“Ne zaman konuşsak konu bir şekilde onun başarılarına geliyor.”
“Yaptığı her şeyi sosyal medyada paylaşmak istiyor.”
“Birisi bir şey anlattığında hemen kendi yaptığı daha büyük bir şeyi anlatıyor.”
“İnsanların onu başarılı bulması onun için çok önemli.”
“Yaptığı bir şey fark edilmediğinde hemen morali bozuluyor.”
Bazı insanlar başarılarından sık sık söz eder. Aldıkları eğitimi, yaptıkları işi, kazandıkları parayı, sahip oldukları şeyleri veya çevrelerindeki önemli insanları anlatabilirler.
Sosyal medyada da benzer bir durum görülebilir.
Yeni bir iş.
Yeni bir araba.
Bir sertifika.
Bir terfi.
Bir seyahat.
Bir spor başarısı.
Bunların paylaşılması elbette tek başına bir problem değildir. İnsan yaptığı bir şeyle gurur duyabilir ve bunu başkalarıyla paylaşmak isteyebilir.
Fakat bazen kişi için başarının görülmesi, başarının kendisinden daha önemli hale gelebilir.
Bir süre sonra asıl soru:
“Ne başardım?” değil,
“İnsanlar benim başarılı olduğumu görüyor mu?” olmaya başlayabilir.
Bu nedenle sürekli başarılarını anlatan birine yalnızca “gösteriş yapıyor” veya “kendini beğenmiş” diye bakmak her zaman yeterli olmayabilir.
Bazen davranışın altında daha farklı bir soru vardır:
“Beni görüyor musunuz?”
Görülmek İstemek Neden Bu Kadar Önemlidir?
Görülme ihtiyacı yetişkinlikte ortaya çıkan bir ihtiyaç değildir.
Küçük bir çocuğu düşünelim.
Bir resim yapar:
“Anne bak!”
Bisiklete binmeyi öğrenir:
“Baba beni izle!”
Oyuncaklarıyla bir şey oluşturur:
“Bak ne yaptım!”
Çocuk yalnızca yaptığı şeyi göstermiyor olabilir.
Ebeveyninin yüzünde kendi yaptığı şeye verilen karşılığı da arıyor olabilir.
“Yaptığım şey senin için önemli mi?”
“Benimle gurur duyuyor musun?”
“Ben senin için önemli miyim?”
Çocuğun yaptığı şeylerin görülmesi, heyecanına karşılık verilmesi ve başarısının fark edilmesi zaman içerisinde kendisiyle ilgili geliştirdiği değer duygusunu destekleyebilir.
Bu nedenle görülmek istemek tek başına olumsuz bir özellik değildir.
Yetişkin olduğumuzda da sevdiğimiz insanların başarılarımızı fark etmesini isteriz.
Asıl mesele görülmek istememiz değil, görülmediğimizde kendimizle ilgili ne hissettiğimizdir.
“Beni Gör” İhtiyacı Yetişkinlikte Nasıl Görünür?
Yetişkin olduğumuzda artık:
“Anne bana bak!” demeyiz.
Ama bazen aynı ihtiyaç daha farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.
Kişi sürekli başarılarından söz edebilir.
Mesleki unvanlarını özellikle vurgulayabilir.
Kazandığı paradan bahsedebilir.
Tanıdığı önemli kişileri anlatabilir.
Gittiği yerleri sürekli gösterebilir.
Sosyal medyada yaptığı hemen her şeyi paylaşabilir.
Bir ortamda ne kadar bilgili veya başarılı olduğunu göstermeye çalışabilir.
Bazen bütün bunların anlamı gerçekten basittir:
“Bununla gurur duyuyorum ve paylaşmak istiyorum.”
Ama bazen daha farklı bir ihtiyaç bulunabilir:
“Benim önemli biri olduğumu fark et.”
Bu nedenle aynı davranış farklı insanlarda farklı anlamlara gelebilir.
Başarılarını Anlatmak Her Zaman Gösteriş midir?
Hayır.
Bir insan terfi ettiğinde bunu arkadaşlarıyla paylaşabilir.
Bir sınavı kazandığında sevinebilir.
Yıllardır uğraştığı bir hedefe ulaştığında bunun bilinmesini isteyebilir.
Bir spor müsabakasında derece aldığında fotoğrafını paylaşabilir.
Bunlar oldukça doğal olabilir.
Bu nedenle bir insanın başarılarından söz etmesinden hareketle onun kişiliği hakkında hemen bir sonuca varmak doğru olmaz.
Daha önemli olan davranışın ne kadar zorunlu hale geldiğidir.
Örneğin kişi:
Başarısını kimse bilmediğinde yine de bundan memnun olabiliyor mu?
Başkaları yeterince ilgilenmediğinde bunu taşıyabiliyor mu?
Bir başkasının başarısını kendi değerine yönelik tehdit yaşamadan takdir edebiliyor mu?
Sohbet sırasında başkalarına da alan bırakabiliyor mu?
Başarısız olduğunda kendisine yönelik saygısını tamamen kaybediyor mu?
Buradaki fark önemlidir.
Başarıyı paylaşmak başka, kendini değerli hissedebilmek için başarıyı göstermek zorunda olmak başka bir şeydir.
Başarı Neden Kendimizi Kanıtlama Aracına Dönüşebilir?
İki insan aynı başarıyı yaşayabilir.
İkisi de işinde terfi etsin.
Birisi:
“Bunun için uzun zamandır çalışıyordum, başardığım için mutluyum.” diye düşünebilir.
Diğeri ise:
“Sonunda herkese ne kadar iyi olduğumu gösterdim.” diye düşünebilir.
Dışarıdan bakıldığında aynı olay yaşanmıştır.
Fakat içerideki anlam farklıdır.
İlkinde başarı kişinin istediği bir hedefe ulaşmasıdır.
İkincisinde başarı, kişinin kendi değerini kanıtlamasının bir yoluna dönüşmüş olabilir.
Bu durumda başarısızlığın anlamı da değişir.
“Bu sefer istediğim sonucu alamadım.” demek zorlaşır.
Onun yerine:
“Demek ki yeterince iyi değilim.” duygusu ortaya çıkabilir.
Başarı kişinin değerinin kanıtına dönüştükçe başarısızlık da kişinin bütün değerini tehdit etmeye başlayabilir.
Neden Bazı İnsanlara Hiçbir Başarı Yetmez?
Kişinin dışarıdan oldukça başarılı görünen bir hayatı olabilir.
İyi bir eğitim almıştır.
Mesleğinde ilerlemiştir.
İnsanlar onu takdir etmektedir.
Maddi olarak istediği birçok şeye ulaşmıştır.
Fakat kısa süre sonra yeni bir hedef ortaya çıkar.
“Bir üst pozisyona geçmeliyim.”
“Daha fazla kazanmalıyım.”
“Daha iyi görünmeliyim.”
“Daha fazla insan beni tanımalı.”
“Daha başarılı olmalıyım.”
Elbette hedef sahibi olmak problem değildir.
İnsan gelişmek ve ilerlemek isteyebilir.
Fakat bazen kişi başarıya ulaşmanın keyfini yaşayamadan yeni bir başarıya ihtiyaç duyar.
Çünkü başarı kısa süreliğine:
“Yeterliyim.” duygusunu oluşturur.
Bir süre sonra bu duygu kaybolur.
Ardından yeni bir başarı gerekir.
Böylece hayat ilerlemekten çok kendini tekrar tekrar kanıtlama çabasına dönüşebilir.
Sosyal Medyada Neden Başarılarımızı Göstermek İsteriz?
Sosyal medya görülme ihtiyacının oldukça görünür hale geldiği alanlardan biridir.
Çünkü artık yalnızca insanların bizi görüp görmediğini düşünmüyoruz.
Bunun sayısal karşılıklarını da görebiliyoruz.
Kaç kişi beğendi?
Kaç kişi izledi?
Kaç kişi yorum yaptı?
Kaç kişi takip etti?
Kaç kişi paylaştı?
Bir paylaşım çok ilgi gördüğünde kişi kendisini iyi hissedebilir.
Bunda tek başına problem yoktur.
Ancak bazen:
“Paylaşımım ilgi gördü.” ile:
“Ben değerliyim.” arasındaki sınır belirsizleşebilir.
Aynı şekilde paylaşım beklenen ilgiyi görmediğinde:
“Bu paylaşım pek ilgi görmedi.” yerine:
“İnsanlar beni önemsemiyor.” duygusu ortaya çıkabilir.
Bu nedenle sosyal medya kullanımında belki de daha önemli soru:
“Ne kadar paylaşım yapıyorum?” değil,
“Aldığım karşılık kendimle ilgili hissettiklerimi ne kadar değiştiriyor?” sorusudur.
Neden Bazı İnsanlar Her Konuyu Kendilerine Getirir?
Bir arkadaşınız size:
“İş yerinde terfi aldım.” diyor.
Siz daha sevincinizi paylaşamadan karşı taraf:
“Ben de geçen yıl çok daha büyük bir terfi almıştım.” diye anlatmaya başlıyor.
Birisi:
“Yeni bir araba aldım.” diyor.
Karşıdaki:
“Ben zaten daha üst modelini düşünüyorum.” diyor.
Bir başkası yaptığı seyahati anlatırken:
“Ben oraya üç kere gittim.” cevabı geliyor.
Bazen sohbet adeta görünmez bir yarışa dönüşebilir.
Kişi karşısındaki insanın deneyimini dinlemek yerine kendi başarısını ortaya koyma ihtiyacı hissedebilir.
Bu davranış dışarıdan kibir gibi görünebilir.
Fakat bazen başka birinin görünür hale gelmesi kişinin kendi görünürlüğünü kaybettiği hissini yaratabilir.
Sanki diğer kişi büyüdüğünde kendisi küçülüyormuş gibi.
Bu durumda kişinin asıl ihtiyacı:
“Ben de buradayım.” demek olabilir.
Başkalarının Başarısı Neden Bazen Bizi Rahatsız Eder?
Bir arkadaşımızın başarılı olması bizim başarımızı ortadan kaldırmaz.
Bir meslektaşımızın terfi etmesi bizim değerimizi azaltmaz.
Birinin daha fazla para kazanması bizi daha değersiz yapmaz.
Bunu mantıksal olarak biliyor olabiliriz.
Fakat duygusal olarak her zaman böyle yaşamayabiliriz.
Başka biri başarı kazandığında:
“Benden daha iyi.”
“İnsanlar artık onu daha çok önemseyecek.”
“Ben geride kaldım.”
“Demek ki yeterince başarılı değilim.” gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Böyle durumlarda kişi diğerinin başarısını küçümsemeye başlayabilir.
“Şansı vardı.”
“Tanıdıkları sayesinde oldu.”
“Abartıldığı kadar başarılı değil.”
Bazen karşıdaki kişiyi küçültmek, kişinin kendi değerini yeniden yükseltmesinin bir yolu haline gelebilir.
Bu nedenle başka insanların başarıları karşısında ne hissettiğimiz, kendi değerimizi nasıl kurduğumuz hakkında önemli ipuçları verebilir.
Sürekli Kendinden Bahsetmek Yüksek Özgüven Göstergesi midir?
Her zaman değil.
Dışarıdan oldukça özgüvenli görünen bir kişi içeride kendisiyle ilgili çok daha kırılgan hissedebilir.
Bir gün:
“Ben herkesten iyiyim.” diye düşünebilir.
Küçük bir başarısızlığın ardından:
“Ben hiçbir şeyi beceremiyorum.” duygusuna geçebilir.
Bir gün kendisini çok özel hissederken başka bir gün küçük bir eleştiriyle yoğun biçimde değersiz hissedebilir.
Bu nedenle büyük hissetmek ile sağlam hissetmek aynı şey değildir.
Sağlam özgüven:
“Ben herkesten iyiyim.” demek değildir.
Daha çok:
“İyi olduğum ve olmadığım taraflar var; bunların ikisini de taşıyabilirim.” diyebilmektir. Yazının mevcut halinde de büyüklenme ile yoğun yetersizlik ve utanç arasında geçiş olabileceği özellikle ele alınıyor.
Hayranlık Görmek Neden Bu Kadar İyi Hissettirebilir?
Birinin bize:
“Sen gerçekten çok başarılısın.” demesi hoşumuza gider.
Birinin:
“Senin gibi olmak isterdim.” demesi de iyi hissettirebilir.
İnsanların bizi takdir etmesinden hoşlanmamız oldukça doğaldır.
Fakat bazen hayranlık yalnızca hoş bir duygu olmaktan çıkar.
Kişinin kendisini değerli hissetmesini sağlayan temel kaynaklardan biri haline gelir.
Hayranlık geldiğinde:
“Değerliyim.”
Hayranlık azaldığında:
“Önemsizim.” gibi bir değişim yaşanabilir.
Bu durumda kişi yeniden o duyguyu yaşayabilmek için daha fazla başarı, görünürlük veya takdir arayabilir.
Asıl mesele hayranlık görmekten hoşlanmak değildir.
Hayranlık olmadığında kendimizle ilgili ne hissettiğimizdir.
Görülmediğimizde Neden Öfkelenebiliriz?
Kişi bir proje için haftalarca çalışır.
Sonunda başarılı olur.
Fakat kimse beklediği kadar ilgilenmez.
İlk bakışta:
“Biraz hayal kırıklığına uğradı.” diye düşünebiliriz.
Fakat bazen tepki çok daha yoğun olabilir.
“Kimse kıymet bilmiyor.”
“Bunlara ne yapsan boş.”
“Zaten kimse beni takdir etmiyor.”
Buradaki öfkenin altında başka bir duygu bulunabilir:
“Beni görmediler.”
Eğer görülmek kişinin kendisini değerli hissetmesinde çok önemli bir yere sahipse, fark edilmemek yalnızca ilgisizlik gibi yaşanmayabilir.
Değersizleştirilmiş olmak gibi hissedilebilir.
Bu nedenle bazen gördüğümüz öfkenin altında incinme bulunur.
Çocukları Sürekli Övmek Özgüvenli Yapar mı?
Çocuğun görülmesi önemlidir.
Ama çocuğu görmek ile onu sürekli övmek aynı şey değildir.
Çocuk bir resim yaptığında:
“Sen dünyanın en iyi ressamısın!” demek yerine:
“Burada çok uğraşmışsın.”
“Bu kısmı nasıl yaptın?”
“Resmini bana anlatmak ister misin?” diyebiliriz.
Çocuk böylece yalnızca:
“Ben mükemmelim.” mesajını almaz.
Kendi emeğinin, merakının ve deneyiminin farkına varabilir.
Amaç çocuğu hiç övmemek değildir.
“Seninle gurur duyuyorum.” demek de güzeldir.
Ancak çocuğun kendilik değerinin yalnızca dışarıdan gelen büyük övgüler üzerine kurulması yerine daha gerçekçi bir deneyim geliştirmesi önemlidir.
Zaman içerisinde çocuk:
“Bazı şeylerde iyiyim.”
“Bazı şeylerde zorlanıyorum.”
“Bazen kazanıyorum.”
“Bazen kaybediyorum.”
“Bazen insanlar beni takdir ediyor.”
“Bazen etmiyor.” ve bütün bunların yanında:
“Ben hâlâ değerliyim.” duygusunu geliştirebilir.
Sağlıklı Hırs ile Kendini Kanıtlama İhtiyacı Aynı Şey midir?
İki kişi de günde on saat çalışabilir.
İkisi de kariyerinde ilerlemek isteyebilir.
İkisi de yüksek hedefler koyabilir.
Ama onları çalıştıran içsel neden aynı olmayabilir.
Birisi:
“Bu alanda gelişmek istiyorum.” diye çalışır.
Diğeri:
“Başarılı olmazsam yeterince değerli değilim.” duygusuyla çalışır.
Dışarıdan ikisi de hırslı görünür.
Ancak başarısızlık yaşadıklarında fark ortaya çıkabilir.
Birinci kişi:
“Üzüldüm. Beklediğim gibi olmadı.” diyebilir.
İkinci kişi:
“Ben başarısızım.” diye düşünebilir.
Birinde başarısız olan bir girişimdir.
Diğerinde başarısız olan sanki kişinin kendisidir.
Sağlıklı hırs kişinin başarısızlıktan etkilenmemesi değildir.
Başarısız olduğunda bile bütün değerinin bununla belirlenmediğini taşıyabilmesidir.
Sürekli Kendimizi Kanıtlamaya Çalışmak Neden Yorucudur?
Kişinin kendi değeri sürekli dışarıdan doğrulanmak zorundaysa hayatın birçok alanı sınava dönüşebilir.
İş yerinde başarılı görünmelidir.
Arkadaş ortamında ilginç görünmelidir.
Sosyal medyada iyi bir hayatı olduğunu göstermelidir.
İlişkisinde tercih edilen kişi olmalıdır.
Ailesinin gözünde başarılı olmalıdır.
Çevresindeki insanların kendisine hayranlığını korumalıdır.
Bütün bunların altında görünmez bir soru olabilir:
“Yeterince iyi miyim?”
Sorun şu ki bu sorunun cevabını yalnızca dışarıdan almaya çalışmak kişiyi sürekli yeni bir cevaba ihtiyaç duyar hale getirebilir.
Bugün yüz kişi:
“Çok başarılısın.” der.
Yarın bir kişi:
“Bence burada hata yaptın.” der.
Ve kişinin zihninde yüz övgü değil, tek eleştiri kalabilir.
Başarılarımızla Sağlıklı Bir İlişki Kurduğumuzu Nasıl Anlarız?
Kendimize bazı sorular sorabiliriz:
“Bu başarıyı kimse bilmeseydi yine de benim için değerli olur muydu?”
“Bir şey başardığımda bunun tadını çıkarabiliyor muyum, yoksa hemen yeni bir hedef mi gerekiyor?”
“Başarılarımı paylaşırken sevincimi mi paylaşıyorum, değerimi mi kanıtlamaya çalışıyorum?”
“Bir başkasının başarısını kendimi küçük hissetmeden takdir edebiliyor muyum?”
“İnsanlar beni övmediğinde kendime bakışım değişiyor mu?”
“Başarısız olduğumda ‘başaramadım’ mı diyorum, ‘başarısız biriyim’ mi?”
“Bazen yaptığım güzel bir şeyin yalnızca bana ait kalmasına dayanabiliyor muyum?”
Bu soruların amacı başarılarımızı paylaşmayı bırakmak değildir.
Ama başarının hayatımızda hangi psikolojik görevi üstlendiğini anlamamıza yardımcı olabilir.
Başarılarımızı Paylaşırken Ne Yapabiliriz?
Amaç kendimizi görünmez hale getirmek değildir.
Başarılarımızı paylaşabiliriz.
Gurur duyabiliriz.
Takdir edildiğimizde mutlu olabiliriz.
Ancak zaman zaman küçük bir ayrım yapabiliriz:
“Bunu paylaşmak istiyorum.” ile:
“Bunu göstermek zorundayım.” aynı şey değildir.
Bazı başarılarımızı kimseye anlatmadan kendi içimizde takdir etmeyi deneyebiliriz.
Bir şey başardığımızda hemen:
“İnsanlar ne düşünecek?” diye bakmak yerine:
“Ben bununla ilgili ne hissediyorum?” diye sorabiliriz.
Bir başkası başarılarını anlattığında hemen kendi başarılarımızı anlatmak yerine onun sevincine biraz alan açabiliriz.
Ve övgü aldığımızda sürekli daha fazlasını aramak yerine:
“Evet, bunun için gerçekten emek verdim.” diyerek aldığımız takdiri kabul edebiliriz.
Görülmek İstemek ile Görülmeden Değerli Hissedememek Aynı Şey Değildir
Hepimiz görülmek isteriz.
Başarılarımızın fark edilmesi hoşumuza gider.
Sevdiğimiz insanların bizimle gurur duymasını isteriz.
Emek verdiğimiz bir şeyin takdir edilmesi bizi mutlu edebilir.
Bunların hiçbiri tek başına bir problem değildir.
Ancak görülmek kişinin kendisini değerli hissedebilmesinin tek yolu haline geldiğinde başarı farklı bir anlam kazanmaya başlayabilir.
Artık:
“Bunu yapmak istiyorum.” yerine:
“Bunu yapmalıyım ki değerli olduğumu gösterebileyim.” duygusu öne çıkabilir.
Belki de bu nedenle kendimize yalnızca:
“İnsanlar başarılarımı görüyor mu?” diye sormak yerine başka bir soru sorabiliriz:
“Kimse bunu görmeseydi, yaptığım şey benim için hâlâ değerli olur muydu?”
Çünkü daha sağlam bir kendilik değeri, insanların bizi hiç takdir etmemesi veya başarılarımızı hiç paylaşmamamız değildir.
İnsanların bizi görmesinden mutlu olurken, kimse bakmadığında da kendi değerimizi tamamen kaybetmemektir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap