“Bir dakika yerinde durmuyor.”

“Evde koltuktan koltuğa atlıyor.”

“Yemek yerken bile sürekli kalkıyor.”

“Misafirliğe gittiğimizde peşinden koşmaktan yoruluyoruz.”

“Okulda da öğretmeni sürekli yerinden kalktığını söylüyor.”

Bazı çocuklar gerçekten çok hareketlidir.

Koşmayı severler, uzun süre oturmak istemezler, sürekli bir şeylerle uğraşırlar ve enerjileri yetişkinlere hiç bitmiyormuş gibi gelebilir.

Bu durumda anne babanın aklına sıkça şu soru gelir:

“Çocuğum çok hareketli, acaba DEHB olabilir mi?”

Ancak bir çocuğun hareketli olması tek başına Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu anlamına gelmez.

Özellikle küçük çocukların yetişkinlerden daha hareketli olması beklenebilir. Burada önemli olan yalnızca çocuğun ne kadar hareket ettiği değil, bu hareketliliğin yaşına göre ne kadar belirgin olduğu ve günlük yaşamını ne kadar etkilediğidir. Kitapta da hareketliliğin çocuğun yaşıtlarıyla karşılaştırılması ve günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olup olmadığına bakılması gerektiği vurgulanıyor.

Dolayısıyla asıl soru:

“Çocuğum hareketli mi?” değil,

“Bu hareketlilik çocuğumun hayatında ne kadar güçlük yaratıyor?” olmalıdır.

Her Hareketli Çocukta DEHB Var mıdır?

Hayır.

Bir çocuk koşmayı çok sevebilir.

Parkta saatlerce oynayabilir.

Evde enerjik olabilir.

Heyecanlandığında çok konuşabilir.

Uzun süre masa başında oturmaktan hoşlanmayabilir.

Bunların hiçbiri tek başına DEHB anlamına gelmez.

Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğun uzun süre sessizce oturmasını beklemek ile 10 yaşındaki bir çocuktan bunu beklemek aynı değildir.

Çocuğun davranışını değerlendirirken yaşını ve gelişim düzeyini dikkate almak gerekir.

Bu nedenle:

“Çok hareketli, kesin hiperaktif.” şeklinde hızlı bir sonuca ulaşmak yerine davranışın yaşıtlarından ne kadar farklı olduğuna bakmak daha anlamlıdır.

Hareketlilik Ne Zaman Dikkat Çekici Hale Gelir?

Şöyle bir çocuk düşünelim.

Evde yemek yerken sürekli masadan kalkıyor.

Bir oyun başlatıyor, birkaç dakika sonra başka bir oyuna geçiyor.

Markete gidildiğinde ebeveyninden uzaklaşıyor.

Misafirlikte eşyaları karıştırıyor.

Okulda sırasında oturmakta zorlanıyor.

Öğretmen konuşurken sınıfta dolaşabiliyor.

Arkadaşlarının oyunlarına düşünmeden giriyor.

Sırasını beklemekte güçlük çekiyor.

Burada artık yalnızca:

“Enerjik bir çocuk.” demek yeterli olmayabilir.

Çünkü hareketlilik farklı alanlarda çocuğun günlük işlevlerini etkilemeye başlamıştır.

Kitaptaki örneklerde de aşırı hareketlilik yalnızca fazla koşmak olarak ele alınmıyor; çocuğun ev, okul ve sosyal ilişkilerindeki güçlüklerle birlikte değerlendiriliyor.

“Evde Çok Hareketli Ama Okulda Değil” Ne Anlama Gelir?

Bu önemli bir ayrımdır.

Bir çocuk evde çok hareketli olabilir ama okulda belirgin bir sorun yaşamayabilir.

Başka bir çocuk ise hem evde hem okulda benzer güçlükler yaşayabilir.

Bu nedenle değerlendirmede yalnızca:

“Evde bizi çok yoruyor.” demek yeterli değildir.

Çocuğun farklı ortamlardaki davranışlarına bakmak gerekir.

Örneğin:

Evde nasıl?

Okulda nasıl?

Ödev yaparken nasıl?

Arkadaşlarıyla oynarken nasıl?

Kurallı bir etkinlik sırasında nasıl?

Bir yetişkinle birebir kaldığında nasıl?

Kitapta da DEHB değerlendirmesinde belirtilerin nerelerde görüldüğünün önemli olduğu, yalnızca okulda veya yalnızca belirli bir ortamda ortaya çıkan sorunlarda o ortamın özelliklerinin de incelenmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu yüzden çocuğu tek bir davranış veya tek bir ortam üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

DEHB Sadece Çok Hareketli Olmak mıdır?

Hayır.

Bu belki de DEHB hakkında en sık karşılaşılan yanlış anlamalardan biridir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda yalnızca hareketlilik görülmez.

Dikkat sorunları ve dürtüsellik de tabloya eşlik edebilir.

Örneğin çocuk:

Söyleneni dinlemekte zorlanabilir.

Eşyalarını sık sık kaybedebilir.

Ödevini tamamlamakta güçlük çekebilir.

Kolayca dikkati dağılabilir.

Günlük işlerini unutabilir.

Sorunun tamamını dinlemeden cevap verebilir.

Sırasını beklemekte zorlanabilir.

Başkalarının konuşmasını sık sık bölebilir.

Bir etkinlikten diğerine hızla geçebilir.

Kitapta belirtiler de aşırı hareketlilik, dürtüsellik ve dikkat sorunları şeklinde ayrı gruplar halinde ele alınıyor.

Dolayısıyla çocuğa yalnızca:

“Yerinde durabiliyor mu?” diye bakmak yeterli değildir.

Çocuk Çok Hareketliyse “Yaramaz” mıdır?

“Bu çocuk çok yaramaz.”

“Bizi hiç dinlemiyor.”

“Ne söylesek inadına tersini yapıyor.”

“Biraz istese kendini kontrol eder.”

Çocuğun davranışları aileyi gerçekten yorabilir.

Özellikle sürekli peşinden gitmek, aynı şeyi defalarca söylemek veya okuldan sürekli şikâyet almak ebeveynin sabrını zorlayabilir.

Ancak davranışın altında ne olduğunu anlamadan çocuğu yalnızca “yaramaz” olarak tanımlamak önemli bir noktayı gözden kaçırabilir.

Çünkü çocuk bazı durumlarda ne yapması gerektiğini biliyor olabilir ama o anda davranışını durdurmakta zorlanabilir.

Örneğin:

“Koşma.” denildiğinde çocuk gerçekten koşmaması gerektiğini biliyor olabilir.

Fakat birkaç dakika sonra kendisini yeniden koşarken bulabilir.

Bu her zaman:

“Söylediğimi umursamıyor.” anlamına gelmez.

Bazen sorun kuralı bilmemek değil, davranışı o anda kontrol etmekte zorlanmaktır.

“İstediği Şeye Saatlerce Dikkat Ediyor, Nasıl Dikkat Eksikliği Olabilir?”

Ebeveynlerin kafasını karıştıran durumlardan biri de budur.

“Tabletin başında saatlerce oturuyor.”

“Sevdiği oyunda hiçbir şeyi kaçırmıyor.”

“Legoyla oynarken dikkatinde sorun yok.”

“Ders olunca beş dakika sonra kalkıyor.”

Bu durumda:

“Demek ki dikkat eksikliği yok, sadece ders yapmak istemiyor.” diye düşünülebilir.

Fakat çocuğun dikkatini her koşulda aynı biçimde sürdürebilmesi beklenmez.

İlgi çekici, hızlı geri bildirim veren veya çocuğun sevdiği bir etkinlikle; uzun süre zihinsel çaba gerektiren bir görev aynı değildir.

Bu nedenle değerlendirmede:

“Hiç dikkatini toplayabiliyor mu?” sorusundan çok,

“Hangi durumlarda dikkatini sürdürebiliyor, hangi durumlarda belirgin biçimde zorlanıyor?” sorusuna bakmak daha yararlıdır.

Çocuğun Sürekli Söz Kesmesi Saygısızlık mıdır?

“Bir dakika susmuyor.”

“Biz konuşurken sürekli araya giriyor.”

“Cevabı bilmeden bile hemen atlıyor.”

“Başkasının sırasını beklemiyor.”

Bu davranışlar yetişkinler tarafından kolayca:

“Saygısızlık.”

“Sabırsızlık.”

“Terbiyesizlik.” olarak yorumlanabilir.

Fakat dürtüsellik yaşayan bir çocuk için sorun bazen ne yapması gerektiğini bilmemek değil, aklına gelen davranışı ertelemekte zorlanmak olabilir.

Soru henüz tamamlanmadan cevap verebilir.

Arkadaşının sözünü kesebilir.

Oyunda sırasını bekleyemeyebilir.

İstediği bir şeyi hemen yapmak isteyebilir.

Kitapta dürtüsellik de acelecilik, istekleri ertelemekte zorlanma, sorular tamamlanmadan cevap verme ve başkalarının sözünü kesme gibi davranışlarla açıklanıyor.

Bu davranışlara sınır koymak yine gereklidir.

Ancak:

“Bunu neden yapıyor?” sorusuna verdiğimiz cevap, çocuğa nasıl yaklaşacağımızı değiştirebilir.

Çocuğum Çok Hareketliyse Daha Sert Davranmalı mıyım?

Bazen ebeveyn şöyle düşünebilir:

“Biraz daha sert olursak düzelir.”

“Kuralları yeterince sıkı koymadığımız için böyle.”

“Bizi dinlemeyi öğrenmesi gerekiyor.”

Sınır ve kurallar elbette çocuk için önemlidir.

Ancak DEHB'nin yalnızca hatalı ebeveyn tutumlarından kaynaklandığını düşünmek doğru değildir. Kitap da bozukluğun ortaya çıkışını yalnızca anne-baba tutumlarına bağlamanın desteklenmediğini, biyolojik etkenlerin önemli olduğunu vurguluyor.

Dolayısıyla amaç çocuğa sınırsız davranmak değildir.

Ama çözümü yalnızca daha fazla ceza ve daha fazla sertlikte aramak da yeterli olmayabilir.

Çocuğun zorlandığı alanı anlamak ve beklentileri buna göre düzenlemek gerekir.

Çocuğa Sınır Koymak Gerekmiyor mu?

Gerekiyor.

Çocuğun davranışının altında dikkat veya dürtüsellik güçlüğü olması:

“Ne isterse yapabilir.” anlamına gelmez.

Örneğin çocuk kardeşine vuruyorsa:

“Sen hiperaktifsin, yapacak bir şey yok.” denilmez.

Sınır açık biçimde korunabilir:

“Kızgın olduğunu görüyorum ama vurmana izin vermeyeceğim.”

Çocuk evin içinde tehlikeli biçimde koşuyorsa:

“Hareket etmek istediğini biliyorum. Evde koşmuyoruz. İstersen birazdan dışarı çıkıp koşabiliriz.” denilebilir.

Burada iki mesaj aynı anda verilir:

“Seni anlamaya çalışıyorum.” ve

“Bu davranışa sınır koyuyorum.”

Çocuğu anlamak ile her davranışına izin vermek aynı şey değildir.

DEHB Olan Her Çocuk Aynı mı Görünür?

Hayır.

Bu da oldukça önemli.

DEHB denildiğinde çoğu insanın aklına:

Yerinde duramayan, sınıfta dolaşan, çok konuşan, sürekli koşan bir çocuk gelir.

Fakat bazı çocuklarda asıl güçlük hareketlilikten çok dikkat alanında olabilir.

Bu çocuk sessizce sırasında oturabilir.

Ama öğretmeni anlattığında zihni başka yerde olabilir.

Ödevlerini unutabilir.

Kalemini, kitabını veya eşyalarını sürekli kaybedebilir.

Bir işe başlayıp bitirmekte zorlanabilir.

Soruyu bildiği halde dikkatsizce yanlış yapabilir.

Bu çocuk çevresini fazla rahatsız etmediği için sorun daha geç fark edilebilir. Kitaptaki örneklerden biri de hareketlilik ve dürtüsellik belirgin olmadan dikkat sorunları yaşayan ve bu nedenle başlangıçta güçlüğü daha az fark edilen bir çocuğu anlatıyor.

Bu nedenle:

“Yerinde oturabiliyor, o zaman DEHB olamaz.” sonucu da doğru değildir.

DEHB Tanısı Bir Testle Konulur mu?

Ebeveyn bazen:

“Bir dikkat testi yaptıralım, DEHB olup olmadığı belli olsun.” diye düşünebilir.

Ancak DEHB değerlendirmesi tek bir test sonucundan ibaret değildir.

Çocuğun gelişim öyküsü,

ebeveynin gözlemleri,

çocuğun kendisiyle yapılan görüşme,

öğretmenin gözlemleri,

belirtilerin ne zamandır bulunduğu,

hangi ortamlarda ortaya çıktığı

ve çocuğun günlük yaşamını nasıl etkilediği birlikte değerlendirilir.

Kitapta da tanının anne-baba, çocuk ve öğretmenden alınan bilgilerle; gerektiğinde çeşitli form ve ölçeklerin desteğiyle yapılan kapsamlı bir değerlendirmeye dayandığı belirtiliyor.

Bu nedenle tek bir davranıştan veya tek bir test sonucundan hareketle çocuğa etiket koymak doğru olmaz.

Ne Zaman Bir Uzmana Başvurmak Düşünülebilir?

Çocuğun enerjik olması nedeniyle hemen bir sorun olduğunu düşünmek gerekmez.

Ancak hareketlilik, dikkat veya dürtüsellikle ilgili güçlükler belirginleşmeye başladığında değerlendirme düşünülebilir.

Özellikle:

Çocuk yaşıtlarına göre belirgin biçimde daha hareketliyse,

evde davranışlarını yönetmek sürekli çatışmaya dönüşüyorsa,

öğretmeni de benzer güçlüklerden söz ediyorsa,

derslerini veya ödevlerini tamamlamakta belirgin zorlanıyorsa,

arkadaş ilişkileri etkileniyorsa,

sürekli eşyalarını kaybediyor ve günlük sorumluluklarını unutuyorsa,

dürtüsel davranışları nedeniyle kendisini tehlikeye atıyorsa,

aile artık çocuğun davranışlarını yönetmekte ciddi biçimde zorlanıyorsa,

bir değerlendirme yararlı olabilir.

Kitap da özellikle davranışlar yaşıtlarından belirgin biçimde farklılaştığında, okuldan benzer geri bildirimler geldiğinde veya aile çocuğun davranışlarını yönetmekte çok zorlandığında profesyonel değerlendirmeyi gündeme getiriyor.

Çocuğum Çok Hareketliyse Ebeveyn Olarak İlk Ne Yapabilirim?

İlk olarak çocuğu etiketlemek yerine davranışı gözlemlemek daha yararlı olabilir.

“Çok yaramaz.” yerine:

“Yemek sırasında yaklaşık beş dakika sonra masadan kalkıyor.”

“Dikkatsiz.” yerine:

“Ödev yaparken dışarıdan bir ses geldiğinde hemen masadan ayrılıyor.”

“Hiç söz dinlemiyor.” yerine:

“Birden fazla yönerge verdiğimde çoğunu tamamlamıyor.” gibi daha somut gözlemler yapabilirsiniz.

Öğretmeniyle konuşabilirsiniz.

“Okulda nasıl?”

“Ders sırasında ne zaman zorlanıyor?”

“Arkadaşlarıyla ilişkisi nasıl?”

“Birebir ilgilenildiğinde davranışı değişiyor mu?” gibi sorular sorabilirsiniz.

Çünkü çocuğu anlamaya çalışırken:

“Nasıl bir çocuk?” sorusundan çok,

“Hangi durumda ne oluyor?” sorusu bize daha fazla bilgi verir.

Belki de İlk Soru “Neden Söz Dinlemiyor?” Olmamalı

Çok hareketli bir çocukla yaşamak ebeveyn için gerçekten yorucu olabilir.

Aynı şeyi defalarca söylemek,

sürekli peşinden gitmek,

okuldan şikâyet almak,

ödevlerin saatler sürmesi,

kardeşlerle yaşanan çatışmalar...

Bir süre sonra ebeveynin aklına:

“Neden söz dinlemiyor?” sorusu gelebilir.

Fakat bazen daha yararlı soru şudur:

“Çocuğum hangi noktada kendisini kontrol etmekte zorlanıyor?”

Çünkü bir davranışı anlamaya çalışmak, o davranışa izin vermek değildir.

Çocuğa sınır koyabiliriz.

Kurallar oluşturabiliriz.

Sorumluluk vermeye devam edebiliriz.

Ama bütün bunları yaparken çocuğu:

“Yaramaz.”

“Tembel.”

“İstese yapar.”

“Sorumsuz.” gibi tanımlamadan önce davranışının altında ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz.

Her hareketli çocukta DEHB yoktur.

Ama bazı çocukların yaşadığı güçlük de yalnızca “fazla enerjik olmak” değildir.

Belki de çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca:

“Biraz sakin ol.” denilmesi değil; neden sakin kalmakta, beklemekte, dikkatini sürdürmekte veya davranışını durdurmakta zorlandığının anlaşılmasıdır.

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap