çok üzgünüm ama aynı zamanda herkese çok kızıyorum.”
“Doktorlara öfkeliyim.”
“Ailemden kimseyi görmek istemiyorum.”
“Beni bırakıp gittiği için ona bile kızıyorum.”
“Böyle bir zamanda öfkelenmem normal mi?”
Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde yas denildiğinde aklımıza genellikle üzüntü, özlem ve ağlamak gelir. Ancak yas sırasında öfke de ortaya çıkabilir. Kişi çevresindeki insanlara, doktorlara, kendisine, hatta kaybettiği kişiye karşı kızgınlık hissedebilir.
Bu durum tek başına kişinin sevdiği insanla ilişkisinde bir sorun olduğu veya yasının sağlıksız ilerlediği anlamına gelmez. Kayıp sonrasında özlem, çaresizlik, suçluluk, arama, hayal kırıklığı ve öfke bir arada bulunabilir.
Bu nedenle yalnızca “Neden bu kadar öfkeliyim?” diye sormak yerine başka bir soru daha sorabiliriz:
“Bu öfkenin altında hangi duygu var?”
Yas Sürecinde Öfke Normal midir?
Kayıp sonrasında öfke yaşanabilir. Ancak herkes aynı biçimde yas tutmaz ve her kayıpta aynı duyguların ortaya çıkması beklenmez.
Bir kişi yoğun üzüntü yaşarken başka biri daha çok özlem hissedebilir. Bir başkası ise kendisini huzursuz, gergin veya öfkeli bulabilir.
Bu nedenle yasın yalnızca ağlamak ve üzülmekten oluştuğunu düşünmek, kişinin yaşadığı diğer duyguları anlamlandırmasını zorlaştırabilir.
Yas neden yalnızca üzüntüden oluşmaz?
Bir insanı sevdiğimizde yalnızca onunla güzel anılar biriktirmeyiz. Günlük yaşamımızı da onun varlığına göre düzenleriz.
Bir sorun olduğunda onu ararız. Akşam eve geleceğini biliriz. Bir karar verirken fikrini sorabiliriz. Geleceğe ilişkin planlarımızda onun da bulunacağını varsayarız.
Sonra bir gün o kişi artık yoktur.
Fakat kişinin duygusal dünyasının bu yeni gerçeğe bir anda uyum sağlaması beklenemez.
Telefonu elimize alıp onu aramak isteyebiliriz. Bir şey yaşadığımızda bir an için “Bunu ona anlatmalıyım.” diye düşünebiliriz.
Bir yanımız onun geri gelmesini isterken diğer yanımız bunun mümkün olmadığını anlamaya çalışır.
Bu çelişkinin içinde yalnızca üzüntü değil, öfke de bulunabilir.
Öfkenin altında özlem olabilir mi?
Bazen kişinin fark ettiği ilk duygu öfkedir:
“Çok sinirliyim.”
Ancak biraz daha yakından bakıldığında öfkenin altında başka bir duygu görülebilir:
“Onu çok özlüyorum.”
Özlem her zaman yalnızca ağlamak şeklinde ortaya çıkmaz. Huzursuzluk, sabırsızlık, insanlardan uzaklaşma veya tahammülsüzlük de yaşanabilir.
Bazen “Niye bu kadar öfkeliyim?” sorusunun arkasından şu cevap çıkabilir:
“Çünkü onun burada olmasını çok istiyorum.”
Kaybettiğimiz Kişiye Neden Öfkelenebiliriz?
Yas sırasında kabul edilmesi en zor duygulardan biri kaybedilen kişiye duyulan öfke olabilir.
Kişi şöyle düşünebilir:
“Keşke kontrollerini aksatmasaydın.”
“Neden kendine dikkat etmedin?”
“Beni çocuklarla yalnız bıraktın.”
“Daha yapacağımız çok şey vardı.”
Ardından başka bir duygu ortaya çıkabilir: suçluluk.
“Onu seviyordum. Ona kızmamam gerekiyor.”
“Beni nasıl bırakıp gidersin?” duygusu
Kaybedilen kişiye duyulan öfkenin altında bazen terk edilmişlik ve çaresizlik hissi bulunabilir.
Kişi yalnızca:
“Onu özlüyorum.”
demiyor olabilir.
Aynı zamanda:
“Onun burada olmasına ihtiyacım vardı.”
duygusunu da taşıyor olabilir.
Sevgi ve öfke aynı anda yaşanabilir mi?
Bir kişiyi sevmek ona hiçbir zaman öfkelenmemek anlamına gelmez.
İnsan kaybettiği kişiyi çok sevip aynı zamanda onun yokluğuna kızabilir.
Bu nedenle kaybedilen kişiye yönelik öfkenin varlığı tek başına sevginin olmadığı anlamına gelmez.
Bazen öfkenin yoğunluğu, kaybedilen ilişkinin kişi için ne kadar önemli olduğuyla da bağlantılı olabilir.
Kayıptan Sonra Neden Birilerini Suçlarız?
Kayıp sonrasında öfke yalnızca kaybedilen kişiye yönelmeyebilir.
“Doktorlar daha erken fark etmeliydi.”
“Hastaneye daha önce götürseydik böyle olmazdı.”
“Ailesi yeterince ilgilenmedi.”
“Ambulans neden daha erken gelmedi?”
Bu düşüncelerin bazıları gerçek olaylara dayanabilir. Bu nedenle her suçlamayı yalnızca psikolojik bir tepki olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak kayıp karşısında kişinin yaşadığı çaresizlik de suçlama ihtiyacını etkileyebilir.
Çaresizlik ve kontrol arayışı
Kayıp geri döndürülemez bir durumdur.
İnsan zihni ise:
“Bir şey yapılabilir miydi?”
sorusunu tekrar tekrar düşünebilir.
Çünkü “Hiçbir şeyi değiştiremiyorum.” düşüncesi oldukça ağır olabilir.
Bir neden veya sorumlu bulmaya çalışmak bazen bu çaresizlik karşısında zihinsel bir kontrol alanı oluşturabilir.
Yas Sürecinde “Keşke” Düşünceleri Neden Artar?
“Keşke hastaneye daha erken gitseydik.”
“Keşke son konuşmamızda kavga etmeseydik.”
“Keşke daha fazla zaman geçirseydim.”
“Keşke onu son kez arasaydım.”
Kayıp sonrasında geçmiş tekrar tekrar zihinden geçirilebilir.
Bazen gerçekten pişman olduğumuz şeyler vardır. Ancak bazen de “keşke” düşüncesi, geri döndürülemeyen bir olay karşısında başka bir ihtimal yaratma çabasına dönüşebilir.
“Keşke bunu yapsaydım.” dediğimizde, olayın başka türlü sonuçlanabileceğini düşünürüz.
Bu düşünce bir miktar kontrol hissi sağlayabilir.
Kendimize yönelik öfke ve suçluluk
Yasın öfkesi her zaman dışarıya yönelmez.
Kişi kendisine de kızabilir:
“Daha fazla ilgilenmeliydim.”
“Belirtileri fark etmeliydim.”
“Son gün yanında değildim.”
“Onu kırdım.”
Burada üzerinde durulabilecek sorulardan biri şudur:
“O gün sahip olduğum bilgi ve koşullarla gerçekten ne kadarını kontrol edebilirdim?”
Çünkü kayıp sonrasında yaşanan suçluluk her zaman kişinin gerçekten sorumlu olduğu anlamına gelmez.
Yas Yaşarken İnsanlara Neden Tahammül Edemeyebiliriz?
Yas yaşayan kişinin öfkesi bazen yardım etmeye çalışan insanlara da yönelir.
Bir arkadaş:
“Artık kendini toparlamalısın.”
Bir yakını:
“Hayat devam ediyor.”
Başka biri:
“En azından acı çekmedi.”
diyebilir.
Bu sözler iyi niyetle söylenebilir. Ancak kayıp yaşayan kişi bunları “Artık bunu geride bırakmalısın.” şeklinde duyabilir.
İyi niyetli teselliler neden öfkelendirebilir?
Kişi henüz kaybettiği insanı yoğun biçimde özlerken çevresinin onu hızla “toparlanmaya” çağırması anlaşılmadığını hissettirebilir.
Bazen bir şeyleri düzeltmeye çalışmak yerine:
“Çok zor olduğunu görüyorum.”
“Onu çok özlüyorsun.”
“İstersen anlatabilirsin.”
gibi daha sade ifadeler kullanılabilir.
“Güçlü olmalıyım” düşüncesi
Bazı insanlar kayıptan sonra kendilerine üzülmek için çok az alan tanır.
“Ağlamamalıyım.”
“Çocuklar için güçlü olmalıyım.”
“İşe dönmeliyim.”
“Hayat devam ediyor.”
Günlük sorumlulukların sürdürülmesi gerekebilir. Ancak kişinin kendi duygularına hiç alan bırakmaması gerginlik ve tahammülsüzlüğü artırabilir.
Böyle bir durumda yalnızca:
“Öfkemi nasıl kontrol edeceğim?”
değil,
“Kendime üzülmek için ne kadar alan tanıyorum?”
sorusu da düşünülebilir.
Yas Sürecinde Kaybettiğimiz Kişiyi Neden Ararız?
Kaybettiğimiz kişinin öldüğünü bilsek bile alışkanlıklarımız ve duygusal dünyamız bir süre onun varlığını aramaya devam edebilir.
Bu durum farklı biçimlerde ortaya çıkabilir:
- Birlikte gidilen yerlere gitmek istemek,
- eşyalarına dokunmak,
- fotoğraflarına bakmak,
- ses kayıtlarını dinlemek,
- kalabalıkta ona benzeyen kişilere dikkat etmek,
- onu hatırlatan yerlere yönelmek.
Dış gerçeklik:
“O artık burada değil.”
derken kişinin duygusal dünyası bir süre:
“Onu bul.”
diyebilir.
Bu nedenle bir an için kalabalıkta ona benzeyen birini görmek veya telefon çaldığında onu düşünmek yeniden bir hayal kırıklığı yaratabilir.
Öfkenin altında bazen bu çaresizlik vardır:
“Ne yaparsam yapayım onu geri getiremiyorum.”
Yas Sürecinde Öfke Ne Zaman Değerlendirilmelidir?
Kayıp sonrasında öfke yaşanması tek başına yasın sağlıksız ilerlediğini göstermez.
Ayrıca yas için herkes açısından geçerli kesin bir takvim belirlemek doğru değildir. Kaybedilen kişiyle ilişkinin niteliği, kaybın koşulları ve kişinin yaşamındaki diğer ilişkiler süreci etkileyebilir.
Bununla birlikte öfke uzun süre çok yoğun biçimde devam ediyor, kişinin ilişkilerine yayılıyor veya günlük yaşamını belirgin şekilde etkiliyorsa daha yakından değerlendirilmesi düşünülebilir.
Örneğin kişi:
- sürekli birilerini suçlama ihtiyacı hissediyorsa,
- kaybıyla yalnızca öfke üzerinden ilişki kurabiliyorsa,
- yoğun biçimde kendisini suçlamaya devam ediyorsa,
- iş veya sosyal yaşamı belirgin biçimde etkileniyorsa,
- kayıptan sonra yaşamını yeniden düzenlemekte ciddi güçlük yaşıyorsa,
öfkenin hangi duyguları taşıdığına daha ayrıntılı bakmak yararlı olabilir.
Buradaki amaç öfkeyi “kötü” bir duygu olarak ortadan kaldırmak değildir.
Öfkenin ne anlattığını anlamaktır.
Yas Yaşayan Birine Nasıl Yaklaşılabilir?
Yas yaşayan birine yardım etmeye çalışırken çoğu insan doğru cümleyi bulmak ister.
Ancak her zaman mükemmel bir cümle yoktur.
“Güçlü ol.”
“Zaman her şeyin ilacı.”
“Artık önüne bakmalısın.”
gibi ifadeler iyi niyetli olsa bile kişinin kaybını hızla geride bırakması gerektiği hissini oluşturabilir.
Bazen daha sade bir yaklaşım yeterli olabilir:
“Onu özlediğini görüyorum.”
“Çok kızgın olduğunu fark ediyorum.”
“İstersen anlatabilirsin.”
“Yanındayım.”
Yas yaşayan kişinin her duygusunu hemen değiştirmeye çalışmak yerine, o duyguyu ifade edebileceği bir ilişki alanının bulunması önemli olabilir.
Sonuç: Bazen Öfkenin İçinde “Geri Gel” Vardır
Yas yalnızca ağlamak değildir.
Özlemek vardır.
Aramak vardır.
Suçluluk vardır.
Çaresizlik vardır.
Ve bazen öfke vardır.
Kişi doktorlara kızabilir.
Ailesine kızabilir.
Kendisine kızabilir.
Hatta kaybettiği kişiye kızabilir.
Bu duyguların varlığı tek başına sevginin yokluğunu göstermez.
Çünkü insan kaybettiği kişiyle kurduğu duygusal bağı bir anda kaybetmez. Fakat artık o kişiye fiziksel olarak ulaşamamak yasın en zor taraflarından biri olabilir.
Bu nedenle:
“Neden bu kadar öfkeliyim?”
sorusunun cevabı bazen yalnızca öfkenin içinde değildir.
Öfkenin biraz altında:
“Sana hâlâ ihtiyacım vardı.”
Biraz daha altında:
“Beni bırakıp gitmeni istemedim.”
Ve bazen en derinde:
“Keşke geri gelebilsen.”
duygusu bulunabilir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap