“Paylaştığım fotoğraf çok beğenilmediğinde moralim bozuluyor.”

“Yaptığım işi birisi takdir etmezse sanki yeterince iyi yapmamışım gibi hissediyorum.”

“İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü çok fazla önemsiyorum.”

“Başarılı olduğumu birilerinin görmesini istiyorum.”

“Birisi beni övünce çok iyi hissediyorum ama bu duygu kısa süre sonra kayboluyor.”

Takdir edilmek çoğumuzun hoşuna gider.

Yaptığımız bir işin fark edilmesi, sevdiğimiz birinin bize değer verdiğini göstermesi veya başarılarımızın görülmesi doğal olarak iyi hissettirebilir.

Bu nedenle beğenilmek istemek tek başına bir problem değildir.

Asıl önemli soru şudur:

Bir insanın kendisini değerli hissedebilmesi ne kadar başkalarının onu değerli bulmasına bağlıdır?

Çünkü bazı insanlar için takdir edilmek hoş bir deneyimken bazıları için adeta psikolojik bir ihtiyaç haline gelebilir.

Takdir gelmediğinde yalnızca hayal kırıklığı yaşamazlar.

Kendilerinden şüphe etmeye başlayabilirler.

“Yeterince iyi değil miyim?”

“Beni neden fark etmediler?”

“Başarısız mı oldum?”

“Artık beni önemsemiyor mu?”

Bu noktada mesele yalnızca beğenilme isteği olmaktan çıkar.

Kişinin kendilik değerini nasıl koruduğu sorusu önem kazanmaya başlar.

Görülmek Neden Bu Kadar Önemlidir?

Çocuk kendisini başlangıçta yalnız başına tanımlamaz.

Kendisini çevresindeki insanların tepkileri üzerinden de deneyimler.

Bir şey başardığında annesine veya babasına bakabilir.

Resim yaptığında:

“Bak ne yaptım!” diye seslenebilir.

Yeni öğrendiği bir hareketi tekrar tekrar gösterebilir.

“Beni izle.”

“Bakabiliyor musun?”

“Gördün mü?” diyebilir.

Buradaki ihtiyaç yalnızca yaptığı şeyin değerlendirilmesi değildir.

Çocuk bir anlamda:

“Beni görüyor musun?” diye sorar.

Gelişim sırasında kişinin kendisini değerli, etkili ve anlamlı hissedebilmesinde çevresinden aldığı karşılıkların önemli bir yeri olabilir.

Bu nedenle görülmek ve takdir edilmek istemek başlangıçta oldukça insani bir ihtiyaçtır.

Sorun, kişinin kendisini değerli hissedebilmesinin neredeyse tamamen dışarıdan gelecek bu karşılıklara bağlı hale gelmesidir.

“Beni Beğenirsen Değerliyim”

Bazı insanlar kendi değerlerini içeriden daha istikrarlı biçimde hissedebilir.

Bir sunum yapar.

İnsanlar çok beğenir.

Mutlu olur.

Kimse özellikle yorum yapmaz.

Biraz hayal kırıklığı yaşayabilir ama yaptığı işin değerini tamamen kaybettiğini düşünmez. Başka bir insan içinse aynı durum çok daha sarsıcı olabilir.

Sunumdan sonra kimse onu övmediğinde zihni hızla çalışmaya başlar:

“Demek ki kötüydü.”

“Kimse etkilenmedi.”

“Ben zaten yeterince başarılı değilim.”

“Diğerleri benden daha iyi.”

Burada dışarıdaki sessizlik içeride çok daha büyük bir anlama dönüşür.

“Takdir edilmedim” düşüncesi, “değerli değilim” duygusuna dönüşebilir.

Dolayısıyla kişi aslında yalnızca övgü aramıyor olabilir.

Kendi değerini korumaya çalışıyor olabilir.

Sosyal Medyada Beğeni Neden Bu Kadar Önemli Olabilir?

Sosyal medya görülme ve onaylanma ihtiyacının en görünür olduğu alanlardan biridir.

Bir fotoğraf paylaşırız.

Sonra telefonu kontrol ederiz.

Kaç kişi beğendi?

Kim gördü?

Kim yorum yaptı?

Beklediğimiz kişi neden beğenmedi?

Başkasının fotoğrafı neden daha fazla beğenildi?

Elbette sosyal medyada beğeni sayılarını önemsemek tek başına psikolojik bir problem anlamına gelmez.

Fakat bazı kişilerde bu sayılar kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmesinin bir parçası haline gelebilir.

Örneğin:

“Bu fotoğrafım çok beğenildi.” yerine:

“Ben beğenildim.” deneyimi ortaya çıkabilir.

Ya da:

“Bu paylaşım az etkileşim aldı.” yerine:

“Ben yeterince ilgi çekici değilim.” duygusu oluşabilir.

Bu durumda sosyal medya yalnızca iletişim alanı olmaktan çıkar.

Kişinin kendilik değerini tekrar tekrar ölçtüğü bir aynaya dönüşebilir.

Takdir Edilmek Neden Kısa Süre Yetiyor?

Burada ilginç bir durum ortaya çıkabilir.

Kişi çok fazla takdir görür.

İnsanlar onu över.

Başarılı olduğunu söyler.

Sosyal medyada ilgi görür.

İşinde yükselir.

Ama kısa süre sonra yeniden aynı ihtiyaç ortaya çıkar.

Bir başarıdan sonra:

“Tamam, artık yeterince değerliyim.” duygusu kalıcılaşmaz.

Yeni bir başarı gerekir.

Yeni bir övgü gerekir.

Yeni bir beğeni gerekir.

Yeni bir insanın hayranlığı gerekir.

Çünkü dışarıdan gelen takdir kişinin içindeki değersizlik veya kırılganlık hissini geçici olarak düzenliyor olabilir.

Takdir geldiğinde:

“Ben iyiyim.”

Takdir azaldığında:

“Acaba yeterli değil miyim?”

Bu nedenle kişi sürekli yeni bir aynaya ihtiyaç duyabilir.

Kitaptaki ayna aktarımı tartışmalarında da onaylanma, yankılanma ve kişinin büyüklüğünün takdir edilmesi yönündeki beklentilerin önemli bir yer tuttuğu görülür.

Başarı Neden Bazen Yetmez?

Dışarıdan bakıldığında oldukça başarılı görünen bazı insanlar kendilerini içeride sürekli yetersiz hissedebilir.

İyi bir işi vardır.

İnsanlar tarafından takdir edilir.

Belki akademik veya mesleki olarak önemli başarılar elde etmiştir.

Fakat iç dünyasında sürekli:

“Daha fazlasını yapmalıyım.” duygusu bulunur.

Bir hedefe ulaşır.

Kısa süre mutlu olur.

Ardından yeni hedef gelir.

Çünkü başarı yalnızca bir şey başarmak anlamına gelmeyebilir.

Bazen başarı kişinin kendisiyle ilgili daha temel bir soruya cevap vermeye çalışır:

“Ben gerçekten değerli miyim?”

Eğer başarı bu sorunun cevabını vermek için kullanılıyorsa hiçbir başarı uzun süre yeterli olmayabilir.

Çünkü insanın değeri sürekli yeniden kanıtlanması gereken bir şeye dönüşür.

Takdir Edilmediğimizde Neden Öfkelenebiliriz?

Beğenilme ihtiyacının başka bir tarafı da öfkedir.

Kişi büyük emek verdiği bir iş yaptıktan sonra beklediği ilgiyi görmez.

İlk duygu:

“Üzüldüm.” gibi görünmeyebilir.

Onun yerine:

“Bunlar zaten hiçbir şeyden anlamıyor.”

“Kimsenin kıymet bildiği yok.”

“Ben de bir daha hiçbir şey yapmam.”

“Onların fikri umurumda değil.” diyebilir.

Burada öfke bazen daha kırılgan bir duygunun üzerini örtebilir:

“Fark edilmemek beni incitti.”

Özellikle kişinin kendilik değeri dışarıdan gelen değerlendirmelere çok bağlıysa eleştiri, görmezden gelinme veya başarısızlık yalnızca sıradan bir hayal kırıklığı gibi yaşanmayabilir.

Kişinin kendisiyle ilgili değer duygusuna dokunabilir.

Eleştiri, dışlanma, başarısızlık ve küçük düşürülme karşısında belirgin hassasiyetin öfkeyle birlikte görülebilmesi de bu açıdan önemlidir.

Eleştiri Neden Bu Kadar Ağır Gelebilir?

Birisi:

“Sunumun güzeldi ama şu bölüm biraz daha iyi olabilirdi.” der.

Bir insan:

“Tamam, bir dahaki sefere dikkat ederim.” diyebilir.

Başka biri aynı cümleyi:

“Beni başarısız buluyor.” olarak duyabilir.

Hatta zihninde eleştiri büyüyebilir:

“Demek ki beni yetersiz görüyor.”

“Beni küçümsüyor.”

“Zaten hiçbir zaman yeterince iyi olamayacağım.”

Burada yapılan işe yönelik eleştiri ile kişinin kendisine yönelik değerlendirme birbirinden ayrılmakta zorlanabilir.

“Bir şeyi iyi yapamadım” ile “Ben iyi değilim” birbirine yaklaşır.

Bu nedenle eleştirinin yarattığı acı, eleştirinin gerçek içeriğinden çok daha büyük olabilir.

Başkalarının Başarısı Neden Bazen Rahatsız Eder?

Takdir ihtiyacının güçlü olduğu durumlarda karşılaştırma da önemli hale gelebilir.

Bir arkadaş terfi eder.

Başka biri ev alır.

Bir meslektaş daha fazla ilgi görür.

Sosyal medyada bir başkasının paylaşımı çok beğenilir.

Normalde sevdiğimiz birinin başarısından mutlu olabiliriz.

Fakat bazen onun başarısı kendi değerimizle ilgili bir soruyu harekete geçirir:

“Peki ben?”

“O bunu yaptıysa ben geride mi kaldım?”

“İnsanlar artık onu mu daha başarılı buluyor?”

Bu durumda mesele karşıdaki kişinin başarısı değildir.

Onun başarısı kişinin kendi değerini ölçtüğü bir karşılaştırma aracına dönüşmüştür.

Bu yüzden kıskançlığın altında bazen:

“Ben yeterince değerli miyim?” sorusu bulunabilir.

Sürekli Kendini Anlatmak da Görülme İhtiyacı Olabilir mi?

Bazı insanlar girdikleri ortamlarda başarılarından sık sık bahsedebilir.

Kimleri tanıdığını anlatabilir.

Yaptığı işleri vurgulayabilir.

Kazandığı paradan söz edebilir.

Ne kadar yoğun olduğunu anlatabilir.

İnsanların ona ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.

Dışarıdan bakıldığında bu davranış:

“Kendini beğenmiş.” şeklinde değerlendirilebilir.

Fakat davranışın altında farklı ihtiyaçlar bulunabilir.

Bazen kişi aslında karşısındakine:

“Benim değerli olduğumu gör.” demeye çalışıyor olabilir.

Büyüklenmeci kendilik ile aynalanma ihtiyacının ilişkisi düşünüldüğünde, kişinin görülme ve takdir edilme beklentisinin bazı durumlarda daha yoğun biçimde ortaya çıkabileceği anlaşılabilir.

Bu, her kendinden bahseden insanın narsisistik olduğu anlamına gelmez.

Davranışın anlamını kişinin bütün ilişki örüntüsü içinde değerlendirmek gerekir.

Kendini Göstermek Her Zaman Narsisizm midir?

Hayır.

Bir insan yaptığı işle gurur duyabilir.

Başarısını paylaşabilir.

İltifat almaktan hoşlanabilir.

Sosyal medyada fotoğraf paylaşabilir.

İnsanların onu beğenmesini isteyebilir.

Bunların hiçbiri tek başına bir kişilik bozukluğu göstergesi değildir. Hatta sağlıklı kendilik değerinin içinde kişinin başarılarından haz duyabilmesi de vardır.

Önemli olan kişinin dışarıdan gelen takdire ne kadar bağımlı olduğudur.

Şu sorular daha anlamlı olabilir:

Takdir edilmediğimde kendime bakışım tamamen değişiyor mu?

Eleştirildiğimde yalnızca üzülüyor muyum, yoksa değersizleşmiş gibi mi hissediyorum?

Başkalarının başarısı kendi değerimi tehdit ediyor mu?

Sürekli birilerine kendimi kanıtlamak zorunda hissediyor muyum?

Başarılı olmadığım zamanlarda da kendime saygı duyabiliyor muyum?

Bu sorular davranışın altında ne bulunduğunu anlamaya yardımcı olabilir.

Sağlıklı Kendilik Değeri Ne Demektir?

Sağlıklı özgüven:

“Kimsenin ne düşündüğü umurumda değil.” demek değildir.

İnsan sosyal bir varlıktır.

Sevdiğimiz insanların düşüncelerini önemseriz.

Takdir edilmekten hoşlanırız.

Eleştirildiğimizde üzülürüz.

Fakat daha istikrarlı bir kendilik değerinde dışarıdaki değerlendirmeler içerideki bütün değeri belirlemez.

Birisi bizi beğenmediğinde:

“Ben değersizim.” sonucuna gitmek zorunda kalmayız.

Bir konuda başarısız olduğumuzda:

“Ben başarısız bir insanım.” demek yerine:

“Bu konuda istediğim sonucu alamadım.” diyebiliriz.

Bir başkası bizden daha başarılı olduğunda onun başarısı bizim değerimizi azaltmaz.

Gerçekçi amaçlar ve daha sağlam bir kendine saygı geliştirilmesi, kırılgan biçimde sürdürülen büyüklenmecilikten daha bütünleşmiş bir kendilik deneyimine geçiş açısından önemlidir.

Kendimize Şu Soruyu Sorabiliriz

Bir dahaki sefere takdir edilmediğiniz için yoğun biçimde rahatsız olduğunuzda hemen:

“İnsanların beni beğenmesini neden bu kadar önemsiyorum?” diye kendinizi eleştirmek yerine başka bir soru sorabilirsiniz:

“Şu anda takdir edilmek benim için ne anlama geliyor?”

Belki:

“Yeterince iyi olduğumu hissetmek istiyorum.”

Belki:

“Görülmek istiyorum.”

Belki:

“Başarılı olduğumu birinin doğrulamasına ihtiyacım var.”

Belki de:

“Fark edilmediğimde değersiz hissediyorum.”

Bu cevaplar kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlaması açısından daha değerlidir.

Takdir İstemek Değil, Takdir Olmadan Ne Hissettiğimiz Önemlidir

İnsanların bizi görmesini istemek oldukça insani bir ihtiyaçtır.

Hepimiz zaman zaman:

“Beni fark et.”

“Yaptığım şeyi gör.”

“Benimle gurur duy.”

“Beni takdir et.” demek isteriz.

Asıl mesele bu ihtiyacın bulunması değildir.

Mesele, başkasının bakışı ortadan kalktığında kendimize nasıl baktığımızdır.

Eğer birinin beğenisi geldiğinde kendimizi değerli, gelmediğinde değersiz hissediyorsak dışarıdaki insanların gözleri zaman içerisinde kendi içimizdeki aynanın yerini almış olabilir.

Belki de bu nedenle asıl soru:

“İnsanlar beni yeterince takdir ediyor mu?” değildir.

Daha temel soru şudur:

“Kimse beni alkışlamadığında da kendimi değerli hissedebiliyor muyum?”

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap