“Onu tanıdığımda gerçekten kusursuz biri olduğunu düşündüm.”
“Ne söylese doğru geliyordu.”
“Onun gibi olmak istiyordum.”
“Beni fark etmesi bile kendimi daha değerli hissettiriyordu.”
“Sonra bir hata yaptığını gördüm ve bütün gözümdeki değeri bir anda düştü.”
Bazen hayatımıza giren birini olduğundan çok daha güçlü, başarılı, özel veya kusursuz görebiliriz.
Bu kişi bir partner olabilir.
Bir öğretmen.
Bir yönetici.
Bir arkadaş.
Bir psikolog.
Bir sanatçı.
Ya da sosyal medyada hiç tanımadığımız biri.
Başlangıçta hayranlık oldukça doğal olabilir. İnsanlar birbirlerinde beğendikleri özellikler görebilir, birbirlerinden ilham alabilir ve bazı kişileri örnek alabilir.
Fakat bazen hayranlık daha farklı bir noktaya gelir.
Karşımızdaki kişinin eksiklerini görmek zorlaşır.
Onun sözü neredeyse tartışılmaz hale gelir.
Onun yanında olduğumuzda kendimizi daha güçlü hissederiz.
Onun ilgisini kaybetmek ise beklenenden çok daha sarsıcı olabilir.
Bu durumda mesele yalnızca:
“Bu insanı çok beğeniyorum.” olmayabilir.
Bazen daha derinde:
“Onun güçlü olması beni de güçlü hissettiriyor.” gibi bir ihtiyaç bulunabilir.
İdealize Etmek Ne Demektir?
Birini idealize etmek, o kişinin olumlu özelliklerini görmenin ötesinde onu zihnimizde daha kusursuz, güçlü veya özel bir yere yerleştirmek anlamına gelebilir.
Örneğin yeni tanıştığımız biri hakkında:
“Çok başarılı biri.” diyebiliriz.
Bu sıradan bir değerlendirmedir.
Fakat:
“Her konuda inanılmaz.”
“Onun yanıldığı hiçbir şey görmedim.”
“Benim hayatımı ancak o düzeltebilir.”
“Onun gibi biri beni seviyorsa ben de değerli olmalıyım.” gibi düşünceler ortaya çıktığında idealizasyon daha belirgin hale gelebilir.
İdealleştirme, gelişim boyunca tamamen ortadan kalkması gereken bir şey değildir. Olgun ilişkilerde bile sevdiğimiz kişilerin bazı özelliklerini idealize edebiliriz; önemli olan bunun gerçeklikle ne kadar temas içinde olduğudur.
Neden Güçlü Birine Yakın Olmak Bizi Rahatlatabilir?
Bazen kişi kendi içinde yeterince güçlü, güvenli veya bütün hissetmediğinde dışarıdaki güçlü bir figüre yakın olmak rahatlatıcı olabilir.
Şöyle düşünebilir:
“Ne yapacağını o bilir.”
“O yanımdayken sorun çıkmaz.”
“Onunla birlikteyken kendimi daha güvende hissediyorum.”
“Ben kararsızım ama o çok net.”
Bu durumda kişinin karşısındaki insana hayranlığı yalnızca onun özelliklerinden kaynaklanmayabilir.
O kişinin temsil ettiği güç, güven veya sakinlik kişinin kendi iç dünyasını da düzenliyor olabilir.
İdealleştirilen figürle kurulan bağın bozulmasının narsisistik dengede belirgin bir sarsıntı yaratabilmesi de bu ilişkinin yalnızca sıradan bir beğeniden ibaret olmayabileceğini gösterir.
Çocuklar Neden Anne Babalarını Güçlü Görmek İster?
Küçük bir çocuk için anne veya baba sıradan bir yetişkin değildir.
Çocuk henüz dünyayı tam olarak anlamaz.
Kendisini koruyacak, tehlikeyi kontrol edecek, ne yapılacağını bilecek, sorunları çözecek bir yetişkine ihtiyaç duyar. Bu nedenle ebeveynin güçlü ve güvenilir olarak deneyimlenmesi çocuk için rahatlatıcı olabilir.
Çocuk bazen:
“Babam her şeyi bilir.”
“Annem her şeyi yapabilir.” gibi düşünebilir.
Gelişim ilerledikçe çocuk ebeveyninin de sınırlılıkları olduğunu görmeye başlar.
Anne her şeyi bilemez.
Baba her problemi çözemez.
Ebeveyn yorulabilir.
Hata yapabilir.
Bu gerçekliğin yavaş yavaş kabul edilmesi önemlidir.
Çocuk idealize ettiği kişiyi tamamen kaybetmeden onun kusurlu taraflarını görebildiğinde, dışarıda gördüğü bazı değerleri zaman içerisinde kendi iç dünyasına daha gerçekçi biçimde taşıyabilir. Kitapta da idealleştirilen ebeveynin giderek daha gerçekçi değerlendirilmesine geçiş gelişimin önemli bir parçası olarak ele alınır.
Yetişkinlikte Neden Hâlâ İnsanları İdealize Ederiz?
Çocuklukta başlayan bu ihtiyaç yetişkin olduğumuzda tamamen kaybolmaz.
Hâlâ güçlü insanlardan etkilenebiliriz.
Bir öğretmene hayran olabiliriz.
Bir uzmanın bilgisini önemseyebiliriz.
Bir sanatçının yeteneğinden etkilenebiliriz.
Partnerimizin bazı özelliklerini çok değerli bulabiliriz.
Sorun hayranlık değildir.
Asıl mesele, kişinin kendi içsel dengesinin giderek idealize ettiği kişiye bağlanmasıdır.
Örneğin kişi:
“Onun yanında olursam ben de önemliyim.”
“Beni seçtiyse demek ki ben de özelim.”
“Onun düşüncesi yanlış olamaz.” gibi bir ilişki kurmaya başlayabilir.
Bu durumda karşıdaki kişi yalnızca sevilen biri değildir. Kişinin kendilik değerini destekleyen bir figüre dönüşebilir.
“Onun Gibi Olursam Ben de Değerli Olurum”
İdealleştirme bazen özdeşleşme arzusuyla birlikte görülebilir.
Birisi başarılıdır.
Kişi onun gibi giyinmeye başlar.
Onun düşüncelerini benimser.
Onun kullandığı ifadeleri kullanır.
Onun yaşam tarzını taklit eder.
Bu her zaman problemli değildir.
İnsanlar gelişirken başkalarından öğrenir.
Örnek aldığı kişiler olur.
Ancak bazen bu durum kişinin kendi kimliğini kurmasının önüne geçebilir.
Kişinin asıl sorusu:
“Ben ne istiyorum?” yerine:
“Onun gibi nasıl olabilirim?” haline gelebilir.
Bu noktada idealize edilen figür kişinin kendi değerlerini keşfetmesini desteklemek yerine onun yerine geçmeye başlayabilir.
Partnerimizi Neden Başlangıçta Kusursuz Görebiliriz?
Yeni ilişkilerde idealizasyon oldukça sık görülebilir.
Kişi karşısındaki insanın olumlu özelliklerine yoğun biçimde odaklanır.
“Beni ilk defa biri gerçekten anlıyor.”
“Bu kadar iyi biriyle daha önce hiç karşılaşmadım.”
“Biz birbirimiz için yaratılmışız.”
Karşıdaki kişinin bazı özellikleri henüz görülmez.
Çünkü ilişkinin başındaki yoğun duygular kişinin onu daha bütünlüklü değerlendirmesini zorlaştırabilir.
Zaman geçtikçe gerçek insan ortaya çıkar.
Partner bazen ilgisiz davranır.
Hata yapar.
Bir konuda bencil olabilir.
Kızabilir.
Beklentimizi karşılamayabilir.
Sağlıklı bir ilişkide idealizasyon zamanla daha gerçekçi bir sevgiye dönüşebilir.
Kişi:
“Onun bazı özelliklerini çok seviyorum ama bazı özellikleriyle de zorlanıyorum.” diyebilir.
Yani sevgi devam ederken kusurlar da görülür.
Hayal Kırıklığı Neden Bazen Bu Kadar Büyük Olur?
Birini çok idealize ettiğimizde onun yaptığı sıradan bir hata bile çok büyük hissedilebilir.
Çünkü yalnızca kişiyle ilgili beklentimiz bozulmaz. O kişinin bize verdiği güven veya güç hissi de sarsılabilir.
Örneğin:
“Onun da hata yaptığını gördüm.” cümlesi bazı kişiler için kolay kabul edilir.
Ama bazen:
“Eğer o düşündüğüm kadar güçlü değilse ben neye güveneceğim?” gibi daha derin bir duygu ortaya çıkabilir.
Bu nedenle hayal kırıklığı kişinin hatasıyla orantısız derecede yoğun yaşanabilir.
İdealleştirilmiş figürle yaşanan hayal kırıklığının narsisistik dengede geçici bozulmalara yol açabileceği özellikle vurgulanmaktadır.
Dün Çok Değerliydi, Bugün Neden Hiçbir Değeri Yok?
İdealizasyonun ilginç taraflarından biri de bazen hızla tersine dönebilmesidir.
Kişi önce:
“Hayatımda tanıdığım en iyi insan.” der.
Bir hayal kırıklığından sonra:
“Zaten aslında hiçbir özelliği yokmuş.” demeye başlayabilir.
Burada iki uç ortaya çıkar:
Kusursuz insan. ve
Tamamen değersiz insan.
Oysa gerçek ilişkiler bu iki uç arasında yer alır.
İnsanlar hem iyi hem zorlayıcı özellikler taşıyabilir.
Birinin bizi hayal kırıklığına uğratması onun bütün iyi özelliklerini yok etmez.
Aynı şekilde birini çok sevmemiz de onun kusurlarını ortadan kaldırmaz.
Daha olgun ilişki kapasitesinde kişi hayranlık duyduğu kişinin sınırlılıklarını da görmeye başlayabilir.
Güçlü İnsanlara Hayranlık Duymak Zayıflık mıdır?
Hayır.
Hayranlık psikolojik yaşamın doğal bir parçasıdır.
Birinin bilgisine, yeteneğine, ahlaki duruşuna, yaratıcılığına veya başarısına hayran olabiliriz.
Hatta idealizasyonun daha olgun biçimleri kişinin hedefler, değerler ve yaratıcılık geliştirmesinde işlevsel olabilir. İdealleştirmenin yalnızca patolojik ilişkiler içinde değil, yaratıcılık ve daha olgun psikolojik gelişim içinde de yer alabildiği görülmektedir.
Dolayısıyla amaç:
“Hiç kimseye hayran olmayayım.” değildir.
Daha çok:
“Hayran olduğum kişinin ayrı bir insan olduğunu ve sınırlılıkları bulunduğunu kabul edebiliyor muyum?” sorusudur.
Sosyal Medyada İdealizasyon Neden Daha Kolay Olabilir?
Sosyal medya bir insanın bütün hayatını göstermez.
Genellikle seçilmiş parçaları gösterir.
Başarılar.
Tatiller.
Güzel fotoğraflar.
Mesleki gelişmeler.
Mutlu ilişkiler.
Bu nedenle karşımızdaki kişinin eksik taraflarını görmediğimizde zihnimiz boşlukları kendisi doldurabilir.
Birisini takip ederiz ve şöyle düşünürüz:
“Hayatı mükemmel.”
“Hiç sorun yaşamıyor.”
“Çok özgüvenli.”
“Herkes onu seviyor.”
Sonra kendi hayatımızla karşılaştırmaya başlarız.
Bu durumda idealizasyon yalnızca karşıdaki kişiyi büyütmez.
Bazen kişinin kendi değerini de küçültebilir.
“O bu kadar iyiyse ben neden böyle değilim?” sorusu ortaya çıkar.
Aslında karşılaştırılan iki eşit gerçeklik değildir.
Bir taraf kendi hayatımızın bütün karmaşıklığıdır.
Diğer taraf ise başka bir insanın gördüğümüz sınırlı yüzüdür.
Uzmanları Neden Bazen Kusursuz Görmek İsteriz?
Doktorlar, psikologlar, öğretmenler, akademisyenler veya başka uzmanlar da idealize edilebilir.
Çünkü bilgi sahibi olmak güçle ilişkilendirilebilir.
Kişi:
“O biliyor.”
“O bana ne yapacağımı söyler.”
“O bu sorunu mutlaka çözer.” diyebilir.
Bir uzmana güvenmek elbette gereklidir.
Ancak güven ile kusursuzluk beklentisi aynı değildir.
Uzman da hata yapabilir.
Her şeyi bilmeyebilir.
Her problemi çözemeyebilir.
Sağlıklı profesyonel ilişkide kişinin karşısındaki uzmanın bilgi ve deneyiminden yararlanırken kendi düşünme kapasitesini tamamen bırakmaması önemlidir.
İdealize edilen figürün “kurtarıcı” konumuna yerleştirilmesinin ilişkisel çalışmayı bozabileceğine dair açık bir uyarı da bulunmaktadır; dışarıdan yapay biçimde güçlendirilen idealizasyon gerçek gelişimin yerine geçebilir.
İdealize Edildiğimizde Neden Hoşumuza Gidebilir?
Meselenin diğer tarafında idealize edilen kişi vardır.
Birinin bize:
“Sen mükemmelsin.”
“Sen her şeyi biliyorsun.”
“Sen olmasan yapamam.” demesi başlangıçta hoşumuza gidebilir.
Kendimizi güçlü hissederiz.
Fakat zamanla bu ilişki ağırlaşabilir.
Çünkü karşı taraf gerçek bizi değil, zihninde oluşturduğu figürü seviyor olabilir. Biz hata yaptığımızda büyük bir hayal kırıklığı yaşar.
Yorulduğumuzda şaşırır.
“Hayır” dediğimizde öfkelenebilir.
Çünkü idealize ettiği kişinin sıradan bir insan olduğunu görmek zorlaşır. Bu yüzden bir ilişkide sürekli kusursuz kalmaya çalışmak da yorucu olabilir.
İdealizasyon ile Sevgi Arasındaki Fark Nedir?
İdealizasyonda:
“Sen kusursuzsun.” denir.
Daha olgun sevgide:
“Senin bazı özelliklerini çok seviyorum ve kusurlarını da görebiliyorum.”
İdealizasyonda:
“Beni sen tamamlıyorsun.” denebilir.
Daha olgun ilişkide:
“Sen hayatımda önemli birisin ama ben senden ayrı biriyim.” duygusu vardır.
İdealizasyonda karşıdaki kişinin gücü kişinin kendisini düzenlemek için zorunlu hale gelebilir.
Daha gerçekçi ilişkide ise kişi sevdiği insandan destek alabilir ama kendi psikolojik varlığını tamamen ona teslim etmez.
İdealize Ettiğimizi Nasıl Anlarız?
Kendimize şu soruları sorabiliriz:
“Bu kişinin hiç kusurunu görebiliyor muyum?”
“Onun söylediklerini sorgulamadan doğru kabul ediyor muyum?”
“Onun ilgisini kaybettiğimde kendimi değersiz hissediyor muyum?”
“Bu kişinin yanında olmak bana kendimi daha önemli hissettiriyor mu?”
“Onun gibi olmaya çalışırken kendi isteklerimi unutuyor muyum?”
“Bir hatasını gördüğümde ona yönelik bütün sevgim bir anda kayboluyor mu?”
“Bu insanı gerçekten tanıyor muyum, yoksa zihnimde oluşturduğum haliyle mi ilişki kuruyorum?”
Bu soruların amacı birini sevdiğimiz veya ona hayran olduğumuz için kendimizi eleştirmek değildir. Ama hayranlığın ilişkide hangi işlevi gördüğünü fark etmek değerlidir.
Birini Gerçekçi Görmek Sevgiyi Azaltır mı?
İlk bakışta öyle hissedilebilir.
Birisinin kusurlarını görmeye başladığımızda:
“Artık eskisi kadar özel değil.” diye düşünebiliriz.
Oysa bazen asıl ilişki tam burada başlar.
Karşımızdaki kişiyi: hayallerimizdeki kişi olarak değil, gerçek bir insan olarak sevmeye başlarız.
Böylece:
“O hiç hata yapmamalı.” beklentisinin yerini:
“Hata yapabilir ama yine de benim için değerli olabilir.” alır.
Bu, idealizasyonun tamamen yok olması değil, daha gerçekçi hale gelmesidir.
Çocuklukta idealize edilen figürlerin giderek daha gerçekçi biçimde değerlendirilebilmesi de gelişimsel açıdan önemli bir geçiştir.
Bazen Birini Büyütürken Aslında Kendimizi Ayakta Tutmaya Çalışırız
Birine hayran olmak sorun değildir.
İnsanların güçlü, yaratıcı, başarılı veya güven veren taraflarından etkilenebiliriz.
Bazen onların bazı özelliklerini kendimize örnek de alabiliriz.
Fakat birisini zihnimizde kusursuzlaştırmaya başladığımızda başka bir soru sormak faydalı olabilir:
“Bu insanın benim için bu kadar güçlü olması neden önemli?”
Belki onun yanında kendimizi güvende hissediyoruzdur.
Belki onun bizi seçmesi kendi değerimizi artırıyordur.
Belki kendimizde görmek istediğimiz özellikleri onda buluyoruzdur.
Belki de kendi içimizde yeterince güçlü hissetmediğimiz bir tarafı dışarıdaki bir kişide arıyoruzdur.
Daha olgun bir ilişki:
“Sen kusursuzsun ve sana ihtiyacım var.” demekten çok,
“Sende değer verdiğim pek çok şey var; ama sen de sınırlılıkları olan ayrı bir insansın.” diyebilmeye yaklaşır.
Çünkü gerçek yakınlık çoğu zaman bir insanı gözümüzde büyütmekle değil, onu olduğu haliyle görebilmeye dayanabilmekle başlar.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap