Bazen insan kalabalıkların içinde bile kendisini yalnız hisseder.
Arkadaşları vardır.
Ailesi vardır.
Bir ilişkisi vardır.
Gün içerisinde birçok insanla konuşur.
Ama yine de içinden:
“Beni gerçekten anlayan biri var mı?” diye geçirebilir.
Bazı insanlar ise yalnız kalmamak için sürekli bir ilişki arar. Bir ilişki bittiğinde kısa süre içinde başka bir ilişkiye başlar. Evde tek başına kalmak zor gelir. Telefon sessiz olduğunda huzursuz olur. Birileriyle konuşmadığı zaman içindeki boşluk daha görünür hale gelir.
Bu noktada önemli bir ayrım vardır:
İnsanlardan uzak kalmakla, varoluşsal olarak yalnız olmak aynı şey değildir.
Yalnızlığın bazı biçimleri daha fazla sosyal ilişki kurarak hafifleyebilir. Ancak insanın varoluşunda başka bir yalnızlık daha vardır. Ne kadar yakın ilişkiler kurarsak kuralım tamamen ortadan kaldıramadığımız bir ayrılık…
Varoluşsal yalıtım tam olarak bu noktaya işaret eder.
Her Yalnızlık Aynı Değildir
Yalnızlık denildiğinde çoğunlukla akla sosyal yalnızlık gelir.
Arkadaşınız yoktur.
Yeni bir şehre taşınmışsınızdır.
Yakın olduğunuz insanlar uzaktadır.
Çevrenizde konuşabileceğiniz kimse bulunmuyordur.
Bu tür yalnızlık, kişilerarası yalıtımla ilişkilidir. İnsanlarla yeterince doyurucu bağlantı kuramamak, sosyal becerilerde yaşanan güçlükler, yakınlaşmaya ilişkin çatışmalar veya yaşam koşulları kişiyi diğer insanlardan uzaklaştırabilir.
Böyle bir yalnızlıkta yeni arkadaşlıklar kurmak, sosyal çevreyi genişletmek veya daha yakın ilişkiler geliştirmek gerçekten yardımcı olabilir.
Ancak bazen insanın çevresinde insanlar olduğu halde yalnızlık devam eder.
Çünkü sorun yalnızca:
“Yanımda kimse yok.” değildir.
Daha derindeki deneyim:
“Benim yaşadığım şeyi bütünüyle benim yerime yaşayabilecek kimse yok.” duygusudur.
Burada artık başka bir yalnızlık biçimiyle karşılaşırız.
Varoluşsal Yalnızlık Nedir?
İnsan diğer insanlarla ne kadar yakın ilişki kurarsa kursun, kendi yaşamını yalnızca kendisi yaşar.
Kimse bizim yerimize acı çekemez.
Kimse bizim yerimize karar veremez.
Kimse bizim hayatımızı bütünüyle bizim gözlerimizden göremez.
En sevdiğimiz insan bile iç dünyamızın tamamına erişemez.
Bir insana:
“Beni çok iyi tanıyor.” diyebiliriz.
Ama o kişi bizim bütün anılarımızı, korkularımızı, düşüncelerimizi ve yaşamı deneyimleme biçimimizi tam olarak yaşayamaz.
İnsanların arasında kapanması mümkün olmayan bir mesafe vardır.
Bu mesafe ilişkilerin başarısız olduğu anlamına gelmez.
İnsan olmanın bir parçasıdır.
Bu nedenle varoluşsal yalnızlık, basitçe çevrede insan bulunmaması değildir. Kişilerarası yalnızlıktan farklı olarak varoluşun kendisine ait bir ayrılığı ifade eder.
Bir İlişki Bizi Bu Yalnızlıktan Kurtarabilir mi?
Belki de ilişkilerle ilgili en zor beklentilerden biri şudur:
“Doğru insanı bulduğumda artık yalnız hissetmeyeceğim.”
Bu beklenti oldukça anlaşılırdır.
Sevdiğimiz birinin bizi anlamasını, zor zamanlarda yanımızda olmasını ve hayatımızı paylaşmasını isteriz.
Yakın ilişkiler gerçekten de yalnızlığı önemli ölçüde hafifletebilir.
Ancak hiçbir ilişki insanın varoluşsal yalnızlığını tamamen ortadan kaldırmaz.
İlişkiler varoluşsal yalıtımı hafifletebilir, fakat bütünüyle yok edemez. Yakınlığın önemli bir parçası da zamanla yalnızca ilişkiden neler alabileceğimizi değil, bir başka insandan neleri alamayacağımızı kabul edebilmektir.
Partneriniz sizi çok sevebilir.
Ama hayatınızdaki bütün belirsizlikleri ortadan kaldıramaz.
Sizi destekleyebilir.
Ama sizin yerinize hayatınızı yaşayamaz.
Yanınızda olabilir.
Ama bazı korkularınızla sizin karşılaşmanız gerekir.
Bu sınırı kabul etmek ilk bakışta ürkütücü olabilir.
Ama aynı zamanda ilişkinin üzerindeki büyük bir yükü de kaldırabilir.
“Beni Yalnızlıktan Kurtar” Beklentisi İlişkiyi Nasıl Etkiler?
İnsan kendi yalnızlığıyla hiç karşılaşmak istemediğinde ilişki artık yalnızca sevgi ve paylaşım alanı olmayabilir.
Bir tür güvenlik aracına dönüşebilir.
Partner:
“Beni asla yalnız bırakma.”
“Her zaman benimle ilgilen.”
“Benim bütün ihtiyaçlarımı karşıla.”
“Ben kötü hissettiğimde beni düzelt.” işlevini üstlenmeye başlayabilir.
Bu durumda karşımızdaki kişiyi olduğu kişi olarak görmek zorlaşabilir.
Onun da ayrı ihtiyaçları, sınırları ve yaşamı olduğunu kabul etmek güçleşir.
Çünkü ilişki artık:
“Seni seviyorum ve seninle birlikte olmak istiyorum.” temelinden değil,
“Sana ihtiyacım var çünkü sensiz kendi yalnızlığımla baş edemiyorum.” temelinden kurulmaya başlayabilir.
Varoluşsal yalnızlık karşısında yoğun korku yaşayan kişi, bazen bir ilişkiye gelişmek için değil adeta hayatta kalabilmek için tutunabilir. Böyle olduğunda gerçek yakınlık arzulandığı hâlde ilişki, karşıdaki kişiyi bir işleve indirgeyebilir.
Yalnızlıktan Kaçmak Neden Yakınlığı Zorlaştırabilir?
Burada ilginç bir çelişki vardır.
İnsan yalnızlıktan ne kadar çok korkarsa, yakın ilişkiye o kadar fazla ihtiyaç duyabilir.
Ama aynı korku ilişkinin doğallığını da bozabilir.
Örneğin partneriniz bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istediğinde bu yalnızca birkaç saat ayrı kalmak olarak yaşanmayabilir.
“Benden uzaklaşıyor.”
“Artık beni sevmiyor.”
“Beni bırakacak.” gibi anlamlar ortaya çıkabilir.
Bunun sonucunda kişi daha fazla tutunabilir.
Daha fazla kontrol etmeye çalışabilir.
Daha fazla güvence isteyebilir.
Karşıdaki kişi ise giderek sıkışmış hissedebilir.
Böylece yalnız kalmamak için yapılan şey, paradoksal biçimde ilişkiyi daha kırılgan hale getirebilir.
İlişkilerdeki temel gelişim görevlerinden biri hem “bir başkasının parçası olabilmek” hem de ondan ayrı bir insan olarak kalabilmektir. Diğer kişiyi yalnızlığa karşı kullanılan bir araç haline getirmeden ilişki kurabilmek önemlidir.
Yakınlık Birleşmek Değildir
Romantik ilişkilerde bazen ideal sevgi:
“Biz artık tek kişiyiz.” şeklinde anlatılır.
İlk bakışta romantik görünse de sağlıklı yakınlık iki insanın birbirinden tamamen ayrı olmayı bırakması anlamına gelmez.
Gerçek bir ilişkide iki ayrı kişi vardır.
İki farklı geçmiş.
İki farklı zihin.
İki farklı ihtiyaç.
İki farklı gelecek ihtimali.
Yakınlık bu farklılıkların ortadan kalkması değil, farklılıklar devam ederken bağlantı kurulabilmesidir.
İnsan hem bağ kurabilmeli hem de kendi başına var olabilmelidir.
İlişkide yalnızlığın tamamen ortadan kalkmasını beklediğimizde, partnerimizin bize veremeyeceği bir şeyi ondan talep etmeye başlayabiliriz.
Bu da zamanla hayal kırıklığı yaratır:
“Beni anlamıyor.”
“Benimle yeterince ilgilenmiyor.”
“Eskisi kadar yakın değiliz.”
Bazen sorun gerçekten ilişkidedir.
Ama bazen karşımızdaki kişiden insanın varoluşunda çözülmesi mümkün olmayan bir yalnızlığı çözmesini bekliyor olabiliriz.
Tek Başına Kalabilmek ile Yalnız Hissetmek Aynı Şey Değildir
Bazı insanlar fiziksel olarak yalnız kaldıklarında kendilerini oldukça rahat hissedebilirler.
Kitap okuyabilirler.
Yürüyüş yapabilirler.
Bir şeyler düşünebilirler.
Kendi başlarına zaman geçirebilirler.
Bazıları içinse sessizlik oldukça zorlayıcıdır.
Televizyon sürekli açık olmalıdır.
Telefon sürekli kontrol edilir.
Birileriyle mesajlaşmak gerekir.
Plan olmadığında huzursuzluk ortaya çıkar.
Bazen sürekli insanlarla çevrili olma ihtiyacı yalnızlıktan kaçmanın bir biçimi haline gelebilir.
Çünkü insan yalnız kaldığında kendi iç dünyasıyla daha doğrudan karşılaşır.
Ne istiyorum?
Nasıl bir hayat yaşıyorum?
Ben kimim?
Nelerden korkuyorum?
Hayatımda gerçekten ne önemli?
Bu soruların hepsi kolay sorular değildir.
Bu nedenle yalnız kalmamak bazen yalnızca sosyal bir tercih değil, kişinin kendi varoluşuyla karşılaşmasını ertelemenin bir yolu olabilir.
Yalnızlıkla Yüzleşmek İlişkileri Nasıl Değiştirebilir?
Varoluşsal yalnızlığı kabul etmek:
“Kimseye ihtiyacım yok.” demek değildir.
Tam tersine ilişkileri daha gerçek hale getirebilir.
Çünkü artık karşıdaki insana:
“Beni tamamla.” demek yerine:
“Ben ayrı bir insanım, sen de ayrı bir insansın ve yine de birbirimize yaklaşabiliriz.” diyebiliriz.
Bu durumda ilişki ihtiyaçtan tamamen arınmış olmaz. İnsanların birbirine ihtiyacı vardır.
Ancak ilişki yalnızca çaresizlikten doğmaz.
Kişi bir başka insana yalnızca kendi boşluğunu kapatması için yönelmediğinde onu daha fazla olduğu haliyle görebilir.
Olgun yakınlık, kişinin var olmak veya bütün hissetmek için diğerine zorunlu biçimde ihtiyaç duymasından ziyade, kendi içsel gücünden hareketle başka birine yönelebilmesini içerir. Böyle bir ilişkide yalnızlık bütünüyle kaybolmasa da azalabilir ve insan daha canlı bir bağ kurabilir.
Bir İlişkinin Görevi Bizi Tamamlamak mıdır?
“Diğer yarımı buldum.” ifadesi ilişkiler için sık kullanılır.
Ancak insan kendisini yarım bir varlık olarak gördüğünde, partnerinin görevi onu tamamlamak haline gelebilir.
Bu oldukça ağır bir beklentidir.
Çünkü karşıdaki kişinin sürekli olarak:
bizi güvende hissettirmesi,
yalnızlığımızı gidermesi,
kendimize değer vermemizi sağlaması,
hayata anlam vermesi beklenebilir.
İlişkiler bütün bunlara katkıda bulunabilir.
Ama bunların tamamının tek kaynağı haline geldiğinde ilişkinin taşıması gereken yük giderek artar.
Daha gerçekçi bir yakınlık:
“Sensiz var olamam.” yerine,
“Tek başıma var olabilirim ama hayatımı seninle paylaşmayı seçiyorum.” diyebilmeye yaklaşabilir.
Yalnızlıkla İlgili Kendimize Neler Sorabiliriz?
Yalnızlık ağırlaştığında hemen ondan kurtulmaya çalışmadan önce bazı sorular üzerinde düşünmek yararlı olabilir:
- Yalnız hissettiğimde aslında en çok neyi özlüyorum?
- Bir insana mı ihtiyacım var, yoksa birinin beni tamamlamasına mı?
- Tek başıma kaldığımda ortaya çıkan en zor duygu ne?
- İlişkilerimde yakınlık mı arıyorum, yoksa yalnız kalmaktan mı kaçıyorum?
- Partnerimin benden ayrı bir insan olmasına ne kadar izin verebiliyorum?
- Bir ilişkide olmadığımda kendimi daha az değerli hissediyor muyum?
- Karşımdaki kişiyi olduğu haliyle mi seviyorum, yoksa bana sağladığı güven nedeniyle mi ona tutunuyorum?
Bu soruların amacı insanı yalnızlığa mahkûm etmek değildir.
Tam tersine yalnızlığın ne anlama geldiğini daha iyi anlayabilmektir.
İnsan Hem Yalnızdır Hem de İlişkiye İhtiyaç Duyar
İnsan yaşamının ilginç çelişkilerinden biri burada ortaya çıkar.
Birbirimize ihtiyacımız vardır.
Sevmek, sevilmek, görülmek ve paylaşmak isteriz.
Aynı zamanda hiçbir insan bizimle tamamen birleşemez.
Hayatımızın bazı bölümleri yalnızca bize aittir.
Kararlarımızı biz veririz.
Bazı korkularımızla biz karşılaşırız.
Ve sonunda kendi varoluşumuzun sorumluluğunu biz taşırız.
Bu gerçeği tamamen ortadan kaldırmaya çalışan ilişkiler giderek bağımlı, kontrolcü veya boğucu hale gelebilir.
Fakat yalnızlığımızı kabul etmek, ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelmez.
Belki de tam tersine daha gerçek bir ilişkinin başlangıcı olabilir.
Çünkü o zaman diğer insana:
“Beni yalnızlıktan kurtar.” diye değil,
“İkimiz de ayrı insanlarız; yine de birbirimizin hayatına gerçekten dokunabiliriz.” diyerek yaklaşabiliriz.
Bir ilişki insanın varoluşsal yalnızlığını tamamen ortadan kaldıramaz.
Ama iki insan kendi ayrılıklarını kabul ederek birbirine yaklaştığında, yalnızlığın içinde gerçek bir yakınlık mümkün olabilir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap