“Bana sadece küçük bir eleştiri yaptı ama bütün gün aklımdan çıkaramadım.”
“Birisi hatamı söylediğinde hemen kendimi savunmaya başlıyorum.”
“Eleştirildiğimde çok sinirleniyorum. Sonra neden bu kadar tepki verdiğimi ben de anlamıyorum.”
“İş yerinde yöneticim yaptığım bir şeyi beğenmediğinde sanki tamamen başarısız olmuşum gibi hissediyorum.”
“Beni eleştiren kişiden bir anda soğuyorum.”
Eleştirilmek çoğu insan için hoş bir deneyim değildir. Yaptığımız bir şeyin beğenilmemesi, hatamızın gösterilmesi veya bir davranışımız hakkında olumsuz geri bildirim almak kısa süreli bir rahatsızlık yaratabilir.
Ancak bazı insanlar için eleştiri yalnızca:
“Burada bir hata yaptın.” anlamına gelmez.
Çok daha derin bir şekilde:
“Sen yeterince iyi değilsin.”
“Değerin azaldı.”
“İnsanların gözünde düştün.” gibi hissedilebilir.
Bu durumda kişinin verdiği yoğun tepkiyi yalnızca “eleştiriye tahammülsüzlük” olarak değerlendirmek eksik kalabilir. Çünkü bazen eleştirinin dokunduğu yer yapılan hata değil, kişinin kendisiyle ilgili değer duygusudur.
Eleştiri Neden Bazı İnsanlarda Çok Daha Fazla Acı Yaratır?
İki kişi aynı geri bildirimi alabilir:
“Bu çalışma güzel olmuş ama şu bölüm biraz daha geliştirilebilir.”
Birisi:
“Tamam, orayı yeniden düzenlerim.” diyebilir.
Diğeri ise gün boyunca bunu düşünür.
“Demek ki yaptığımı beğenmedi.”
“Beni yetersiz buluyor.”
“Ben zaten hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.”
“Kesin artık bana güvenmiyor.”
Eleştirinin içeriği aynıdır. Fakat taşıdığı psikolojik anlam farklıdır.
Kişinin kendilik değeri daha istikrarlıysa yaptığı iş ile kendisi arasında ayrım yapabilir:
“Yaptığım bir şey yeterince iyi olmayabilir ama bu benim bütünüyle değersiz olduğum anlamına gelmez.”
Daha kırılgan bir kendilik değerinde ise bu iki alan birbirine karışabilir.
Bir davranışın eleştirilmesi kişinin bütün benliğinin eleştiriliyormuş gibi yaşanabilir. Bu nedenle eleştiri karşısındaki yoğunluk bazen eleştirinin büyüklüğünden çok, kişinin içinde neyi harekete geçirdiğiyle ilgilidir.
“Yanlış Yaptın” ile “Sen Yanlışsın” Arasındaki Fark
Sağlıklı bir öz değerlendirmede insan zaman zaman hata yaptığını kabul edebilir.
“Bu konuda yanlış karar verdim.”
“Burayı daha iyi yapabilirdim.”
“Bu davranışım karşımdakini incitti.” diyebilir.
Burada hata kişinin bütün kimliğini kaplamaz.
Fakat bazı insanlarda:
“Yanlış yaptım.” duygusu hızla:
“Ben yanlışım.” duygusuna dönüşebilir.
Bu küçük görünen fark oldukça önemlidir.
Çünkü birinci durumda davranış değerlendirilebilir ve değiştirilebilir.
İkinci durumda ise kişinin bütün değeri tehdit altına girer. Bu nedenle eleştiri öğrenme fırsatı olmaktan çıkar ve psikolojik olarak korunulması gereken bir saldırı gibi hissedilebilir.
Eleştiri Karşısında Neden Hemen Savunmaya Geçeriz?
Birisi bize bir geri bildirim verdiğinde daha cümlesini bitirmeden:
“Ama sen de geçen gün aynısını yaptın.”
“Benim suçum değildi.”
“Zaten şartlar kötüydü.”
“Sen beni yanlış anladın.”
“Bunu söyleyecek son kişi sensin.” demeye başlayabiliriz.
Dışarıdan bakıldığında kişi hatasını kabul etmek istemiyor gibi görünebilir.
Bazen gerçekten de sorumluluktan kaçınma vardır. Ancak bazı durumlarda savunmanın altında daha kırılgan bir durum bulunabilir.
Kişi eleştiriyi kabul ettiği anda içeride şu duygunun ortaya çıkacağından korkuyor olabilir:
“Demek ki gerçekten yetersizim.”
Bu nedenle eleştiriye cevap vermekten çok kendi değerini korumaya çalışır.
Eleştiri daha sakin şekilde düşünülebilmeden savunma devreye girer.
Öfke Aslında Neyi Koruyor Olabilir?
Eleştirildiğimizde ortaya çıkan ilk görünür duygu bazen öfkedir.
“Sen kimsin de beni eleştiriyorsun?”
“Zaten sen hiçbir şeyi beğenmiyorsun.”
“Bana karşı özellikle böyle davranıyor.”
“Bir daha onunla çalışmam.”
Ancak öfkenin altında farklı duygular bulunabilir.
Utanç.
Yetersizlik.
Küçük düşmüş hissetme.
Hayal kırıklığı.
Değersizlik.
Görülmeme.
Özellikle eleştiri, dışlanma, başarısızlık ve küçük düşürülme karşısında kırılganlık arttığında öfkeli tepkiler daha kolay ortaya çıkabilir.
Bu nedenle bazen kişinin öfkesi:
“Beni böyle görme.” demesinin bir yolu olabilir.
Öfke, daha incinebilir bir kendilik deneyiminin üzerini örtebilir.
Neden Eleştiren Kişiyi Bir Anda Değersizleştirebiliriz?
Birisini çok beğeniyoruzdur.
Fikirlerini önemsiyoruzdur.
Onun bizi takdir etmesi bizim için değerlidir.
Sonra bu kişi bizi eleştirir.
Bir anda:
“Zaten o da kim?”
“Bence o kadar başarılı biri değil.”
“Fikirleri de çok yüzeysel.” demeye başlayabiliriz.
Burada ilginç bir değişim vardır. Düne kadar değerli olan kişi, eleştiri sonrasında değersiz hale gelir.
Bu değişim bazen kişinin kendi değerini korumasına yardımcı olur. Çünkü eleştiriyi yapan kişinin değeri azaltılırsa onun eleştirisinin ağırlığı da azalır.
Mantık kabaca şöyle işler:
“Sen önemli değilsen senin benim hakkındaki düşüncen de önemli değildir.”
Böylece kişi içeride yaşadığı incinmeyle daha az temas etmek zorunda kalabilir.
Eleştirilmeye Hassas Olmak Narsisizm midir?
Tek başına değildir.
Eleştiriden hoşlanmamak oldukça insani bir durumdur. Ayrıca kişinin o günkü ruh hali, eleştirinin nasıl ifade edildiği, ilişkide daha önce neler yaşandığı ve gerçekten aşağılayıcı bir tutum olup olmadığı da önemlidir.
Her güçlü tepkiyi hemen narsisizm olarak değerlendirmek doğru değildir. Ancak bazı kişilerde kendilik değeri başkalarının hayranlığına, onayına veya takdirine çok fazla bağlı olabilir. Böyle bir durumda eleştiri sadece geri bildirim olmaktan çıkar. Kişinin kendisini nasıl gördüğüne dokunur.
Dolayısıyla asıl soru:
“Eleştirilmeyi seviyor muyum?” değil,
“Eleştirildiğimde kendimle ilgili neye inanıyorum?” olabilir.
Başarısızlık Neden Küçük Bir Hayal Kırıklığı Olarak Kalamaz?
Bir sınavdan düşük not almak.
İş görüşmesinden olumsuz cevap almak.
Bir projede hata yapmak.
Bir yarışmayı kaybetmek.
Bir işte beklenen başarıyı gösterememek.
Bunların hepsi doğal olarak hayal kırıklığı yaratabilir.
Fakat bazı kişilerde başarısızlık sonrasında tepki çok daha geniş olur.
“Ben hiçbir şeyi beceremiyorum.”
“Ben zaten başarısız biriyim.”
“Herkes benden daha iyi.”
“Bunu yapamadıysam hiçbir şeyi yapamam.”
Burada başarısızlık belirli bir olay olmaktan çıkıp kişinin bütün kendilik değerlendirmesine yayılmıştır.
Kişinin gerçekçi hedefler ve daha istikrarlı bir kendine saygı geliştirebilmesi, hızlı biçimde büyüklenme ile yoğun başarısızlık ve utanç arasında gidip gelmekten daha bütünleşmiş bir kendilik deneyimine doğru ilerleme açısından önemlidir.
Büyüklenme ile Kırılganlık Birbirine Zıt mı?
İlk bakışta öyle görünebilir.
Bir kişi:
“Ben herkesten daha iyiyim.” diyorsa neden aynı zamanda kırılgan olsun?
Fakat bazen tam tersine, dışarıdaki aşırı güçlü kendilik görüntüsü içerideki kırılganlığı koruyor olabilir.
Kişi kendisini:
“Çok başarılıyım.”
“Herkesten daha zekiyim.”
“Ben hata yapmam.”
“Kimsenin fikrine ihtiyacım yok.” şeklinde sunabilir.
Ancak küçük bir eleştiride büyük bir öfke yaşayabilir.
Çünkü kişinin üstünlük duygusu yeterince sağlam değilse eleştiri bu yapının altında bulunan daha kırılgan duyguları açığa çıkarabilir. Bu nedenle dışarıdan görülen özgüven ile içerideki kendilik değeri her zaman aynı şey değildir.
Bazen yüksek sesle söylenen:
“Ben çok iyiyim.” cümlesinin arkasında daha sessiz bir soru bulunabilir:
“Gerçekten yeterince iyi miyim?”
Neden Bazen Eleştiriyi Günlerce Düşünürüz?
Birisi küçük bir yorum yapar.
Konuşma beş dakika sürer.
Ama zihnimiz günler boyunca devam eder.
“Bunu neden söyledi?”
“Beni gerçekten böyle mi görüyor?”
“Acaba diğerleri de aynı şeyi düşünüyor mu?”
“Keşke şöyle cevap verseydim.”
“Bundan sonra bana farklı davranacak mı?”
Bu tekrarlar yalnızca eleştirinin içeriğini çözmeye çalışmak değildir.
Kişi bazen kendilik değerinde oluşan sarsıntıyı yeniden düzenlemeye çalışıyor olabilir.
Zihin tekrar tekrar aynı olaya dönerek:
“Ben hâlâ değerli miyim?” sorusuna cevap arar.
Bu nedenle eleştiriye yönelik ruminasyonun altında kimi zaman yalnızca öfke değil, kendilik değerini yeniden kurma çabası bulunabilir.
Çocuklukta Eleştirilmek Yetişkinliği Etkiler mi?
Her eleştiriye hassas yetişkinin çocukluğunda sürekli eleştirildiğini söylemek mümkün değildir.
İnsan psikolojisini tek bir nedene bağlamak çoğu zaman yanıltıcıdır.
Ancak gelişim sırasında çocuğun nasıl görüldüğü ve ihtiyaçlarına nasıl karşılık verildiği önemlidir.
Çocuk:
“Bak ne yaptım.” dediğinde yalnızca yaptığı şeyi göstermiyor olabilir.
Aynı zamanda kendisinin görülmesini ister.
Başarıları hiç fark edilmeyen, yalnızca hataları gösterilen, duyguları küçümsenen, sürekli diğer çocuklarla karşılaştırılan veya ancak başarılı olduğunda değerli hissettirilen bir çocuk kendisiyle ilgili daha kırılgan bir değerlendirme geliştirebilir.
Aynalanma ihtiyacının gelişimde önemli bir yer tuttuğu; yankılanma, onaylanma ve görülme beklentilerinin daha sonraki ilişkilerde de yeniden ortaya çıkabildiği görülmektedir. Ancak mesele çocuğun her yaptığı şeyi övmek değildir.
Çocuğun gerçekçi biçimde görülmesi ve deneyiminin anlaşılmasıdır.
Sürekli Övmek Çocuğu Eleştiriye Daha Dayanıklı Yapar mı?
Bu noktada başka bir uç da mümkündür.
“Çocuğumun özgüveni yüksek olsun.” diyerek yapılan her şeyi:
“Mükemmelsin.”
“Sen en iyisisin.”
“Sen herkesten zekisin.” şeklinde karşılamak da gerçekçi bir kendilik değerinin gelişmesini garanti etmez.
Çocuğun ihtiyacı yalnızca sınırsız hayranlık değildir.
Zaman içerisinde kendi kapasitesini gerçekçi biçimde tanıyabilmeye ihtiyaç duyar.
Bazı şeyleri iyi yapar.
Bazılarında zorlanır.
Bazen başarılı olur.
Bazen başarısız olur.
Ve bütün bunlara rağmen değerinin bütünüyle ortadan kalkmadığını deneyimler.
Daha olgun gelişimde amaç gerçekçi amaçlarla, daha sağlam bir eyleme geçme kapasitesiyle ve gerçekçi kendine saygıyla bütünleşebilmektir.
Bu nedenle sağlıklı özgüven:
“Ben her şeyi iyi yaparım.” değil,
“Her şeyi iyi yapmak zorunda değilim.” diyebilme kapasitesidir.
Eleştiriyi Kabul Etmek Neden Bazen “Boyun Eğmek” Gibi Gelir?
Bazı kişiler için:
“Haklısın, burada hata yaptım.” demek oldukça zordur.
Çünkü hata kabul etmek psikolojik olarak küçülmekle eşleşebilir.
Kişi hatasını kabul ettiğinde karşı tarafın “kazandığını” düşünür. İlişki bir anda: haklı-haksız, üstün-aşağı, kazanan-kaybeden şeklinde yaşanmaya başlanır. Bu durumda eleştiriyi değerlendirmek yerine statüyü korumak ön plana çıkar.
Hâlbuki daha sağlam bir kendilik duygusunda kişinin:
“Bu konuda sen haklısın.” diyebilmesi bütün değerini kaybetmesine yol açmaz.
Bir noktada yanılmak kişinin bütünüyle aşağı konuma geçmesi anlamına gelmez.
Eş Duyum Eleştiriyi Değiştirir mi?
Aynı eleştiri farklı şekillerde ifade edildiğinde bambaşka deneyimler yaratabilir.
Örneğin:
“Sen zaten hiçbir işi düzgün yapmıyorsun.” ile:
“Burada bir hata olmuş, birlikte bakalım.” aynı şey değildir.
Birincisinde kişinin bütün benliğine yönelik aşağılayıcı bir ton bulunabilir.
İkincisinde davranış değerlendirilmektedir.
İnsanın deneyiminin anlaşılmaya çalışıldığı, daha sakin ve eşduyumlu ilişkisel ortamların daha sağlam bir kendilik duygusunun gelişiminde önemli olabileceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle eleştiriye dayanıklılık yalnızca eleştirilen kişinin görevi değildir. Eleştirinin nasıl verildiği de ilişkiyi etkiler.
Eleştiri Nasıl Daha Sağlıklı Verilebilir?
Birini eleştirirken kişinin karakteri yerine davranışa odaklanmak daha sağlıklı olabilir.
“Sen sorumsuzsun.” yerine:
“Bu işi zamanında tamamlamaman beni zor durumda bıraktı.”
“Sen çok bencilsin.” yerine:
“Bu konuda benim ihtiyaçlarımın dikkate alınmadığını hissettim.”
“Sen hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun.” yerine:
“Şu bölümde bir hata olduğunu düşünüyorum.”
Böylece mesaj:
“Sen kötüsün.” yerine:
“Burada konuşmamız gereken bir davranış var.” haline gelir.
Bu ayrım ilişkilerde eleştirinin çok daha taşınabilir olmasını sağlar.
Eleştirildiğimizde Kendimize Ne Sorabiliriz?
Eleştiri aldığınızda hemen cevap vermeden önce şu sorular yardımcı olabilir:
“Şu anda tam olarak ne hissediyorum?”
“Kızgınlığımın altında utanç veya yetersizlik var mı?”
“Karşımdaki kişi benim bütün kişiliğimi mi eleştiriyor, yoksa belirli bir davranışımı mı?”
“Bu geri bildirimin doğru olabilecek bir kısmı var mı?”
“Eleştiriyi kabul edersem kendimle ilgili neyin değişeceğinden korkuyorum?”
“Bu olay bana geçmişte yaşadığım başka bir deneyimi hatırlatıyor mu?”
Özellikle şu soru önemlidir:
“Bu eleştiri benim için neden bu kadar büyük bir anlam taşıdı?”
Çünkü bazen bugünkü birkaç kelime geçmişten gelen çok daha eski bir hassasiyete dokunabilir.
Eleştiriye Dayanıklı Olmak Ne Demektir?
Eleştiriye dayanıklı olmak:
“Hiç üzülmemek.”
“Kimsenin fikrini önemsememek.” Veya “Her eleştiriyi kabul etmek.” değildir.
Eleştiriye dayanabilmek kişinin kendisini kaybetmeden geri bildirimi değerlendirebilmesidir.
Şöyle diyebilmektir:
“Bu eleştirinin bir kısmına katılıyorum.”
“Bu konuda yanılmış olabilirim.”
“Bu söylediğine katılmıyorum ama bunu duymak beni yok etmiyor.”
“Başarısız oldum ama başarısız bir insan olmadım.”
“Eleştirilmem değerimi tamamen ortadan kaldırmıyor.”
Bu noktada kişinin kendilik değeri yalnızca başkalarının verdiği notlarla ayakta kalmaz.
Bazen Eleştiri Hatamıza Değil, Değerimize Dokunur
Eleştirilmekten hoşlanmamak insani bir durumdur. Ancak küçük bir geri bildirim karşısında yoğun öfke, utanç, savunma veya değersizlik ortaya çıkıyorsa mesele yalnızca söylenen cümle olmayabilir.
Eleştiri kişinin çok daha temel bir hassasiyetine dokunuyor olabilir:
“Yeterince iyi miyim?”
“Beni hâlâ değerli görüyor musun?”
“Hata yaptığımda da kabul edilebilir biri miyim?”
“Başarısız olduğumda değerim devam ediyor mu?”
Bu nedenle eleştiriyi daha iyi karşılayabilmenin yolu kendimizi eleştiriye zorla alıştırmaktan ibaret değildir. Bazen önce eleştiri karşısında neden bu kadar yoğun biçimde yaralandığımızı anlamak gerekir.
Çünkü daha sağlam bir kendilik değeri:
“Ben hata yapmam.” demek değildir.
Daha çok:
“Hata yaptığımda da ben olmaya devam edebilirim.” diyebilmektir.
Cevap Ver
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Google ile Giriş Yap