“Her şey yolunda ama neden hiçbir şey beni tatmin etmiyor?”

“Sabah kalkıyorum, işe gidiyorum, eve dönüyorum… Bütün bunları ne için yapıyorum?”

“İstediğim şeylerin çoğuna ulaştım ama hâlâ içimde bir boşluk var.”

“Hayatım kötü değil ama sanki bir şey eksik.”

İnsan bazen hayatında büyük bir kriz olmadığı halde anlamsızlık hissi yaşayabilir.

İşi vardır.

Ailesi vardır.

Belki ekonomik olarak büyük bir problemi yoktur.

Günlük yaşam devam eder.

Ama bir noktada insan durup yaptığı şeylere dışarıdan bakmaya başladığında şu soru ortaya çıkabilir:

“Bütün bunların amacı ne?”

Bu soru yalnızca felsefi bir merak değildir.

Bazı insanlar için oldukça yoğun bir ruhsal sıkıntıya dönüşebilir. Kişi eskiden önem verdiği şeylerden aynı doyumu alamaz, geleceğe yönelik motivasyonu azalır ve yaptığı şeyler giderek birbirinin tekrarı gibi görünmeye başlar.

Çünkü insan yalnızca yaşamak değil, çoğu zaman neden yaşadığını ve neye doğru yaşadığını da hissetmek ister.

Anlam duygusu, kişinin yaşamını bir amaca, yerine getirilecek bir işleve veya kendisini verebileceği hedeflere sahip olarak deneyimlemesiyle yakından ilişkilidir.

Anlamsızlık Nasıl Ortaya Çıkar?

Bazen hayat uzun süre hiç sorgulamadan devam eder.

Okula gideriz.

Meslek seçeriz.

Çalışmaya başlarız.

Para kazanmaya çalışırız.

Bir ilişki kurarız.

Evleniriz.

Çocuk sahibi oluruz.

Toplumun bize sunduğu birçok hedefi sırayla yerine getiririz.

Bu hedeflerin kendisi yanlış değildir.

Ancak insan bir gün:

“Bunları neden yapıyorum?” diye sormaya başladığında daha önce kendiliğinden anlamlı görünen bazı şeyler anlamını kaybedebilir.

Anlamsızlığın en çarpıcı taraflarından biri budur.

İnsan aynı hayatı yaşamaya devam eder ama artık o hayatın içindeki “neden” duygusunu hissedemez.

Sanki sürekli aynı tuğlaları bir yerden başka bir yere taşıyormuş gibi bir deneyim ortaya çıkabilir: kişi yaptığı işi sürdürüyor ama bir noktada yaptığı şeyin amacını sorgulamaya başlıyor.

“Her Şeyim Var Ama Mutlu Değilim”

Bazı insanlar anlamsızlık yaşadıkları için kendilerini suçlayabilir.

“Şükretmem lazım.”

“Benden çok daha kötü durumda insanlar var.”

“Hayatımda aslında hiçbir sorun yok.”

Bütün bunlar doğru olabilir.

Ama dışarıdan iyi görünen bir yaşamın içeriden anlamlı hissedileceğinin garantisi yoktur.

İnsan bir hedefe ulaşabilir ve kısa süre sonra:

“Şimdi ne olacak?” diye sorabilir.

Yıllarca terfi etmek için çalışır.

Terfi eder.

Yeni bir ev almak ister.

Alır.

Daha fazla para kazanmayı hedefler.

Kazanır.

Ama her başarının ardından yeni bir hedef gerektiğinde insan kendisini bitmeyen bir koşunun içerisinde bulabilir.

Burada sorun başarı değildir.

Sorun, başarıların kişinin hayatında daha büyük bir anlamla bağlantı kurmamasıdır.

İnsan yalnızca:

“Bir sonraki hedef ne?” sorusuyla yaşadığında, hedefler tükendiğinde boşluk daha görünür hale gelebilir.

Hayatın Tek ve Hazır Bir Anlamı Var mıdır?

İnsanlar bu soruya tarih boyunca farklı cevaplar vermiştir.

Bazıları yaşamın anlamını dinsel bir çerçevede bulur.

Hayatın daha büyük bir düzenin parçası olduğuna, insanın bu düzen içerisinde belirli bir amacı bulunduğuna inanabilir.

Başka insanlar ise böyle bir kozmik anlam sistemi olmadan da yaşamlarında güçlü bir kişisel anlam geliştirebilir.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü anlam duygusunun mutlaka tek bir kaynaktan gelmesi gerekmez.

Kişi dinsel bir dünya görüşü içerisinde anlam bulabileceği gibi, din dışı bir yaşamda da amaç ve yön hissine sahip olabilir.

Bu nedenle:

“Hayatın anlamı nedir?” sorusu ile:

“Benim hayatımda anlam yaratan şeyler nelerdir?” sorusu birbirinden farklıdır.

İkinci soru çoğu zaman daha kişiseldir.

Ve cevabı herkes için aynı olmak zorunda değildir.

Anlam Bazen Bulunmaz, Oluşturulur

İnsan bazen hayatın bir yerinde hazır bir anlamın kendisini beklediğini düşünebilir.

“Doğru mesleği bulursam…”

“Doğru insanla tanışırsam…”

“Ne için yaratıldığımı keşfedersem…”

Her şey yerine oturacakmış gibi hissedebilir.

Fakat anlam her zaman keşfedilecek gizli bir cevap gibi davranmaz.

Bazı durumlarda insanın kendi yaşamına yönelmesi, belirli değerlere bağlanması ve o değerler doğrultusunda hareket etmesi gerekir.

Anlam böylece yalnızca düşünerek değil, yaşayarak oluşur.

Bir şeye bağlanmak…

Bir insanı sevmek…

Bir sorumluluk üstlenmek…

Bir şey üretmek…

Bir konuda mücadele etmek…

Bir başkasına katkıda bulunmak…

Bütün bunlar kişinin hayatında anlam yaratabilir.

Din dışı varoluşçu yaklaşımlarda da insanın kendisine hazır olarak verilmiş bir anlamı keşfetmesinden çok, kendi anlamını oluşturması ve kendisini bu anlamı gerçekleştirmeye adaması vurgulanır.

Başkalarına Katkı Sunmak Neden Anlamlı Hissettirebilir?

İnsan yalnızca kendisi için yaşadığında bir noktada yaşamın sınırlarına daha fazla takılabilir.

“Ben ne kadar mutluyum?”

“Ben ne kadar başarılıyım?”

“Ben ne kadar kazandım?”

“Ben kendimi ne kadar iyi hissediyorum?”

Bu sorular önemlidir.

Ancak insanın bütün dikkati sürekli kendi doyumuna yöneldiğinde, doyumun kendisi giderek ulaşılması zor bir hedef haline gelebilir.

Bazen anlam, insanın kendisinin dışına yönelmesiyle ortaya çıkar.

Bir çocuğun gelişimine katkıda bulunmak…

Bir öğrencinin hayatına dokunmak…

Bir arkadaşın zor döneminde yanında olmak…

Mesleğiyle insanlara yarar sağlamak…

Toplumsal bir konuda emek vermek…

Başka bir insan için değerli bir şey yapmak…

Bunların her biri kişinin yaşamını kendisinden daha geniş bir bağlama yerleştirebilir.

Başkalarına hizmet etmek ve dünyayı biraz daha yaşanabilir bırakmaya çalışmak birçok insan açısından güçlü bir anlam kaynağı olabilir.

Burada elbette kişinin kendisini tamamen feda etmesi veya kendi ihtiyaçlarını yok sayması kastedilmez.

Mesele, insanın yaşamının yalnızca kendi iç dünyasında dönüp durmaması; kendi varlığının başka insanlar ve dünya üzerinde de bir etkisinin bulunduğunu hissedebilmesidir.

Bir Şey Üretmek de Anlam Verebilir

Anlam yalnızca insan ilişkilerinden gelmez.

Üretmek de güçlü bir anlam kaynağı olabilir.

Bir kitap yazmak…

Bir bahçe yetiştirmek…

Bir bilimsel çalışma yapmak…

Bir çocuk büyütmek…

Bir proje geliştirmek…

Bir sanat eseri üretmek…

Bir işletme kurmak…

İnsanın daha önce var olmayan bir şeyi ortaya koyması, hayatına belirli bir yön kazandırabilir.

Yaratıcılık yalnızca sanatçılara ait değildir.

İnsan günlük yaşamında da yaratıcı olabilir.

Önemli olan yaptığı şey aracılığıyla:

“Ben bu dünyaya bir şey ekliyorum.” duygusunu yaşayabilmesidir.

Yaratıcı etkinlik, anlamsızlık hissine karşı güçlü bir kaynak olarak ele alınabilir; insan kendisini bir şey üretmeye ve ortaya koymaya adadığında yaptığı eylem kendi içinde değer kazanabilir.

Kendini Gerçekleştirmek Ne Anlama Gelir?

Anlamın başka bir kaynağı insanın kendi potansiyelini geliştirmesi olabilir.

Burada mesele:

“Her alanda en iyi olmalıyım.” değildir.

Daha çok:

“Benim geliştirebileceğim hangi özelliklerim var?” sorusudur.

Bazı insanlar hayatlarının büyük bölümünü kendilerine hiç uygun olmayan bir şekilde yaşayabilir.

Ailenin istediği mesleği seçebilir.

Toplumun beklediği yaşam tarzına uyabilir.

Kendisinden beklenen rolleri yerine getirebilir.

Ancak kendi ilgileri, yetenekleri ve değerleriyle çok az temas kurabilir.

Bu durumda dışarıdan başarılı görünen bir hayat içeriden yabancı hissedilebilir.

Kendini gerçekleştirme düşüncesi, insanın kendi potansiyeline doğru gelişmesi ve sahip olduğu özellikleri daha bütünlüklü biçimde yaşayabilmesiyle ilişkilidir.

Bu nedenle anlam bazen yeni bir şey bulmaktan çok:

“Kendime ait olan neyi yaşamıyorum?” sorusuyla ilişkilidir.

Anlam Her Zaman Büyük Bir Amaç Olmak Zorunda mı?

Hayır.

“Hayatımın anlamını bulmalıyım.” düşüncesi bazen başlı başına baskı yaratabilir.

İnsan kendisini büyük bir görev bulmak zorundaymış gibi hissedebilir.

Dünyayı değiştirmeliyim.

Büyük bir eser bırakmalıyım.

Çok önemli bir insan olmalıyım.

Oysa anlam daha sıradan görünen ilişkilerin ve faaliyetlerin içerisinde de bulunabilir.

Bir aile kurmak.

İyi bir arkadaş olmak.

Mesleğini özenle yapmak.

Bir konuda öğrenmeye devam etmek.

Çocuğunuzla vakit geçirmek.

Birine destek olmak.

Bir şey yetiştirmek.

Bir topluluğa ait olmak.

Anlamın büyüklüğü dışarıdan ne kadar etkileyici göründüğüyle ölçülmeyebilir.

Önemli olan kişinin o şeyi kendisi için değerli ve yaşamaya değer bulmasıdır.

Sürekli Kendimizi İyi Hissetmeye Çalışmak Neden Yetmeyebilir?

Modern yaşamda mutluluk bazen temel hedef haline gelir.

“Beni ne mutlu eder?”

“Nasıl daha iyi hissederim?”

“Nasıl daha az kaygılı olurum?”

Ancak insan yaşamı yalnızca iyi hissetmekten ibaret değildir.

Bazen anlamlı olan şeyler oldukça zorlayıcıdır.

Çocuk büyütmek yorucudur.

Bir konuda uzun yıllar çalışmak zordur.

Bir insanın hastalığında yanında olmak acı verebilir.

Bir amaç için mücadele etmek hayal kırıklığı yaratabilir.

Ama insan yine de bu deneyimleri anlamlı bulabilir.

Bu nedenle anlam ile haz aynı şey değildir.

Bazen insan zorlanırken bile:

“Bunu neden yaptığımı biliyorum.” duygusuna sahipse yaşadığı sıkıntıya daha farklı yaklaşabilir.

Bir amaç için çabalamak, insanın yalnızca dürtüler tarafından itilmediğini; kendisinin ötesinde bir hedefe doğru hareket edebildiğini ifade eder.

Anlamsızlık Hissi Bazen Neden Daha Fazla Hissedilir?

Bazı yaşam dönemleri bu soruları daha görünür hale getirebilir.

Üniversite bittikten sonra…

Çocuklar evden ayrıldığında…

Emeklilikte…

Uzun yıllar hedeflenen bir başarıya ulaşıldığında…

Bir ilişkinin sona ermesinde…

Ciddi bir hastalıkta…

Bir kaybın ardından…

Çünkü insanın daha önce hayatına yapı veren rollerden biri ortadan kalkabilir.

Örneğin yıllarca:

“Ben anneyim ve çocukları büyütmeliyim.” şeklinde yaşayan birinin çocukları evden ayrıldığında yalnızca ev sessizleşmez.

Şu soru da ortaya çıkabilir:

“Peki şimdi ben kimim?”

Ya da bütün hayatını kariyerine vermiş bir kişi emekli olduğunda:

“Artık işe gitmiyorsam günümü ne için yaşayacağım?” diye düşünebilir.

Bu dönemler bazen anlamsızlık yaratmaktan çok, daha önce ertelenmiş anlam sorularını görünür hale getirir.

Anlam Ararken Kendimize Ne Sorabiliriz?

Hayat anlamsız hissettirdiğinde hemen büyük bir cevap bulmak mümkün olmayabilir.

Ama bazı sorular başlangıç olabilir:

  • Hayatımda gerçekten önem verdiğim insanlar kimler?
  • Şu anda yaptığım şeylerden hangilerini yalnızca alışkanlık nedeniyle sürdürüyorum?
  • Kendimi hangi etkinliklerde daha canlı hissediyorum?
  • Bir başkasının hayatında nasıl bir katkım olmasını isterim?
  • Üretmek istediğim ancak sürekli ertelediğim bir şey var mı?
  • Bugünkü yaşam biçimim kendi değerlerimle ne kadar uyumlu?
  • Başkalarının benden beklediği hayatla benim istediğim hayat arasında nasıl bir fark var?
  • Hayatımda yalnızca haz veren değil, uğruna emek vermeye değer bulduğum şeyler neler?
  • Zamanımın sınırlı olduğunu daha fazla hissetseydim neye daha çok zaman ayırırdım?

Bu soruların amacı tek bir “hayat amacı” bulmak değildir.

Bazen anlam tek bir cevap değildir.

Birden fazla kaynaktan oluşabilir.

İlişkilerden.

Üretmekten.

Öğrenmekten.

Bağlanmaktan.

Katkı sunmaktan.

Kendi potansiyelimizi geliştirmekten.

Anlam Bazen Cevap Değil, Yaşama Biçimidir

İnsan bazen hayatın anlamını düşünerek bulabileceği bir cümle arar:

“Benim hayatımın amacı şudur.”

Ama yaşam bundan daha karmaşık olabilir.

Anlam yalnızca zihinsel bir cevap olmayabilir.

Neye bağlandığımız, neye emek verdiğimiz, kimi sevdiğimiz ve dünyada neyin parçası olmayı seçtiğimizle ortaya çıkabilir.

Evrenin bize hazır bir cevap vermemesi, hayatımızın zorunlu olarak anlamsız olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine bu durum bizi kendi yaşamımızla daha doğrudan karşı karşıya bırakır.

Hangi değerlerin peşinden gideceğimiz…

Kimlerle bağ kuracağımız…

Neye katkı sunacağımız…

Neler yaratacağımız…

Nasıl bir insan olmaya çalışacağımız…

Bunların tamamı hayatımızdaki anlamı biçimlendirebilir.

Bu nedenle:

“Hayatın anlamı nedir?” sorusunun yanında belki başka bir soru daha sorabiliriz:

“Ben yaşadığım hayata bugün hangi anlamı veriyorum?”

Çünkü anlam bazen uzaklarda bulunmayı bekleyen bir cevap değil, yaşarken kurduğumuz bir yön ve bağlılık duygusudur.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap