“Anne, sen de ölecek misin?”

“Beni bırakıp gider misin?”

“Okula gitmek istemiyorum.”

“Sen yanımda olmadan uyuyamıyorum.”

“Ya sana bir şey olursa?”

Çocuklar zaman zaman bu tür sorular sorabilir ve ebeveynlerinden ayrılmakta zorlanabilirler. Özellikle küçük yaşlarda anne ya da babadan ayrılırken huzursuzluk yaşamak, yabancı bir ortamda ebeveyni yanında istemek veya gece korktuğunda ebeveynine yaklaşmak gelişimin doğal bir parçası olabilir.

Ancak bazı çocuklarda kaygı çok daha yoğun yaşanabilir.

Çocuk okula gitmek istemeyebilir, ebeveyninden birkaç saatliğine bile ayrılmakta güçlük çekebilir, sürekli annesinin veya babasının başına kötü bir şey geleceğini düşünebilir. Ayrılık ihtimali karşısında ağlama, öfke, huzursuzluk veya yoğun korku ortaya çıkabilir.

Böyle durumlarda yalnızca çocuğun görünen korkusuna değil, onun için ayrılığın ve kaybetme ihtimalinin ne anlama geldiğine de bakmak önemlidir.

Bağlanma açısından düşünüldüğünde çocuk için anne, baba veya temel bakım veren kişi yalnızca sevdiği biri değildir. Aynı zamanda tehlike karşısında yakınlık aradığı, kendisini güvende hissetmesine yardımcı olan bir bağlanma figürüdür.

Bu nedenle çocukluk kaygısının bazı biçimlerini anlayabilmek için çocuğun bağlanma, ayrılık ve kaybetme deneyimlerine bakmak oldukça değerlidir. Çocukluk kaybı ve ayrılık gözlemlerinde de bağlanma figüründen ayrılmanın çocuklarda güçlü özlem, arama ve kaygı tepkileri oluşturabildiği görülmektedir.

Çocuk İçin Ayrılık Neden Bu Kadar Zor Olabilir?

Yetişkin için birkaç saatlik ayrılık oldukça sıradan görünebilir.

“Akşam geleceğim.”

“Sen okulda olacaksın, ben de işe gideceğim.”

“Bir gece anneannende kalacaksın.”

Yetişkin bütün bunların geçici olduğunu bilir.

Fakat özellikle küçük çocuk için ayrılık aynı şekilde deneyimlenmeyebilir. Çocuğun bağlandığı kişinin ulaşılabilir olması, onun güvenlik duygusunun önemli parçalarından biridir.

Bu nedenle bağlanma figürü ortadan kaybolduğunda çocuk onu yeniden bulmaya çalışabilir.

Ağlayabilir.

Kapıya koşabilir.

Annesini sorabilir.

Peşinden gitmek isteyebilir.

Uykuya dalmakta zorlanabilir.

Ayrılık, küçük çocukların özellikle ilk günlerde anne veya baba için ağladıkları, onları aradıkları ve ayrılık uzadığında tepkilerinin biçim değiştirebildiği görülmektedir. Hatta çocuk bir süre sonra dışarıdan daha sakin görünse bile bu durum her zaman bağlanma figürünü artık özlemediği anlamına gelmez.

Dolayısıyla çocuğun:

“Annemi istiyorum.” demesi yalnızca bir alışkanlık veya şımarıklık olarak değerlendirilmemelidir.

Bazen çocuk aslında kendi güvenlik duygusunu yeniden kurmaya çalışıyor olabilir.

“Ya Anneme Bir Şey Olursa?”

Çocuklarda kaygının önemli biçimlerinden biri de sevilen kişinin başına kötü bir şey geleceğine ilişkin korkulardır.

Çocuk gece yatağa girdiğinde:

“Anne, sen ölür müsün?” diye sorabilir.

Ebeveyn işe giderken:

“Kaza yapmazsın değil mi?” diyebilir.

Telefonuna hemen cevap verilmediğinde yoğun biçimde endişelenebilir.

Hatta bazı çocuklar ebeveynlerini kontrol etmeye başlayabilir:

“Nereye gidiyorsun?”

“Kaçta geleceksin?”

“Beni kim alacak?”

“Kesin geleceksin değil mi?”

Bu soruların tekrar tekrar sorulması bazen yalnızca bilgi edinme isteğinden kaynaklanmaz. Çocuk güvence arıyor olabilir.

Özellikle çocuk daha önce önemli bir ayrılık veya kayıp yaşamışsa, bir kişinin kaybedilebildiğini öğrenmesi başka kayıpların da gerçekleşebileceğine ilişkin korkuyu artırabilir.

Bir ebeveynin ölümünün ardından bazı çocuklarda hayatta kalan ebeveyni de kaybetme korkusunun ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kalan ebeveynin de ortadan kaybolabileceğini düşündüren koşullar çocuğun korkusunu artırabilir.

Burada önemli bir ayrım vardır:

Çocuğun korkması tek başına patolojik değildir.

Bazen yaşadığı koşullar düşünüldüğünde korkusu oldukça anlaşılabilir olabilir.

Çocuk Kendisinin de Öleceğinden Korkabilir

Kaybetme deneyimi yalnızca:

“Annemi veya babamı kaybedebilirim.” korkusunu ortaya çıkarmayabilir.

Çocuk kendi yaşamıyla ilgili de endişelenmeye başlayabilir.

Özellikle yakınındaki bir yetişkinin ölümünü gördüğünde çocuk zihninde basit bir bağlantı kurabilir:

“Babam öldüyse ben de ölebilirim.”

“Annem hastalandıysa ben de hastalanabilirim.”

Ebeveynini erken yaşta kaybeden çocuklarda kendisinin de erken ölebileceğine ilişkin korkuların görülebilmektedir. Çocuğun kurduğu bağlantı yetişkin açısından gerçekçi görünmese bile çocuğun zihinsel dünyası açısından anlaşılabilir olabilir.

Bu nedenle çocuğun ölümle ilgili sorularını hemen:

“Saçmalama.”

“Böyle şeyler düşünme.”

“Sen daha çocuksun.” diyerek kapatmak yerine neyi merak ettiğini ve neyden korktuğunu anlamaya çalışmak önemlidir.

Çocuk Kaygısını Her Zaman “Korkuyorum” Diyerek Göstermez

Çocukların duygularını yetişkinler gibi açık biçimde ifade etmelerini beklemek yanıltıcı olabilir.

Bir yetişkin:

“Son zamanlarda terk edilme ihtimali beni çok kaygılandırıyor.” diyebilir.

Çocuk ise aynı duyguyu davranışlarıyla gösterebilir.

Okula gitmek istemeyebilir.

Gece yalnız uyuyamayabilir.

Ebeveyninin sürekli yanında bulunmasını isteyebilir.

Ayrılık sırasında ağlayabilir veya öfkelenebilir.

Normalde yapabildiği bazı şeylerde daha fazla yardıma ihtiyaç duyabilir.

Daha sessiz ve “uslu” hale bile gelebilir.

Özellikle sonuncusu önemlidir.

Çünkü çocuğun dışarıdan sakin görünmesi her zaman içeride de sakin olduğu anlamına gelmez. Ayrılık yaşayan küçük çocuklara ilişkin gözlemlerde, bazı çocukların zamanla daha az açık tepki gösterdikleri ve hatta dikkat çekmeyecek kadar uyumlu görünebildikleri halde annelerine yönelik özlemlerinin devam ettiği görülmüştür.

Bu nedenle çocuklarda kaygıyı değerlendirirken yalnızca:

“Çok ağlıyor mu?” sorusuna değil, çocuğun davranışlarında meydana gelen değişikliklere de bakmak gerekir.

“Ağlama, Korkacak Bir Şey Yok” Demek Yeterli mi?

Çocuğu kaygılı görmek ebeveyn açısından da zor olabilir.

Bu nedenle yetişkin doğal olarak çocuğu hemen rahatlatmak ister:

“Korkacak hiçbir şey yok.”

“Bunda ağlanacak ne var?”

“Sen artık büyüdün.”

“Güçlü ol.”

Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetle söylenir. Ancak çocuğun yaşadığı duygunun küçümsenmesi veya ifade edilmesinin sürekli engellenmesi farklı bir sonuç yaratabilir.

Çocuk zaman içerisinde:

“Korkumu göstermemeliyim.”

“Üzüldüğümde kimseye gitmemeliyim.”

“Ağlamak kötü bir şey.” gibi bir ilişki biçimi geliştirebilir.

Çocukların korku, mutsuzluk ve kederlerini paylaşmalarına alan açılmaması; özellikle “Ağlama”, “Çocuk gibi ağlama” veya sevginin geri çekilmesini ima eden ifadelerle duygularının küçümsenmesinin, çocuğu üzüntüsüyle tek başına kalmaya itebilmektedir.

Dolayısıyla amaç çocuğun bütün korkularını ortadan kaldırmak değildir.

Önce korkunun duyulabilmesi gerekir.

“Benden ayrılmak seni korkutuyor gibi.”

“Benim başıma bir şey gelmesinden endişeleniyorsun.”

“Şu anda burada olmamı çok istiyorsun.” gibi ifadeler çocuğun yaşadığı deneyimin fark edildiğini hissetmesine yardımcı olabilir.

Çocuğu Her Ayrılıktan Korumak Çözüm müdür?

Burada diğer uçtan da kaçınmak gerekir.

Çocuk ayrılmak istemiyor diye ebeveynin hiçbir zaman yanından ayrılmaması, çocuğun bütün korkularını ortadan kaldırmaya çalışması veya kaygı ortaya çıkmasın diye yaşamın sürekli çocuğa göre düzenlenmesi de uzun vadede çözüm olmayabilir.

Çocuğun ihtiyacı yalnızca ayrılığın hiç yaşanmaması değildir.

Aynı zamanda ayrılığın ardından yeniden kavuşmanın mümkün olduğunu deneyimlemesidir.

Ebeveyn gider.

Ama geri gelir.

Çocuk okula girer.

Ama okul biter ve ebeveyni onu almaya gelir.

Çocuk başka bir odada uyur.

Ama ihtiyaç duyduğunda ebeveyninin hâlâ ulaşılabilir olduğunu bilir.

Bu tekrarlar zaman içerisinde ayrılığın her zaman kayıp anlamına gelmediğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.

Ailede Yaşanan Değişikliklere Bakmak Önemlidir

Çocukta yoğun kaygı başladığında yalnızca belirtileri incelemek yeterli olmayabilir.

Bazen şu sorular daha anlamlıdır:

Kaygı ne zaman başladı?

O dönemde ailede ne oldu?

Anne veya baba uzun süre evden uzak kaldı mı?

Çocuk hastanede kaldı mı?

Yakınlarından biri hastalandı veya öldü mü?

Ailede boşanma veya ayrılık yaşandı mı?

Bakım veren kişi değişti mi?

Çocuk okul veya şehir değiştirdi mi?

Ebeveynlerden biri sık sık gitmekle tehdit ediyor mu?

Çocuk yakın zamanda önemli bir kayıp yaşadı mı?

Bunların bulunması tek başına çocuğun yaşadığı bütün kaygıyı açıklamaz. Ancak kaygının çocuğun yaşamındaki bağlamını anlamamıza yardımcı olabilir.

Çocukların kayba verdikleri tepkiler yalnızca olayın kendisine bağlı değildir. Çocuğa ne söylendiği, çevresindeki yetişkinlerin nasıl tepki verdiği ve kayıptan sonraki süreçte çocuğa nasıl davranıldığı da önem taşıyabilir.

Ebeveynler Ne Yapabilir?

Çocuğun kaygısını küçümsememek ilk adımlardan biridir.

Kaygı duyduğu için onu utandırmak yerine duygusunun anlaşılmasına yardımcı olunabilir.

Ayrılıklar mümkün olduğunca öngörülebilir hale getirilebilir. Örneğin gizlice evden çıkmak yerine çocuğa gidileceği ve geri dönüleceği söylenebilir.

Verilen sözlerin mümkün olduğunca tutulması önemlidir. “Beş dakika sonra geleceğim” denildiğinde çok uzun süre ortadan kaybolmak, özellikle ayrılığa hassas çocuklarda belirsizliği artırabilir.

Çocuğun ölüm veya kayıp hakkındaki sorularından kaçmak yerine yaşına uygun, anlaşılır ve dürüst cevaplar vermek daha sağlıklı olabilir.

En önemlisi de çocuk kaygısını ifade ettiğinde yalnız bırakılmamalıdır.

Çocuğun her korkusunu çözmek mümkün değildir.

Fakat korkusuyla birlikte kalabileceği güvenilir bir yetişkinin bulunması çok değerlidir.

Ne Zaman Psikolojik Değerlendirme Düşünülebilir?

Her ayrılık korkusu veya ölüm sorusu bir kaygı bozukluğu anlamına gelmez.

Ancak kaygı uzun süre devam ediyor ve çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Özellikle çocuk okula gitmekte ciddi güçlük yaşıyorsa, ebeveyninden ayrı kalamıyorsa, sürekli kötü bir şey olacağına ilişkin güvence arıyorsa, uyku düzeni belirgin biçimde bozuluyorsa veya korkuları nedeniyle yaşına uygun faaliyetlerden uzaklaşıyorsa yalnızca davranışı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine kaygının anlamını değerlendirmek önemlidir.

Kaygının Arkasında Bazen “Seni Kaybedersem Ne Olur?” Sorusu Vardır

Çocuklarda kaygı tek bir nedenle ortaya çıkmaz. Bu nedenle her kaygılı çocuğun yaşadığı güçlüğü yalnızca ayrılık veya kaybetme korkusuyla açıklamak doğru değildir.

Ancak bazı çocuklarda görünen korkuların arkasında çok temel bir soru bulunabilir:

“Güvendiğim kişi yanımda olmaya devam edecek mi?”

Çocuğun bağlandığı kişiyi araması, ayrılığa tepki göstermesi ve kaybetmekten korkması, bağlanma ilişkisinin anlaşılır parçalarıdır. Ayrılık ve kayıp süreçleri de çocukların bağlanma figürünün yokluğuna güçlü duygusal ve davranışsal tepkiler verebildiğini göstermektedir.

Bu nedenle çocuğun kaygısını yalnızca:

“Bundan korkmamalısın.” diyerek susturmak yerine başka bir soru sormak daha anlamlı olabilir:

“Bu korku çocuğum için ne anlama geliyor ve şu anda kendisini yeniden güvende hissedebilmek için neye ihtiyaç duyuyor?”

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap