Aynı Olay Neden Herkesi Aynı Etkilemez? Travmayı Anlamak

“Benzer şeyleri o da yaşadı ama benim kadar etkilenmedi.”

“Aradan yıllar geçtiği hâlde neden hâlâ aklıma geliyor?”

“Yaşadığım şey gerçekten travma mıydı?”

“Başkaları daha zor şeyler yaşarken benim bu kadar etkilenmem normal mi?”

“Yaşandığı dönemde iyiydim ama şimdi neden farklı hissediyorum?”

Aynı olay iki insan üzerinde aynı etkiyi bırakmayabilir. Çünkü bir deneyimin psikolojik etkisi yalnızca dışarıdan ne kadar ağır göründüğüne bağlı değildir. Kişinin yaşı, geçmiş yaşantıları, olay sırasında hissettiği çaresizlik, olaya verdiği anlam ve sonrasında ulaşabildiği destek de deneyimin nasıl işlendiğini etkileyebilir.

Bu durum, yaşanan olayın yalnızca kişinin zihninde olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir olaydan yoğun biçimde etkilenmek de kişinin güçsüz olduğunu göstermez.

Travmayı anlamaya çalışırken hem gerçekte ne yaşandığına hem de kişinin yaşanan şeyi nasıl deneyimlediğine birlikte bakmak gerekir.

Travma nedir, her zor olay travma mıdır?

Günlük dilde bizi şaşırtan, üzen veya zorlayan birçok olay için “travma” kelimesini kullanabiliyoruz.

Zorlu bir sınav.

Tartışmalı bir ayrılık.

İş yerinde yaşanan bir anlaşmazlık.

Beklenmedik bir değişiklik.

Utandırıcı bir an.

Bunların her biri kişiyi zorlayabilir. Ancak her üzücü veya stresli deneyimi doğrudan travma olarak adlandırmak doğru olmayabilir.

Psikolojik travma, kişinin baş etme kapasitesini aşan veya güvenlik, bütünlük ve süreklilik duygusunu ciddi biçimde sarsan deneyimlerle ilişkilendirilebilir. Kişi olay sırasında yoğun korku, çaresizlik, dehşet veya kontrol kaybı yaşayabilir.

Bununla birlikte yalnızca olayın adına bakarak kişinin travmatik biçimde etkilenip etkilenmediği söylenemez.

Trafik kazası, doğal afet, şiddet, istismar, savaş veya ani kayıp gibi bazı olaylar güçlü biçimde zorlayıcı olabilir. Ancak benzer olaylara maruz kalan herkes aynı belirtileri yaşamaz.

Bu nedenle şu iki soru birlikte ele alınmalıdır:

“Ne yaşandı?”

“Yaşanan olay bu kişi için ne anlama geldi?”

Olayın büyüklüğü mü, kişinin deneyimi mi önemlidir?

Olayın dışarıdan görülebilen ağırlığı önemlidir. Şiddet, istismar, ihmal, kayıp ve yaşamı tehdit eden olayların gerçekliği küçümsenemez.

Ancak olayın kişide bıraktığı psikolojik iz yalnızca olayın dışarıdan ölçülebilen büyüklüğüyle açıklanamaz.

Bir kişi için belirli bir olay güvenlik duygusunun tamamen kaybedilmesi anlamına gelebilir. Başka biri aynı olay sırasında kendisini yalnız hissetmeyebilir, yardım alabilir veya olay sonrasında destekleyici ilişkiler içinde bulunabilir.

Burada amaç:

“Önemli olan olay değil, kişinin düşüncesidir.” demek değildir.

Daha doğru ifade şudur:

Olayın gerçekliği ile kişinin onu nasıl yaşadığı birlikte önemlidir.

Yalnızca dışsal olaya bakmak kişinin iç dünyasında yaşananları gözden kaçırabilir. Yalnızca kişinin öznel deneyimine bakmak ise gerçekten yaşanan zararı ve sorumluluğu belirsizleştirebilir.

Aynı olay neden herkesi aynı etkilemez?

İki kişinin aynı olayı yaşaması, o olayın ikisi için aynı anlamı taşıdığı anlamına gelmez.

Bir işten çıkarılma bir kişi için geçici bir ekonomik güçlük olabilir. Başka biri için değersizlik, başarısızlık veya ailesini geçindirememe korkusunu harekete geçirebilir.

Bir ayrılık bir kişi için üzücü bir ilişkinin sonlanması anlamına gelebilir. Başka biri için terk edilme, yalnız kalma veya sevilmeye değer olmama duygularını yeniden canlandırabilir.

Bir çocuğun okulda yaşadığı küçük düşürülme dışarıdan kısa süreli bir olay gibi görünebilir. Ancak çocuk için arkadaş grubundan dışlanma ve kimsenin kendisini korumaması anlamına gelebilir.

Deneyimin etkisi üzerinde şu unsurlar rol oynayabilir:

  • Kişinin olay sırasındaki yaşı
  • Olayın süresi ve tekrarlanıp tekrarlanmadığı
  • Kişinin olay sırasında kaçma veya yardım alma imkânının bulunup bulunmadığı
  • Olayı gerçekleştiren kişiyle olan ilişki
  • Geçmişte yaşanan benzer deneyimler
  • Olay sonrasında alınan sosyal ve duygusal destek
  • Kişinin olaya verdiği anlam
  • Güncel yaşam koşulları

Bu unsurların hiçbiri tek başına kesin bir sonuç oluşturmaz. Her kişinin yaşantısı kendi bağlamında değerlendirilmelidir.

Geçmiş yaşantılar ve destek kaynakları nasıl etkili olur?

Yeni bir olay, geçmişte yaşanan başka bir deneyimi hatırlatabilir.

Bugünkü bir eleştiri, çocuklukta sürekli aşağılanma deneyimi bulunan biri için yalnızca o anki geri bildirim olarak yaşanmayabilir.

Partnerin telefona cevap vermemesi, geçmişte beklenmedik kayıplar yaşayan biri için sıradan bir gecikmeden daha güçlü bir kaygı oluşturabilir.

Yüksek bir ses, geçmişte şiddete tanık olan bir kişide açıklamakta zorlandığı bir gerginlik ortaya çıkarabilir.

Burada kişi bilinçli olarak:

“Bu bana geçmişimi hatırlattı.” demeyebilir. Bazen önce bedensel gerginlik, kaçınma, öfke veya yoğun kaygı ortaya çıkar.

Olaydan sonra kişinin yalnız bırakılması, suçlanması veya anlattıklarına inanılmaması da yaşanan güçlüğü artırabilir. Buna karşılık güvendiği kişiler tarafından dinlenmek, korunmak ve desteklenmek deneyimin işlenmesine yardımcı olabilir.

Destek görmek olayın yaşanmadığı anlamına gelmez. Ancak kişinin yaşadıklarıyla bütünüyle yalnız kalmamasını sağlayabilir.

Bir olayın etkisi neden sonradan ortaya çıkabilir?

Bir olayın psikolojik etkisi her zaman yaşandığı anda belirgin hâle gelmez.

Kişi olay sırasında hayatta kalmaya, güvenli bir yere ulaşmaya veya günlük sorumluluklarını sürdürmeye odaklanabilir. O anda durup ne hissettiğini düşünmeye fırsatı olmayabilir.

“Güçlü durmalıyım.”

“Ailemi ben toparlamalıyım.”

“Şimdi bunları düşünecek zaman değil.”

“Önce bu durumdan çıkmalıyım.” gibi düşüncelerle hareket edebilir.

Olay sona erdiğinde veya yaşam daha güvenli hâle geldiğinde bastırılan ya da ertelenen duygular daha görünür olabilir.

Kişi aradan zaman geçtikten sonra uykusunun bozulduğunu, belirli ortamlardan kaçındığını veya daha kolay öfkelendiğini fark edebilir.

Bu durum kişinin olay hakkında sonradan abartılı bir hikâye oluşturduğu anlamına gelmez. Bazen kişi ancak daha güvenli bir döneme ulaştığında yaşadıklarının kendisinde bıraktığı etkiyle karşılaşabilir.

Olayın anlamı zaman içinde değişebilir mi?

Çocuklukta yaşanan bir olay, o dönemde tam olarak anlamlandırılamayabilir.

Çocuk, yetişkinlerin davranışlarının nedenlerini bilmeyebilir. Yaşananları olağan kabul edebilir veya kendisini sorumlu tutabilir.

Yıllar sonra benzer bir olayla karşılaştığında, ebeveyn olduğunda veya geçmişine farklı bir yerden baktığında yaşadıklarını yeniden değerlendirebilir.

Çocukken:

“Herkesin ailesinde bunlar olur.” diye düşündüğü bir davranışın aslında kendisini ne kadar korkuttuğunu yetişkinlikte fark edebilir.

Daha önce:

“Beni güçlendirdi.” dediği bir deneyimin bazı ilişkilerinde neden sürekli tetikte olmasına yol açtığını düşünmeye başlayabilir.

Olay değişmemiştir. Ancak kişinin yaşı, bilgisi, ilişkileri ve kendisini değerlendirme biçimi değişmiştir. Bu nedenle geçmişteki bir deneyimin bugünkü anlamı da farklılaşabilir.

Travmatik bir deneyimin etkileri nasıl görülebilir?

Zorlayıcı yaşantıların etkileri her kişide aynı biçimde görülmez.

Bazı kişiler yaşanan olayı istemeden tekrar tekrar hatırlayabilir. Bazıları olayla ilişkili yerlerden, kişilerden veya konuşmalardan uzak durabilir.

Bazı kişilerde ise doğrudan olayın anıları yerine daha genel değişiklikler görülebilir:

  • Sürekli tetikte hissetme
  • Kolay irkilme
  • Uykuya dalmakta veya uykuyu sürdürmekte zorlanma
  • Yoğun öfke ve tahammülsüzlük
  • Belirli ortamlardan kaçınma
  • İnsanlara güvenmekte zorlanma
  • Kendini çevresinden kopuk hissetme
  • Duygularını fark edememe
  • Odaklanmakta zorlanma
  • Açıklamakta zorlandığı bedensel gerginlik
  • Yaşananlar nedeniyle kendisini suçlama

Bu belirtilerden bir veya birkaçının bulunması tek başına travma ya da Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı anlamına gelmez.

Belirtilerin ne kadar sürdüğü, hangi durumlarda ortaya çıktığı ve kişinin günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği birlikte değerlendirilmelidir.

Her yoğun tepki travma belirtisi midir?

Hayır. İnsanlar zorlayıcı olayların ardından üzüntü, korku, öfke, kafa karışıklığı ve uyku güçlüğü yaşayabilir.

Bu tepkiler her zaman psikolojik bir bozukluk olduğu anlamına gelmez. Bazı tepkiler yaşanan olayın hemen ardından ortaya çıkan anlaşılır zorlanmalar olabilir.

Benzer şekilde kişinin belirgin bir tepki göstermemesi de olaydan hiç etkilenmediğini kesin olarak göstermez.

Travma kavramını yalnızca görünen tepkinin yoğunluğuna göre kullanmak yanıltıcı olabilir.

“Çok ağladı, kesin travma yaşadı.”

veya

“Hiç ağlamadı, demek ki etkilenmedi.”

şeklindeki değerlendirmeler kişinin deneyimini fazla basitleştirebilir.

İnsanlar aynı duyguyu farklı biçimlerde gösterebilir. Bazıları konuşur, bazıları susar, bazıları ağlar, bazıları ise günlük işlerine daha yoğun biçimde yönelir.

“Beni etkilemedi” demek gerçekten etkilenmediğimiz anlamına mı gelir?

Kişi yaşadığı zor bir olayın ardından gerçekten belirgin bir güçlük yaşamamış olabilir. Her zor deneyimin kalıcı bir psikolojik etki oluşturması beklenmez.

Ancak bazı durumlarda:

“Beni etkilemedi.”

cümlesi, kişinin yaşadıklarıyla arasına mesafe koymasının bir yolu olabilir.

Kişi olayın ayrıntılarını son derece sakin biçimde anlatabilir fakat belirli konularda yoğun biçimde gerilebilir. Yaşananlarla ilgili hiçbir şey hissetmediğini söylerken yakın ilişkilerden uzak durabilir veya benzer bir durumla karşılaşmamak için hayatını ciddi biçimde sınırlandırabilir.

Bu durumda yalnızca kişinin ne söylediğine değil, olay sonrasında hayatında nelerin değiştiğine de bakılabilir.

Olaydan sonra:

İnsanlara güvenme biçimi değişti mi?

Belirli yerlerden veya kişilerden uzaklaşmaya başladı mı?

Kendini sürekli tetikte mi hissediyor?

Uyku, iş veya ilişkilerinde bir değişiklik oldu mu?

Daha önce yapabildiği şeyleri yapmaktan kaçınıyor mu?

Bu sorular tanı koymak için değil, yaşanan deneyimin günlük yaşam üzerindeki olası etkilerini fark etmek için kullanılabilir.

Sürekli meşgul olmak bir başa çıkma biçimi olabilir mi?

Bazı insanlar zorlayıcı bir olayın ardından daha fazla çalışmaya, sürekli plan yapmaya veya hiç boş kalmamaya yönelebilir.

Meşgul olmak günlük düzenin korunmasına yardımcı olabilir. İşe gitmek, sorumlulukları sürdürmek ve yaşamla bağlantıda kalmak destekleyici olabilir.

Ancak kişi durduğu anda yoğun bir sıkıntıyla karşılaşıyorsa meşguliyet aynı zamanda bazı duygulardan uzak kalmanın bir yoluna dönüşebilir.

Kişi:

“Düşünecek vaktim yok.”

“Çalışırsam daha iyi oluyorum.”

“Boş kaldığımda kötü hissediyorum.” diyebilir.

Burada çalışmanın kendisi sorun değildir. Önemli olan, kişinin yalnızca çalışırken ayakta kalabildiğini ve durduğunda dayanılması güç duygularla karşılaştığını fark edip etmediğidir.

Toplumsal olaylar herkesi aynı şekilde mi etkiler?

Deprem, savaş, salgın, zorunlu göç, ekonomik kriz, toplumsal şiddet ve büyük kayıplar çok sayıda insanı aynı anda etkileyebilir.

Ancak ortak bir olayın içinde bile herkesin yaşadığı deneyim aynı değildir.

Bir kişi yakınını kaybetmiş olabilir. Başka biri evini kaybetmiş olabilir. Bir diğeri doğrudan zarar görmese de uzun süre güvende olmadığını hissetmiş olabilir.

Olay sırasında nerede bulunulduğu, kaybın niteliği, yardım alınıp alınmadığı ve sonrasında yaşamın nasıl değiştiği psikolojik etki üzerinde rol oynayabilir.

Toplumsal olayların etkisini yalnızca bireysel dayanıklılıkla açıklamak eksik kalabilir. Kişinin yaşadığı çevre, ekonomik koşullar, sosyal destek, adalet duygusu ve geleceğe ilişkin güveni de deneyimin bir parçasıdır.

Bununla birlikte aynı toplumsal olaydan etkilenen herkesin travma yaşadığını söylemek de doğru değildir. Ortak bir olay farklı insanlarda farklı duygusal ve psikolojik sonuçlar oluşturabilir.

Travma kavramını kullanırken nelere dikkat edilmelidir?

Travma kelimesinin günlük dilde yaygınlaşması, insanların yaşadıkları güçlükleri ifade etmelerine yardımcı olabilir. Ancak kavramın her olumsuz deneyim için kullanılması bazı sorunlar oluşturabilir.

Her üzüntüyü travma olarak adlandırmak, travmatik yaşantıların ciddiyetini belirsizleştirebilir.

Diğer yandan:

“Bu kadar küçük bir şeyden travma olmaz.”

demek de kişinin deneyimini küçümseyebilir.

Daha dengeli bir yaklaşım şu sorulara bakmaktır:

Gerçekte ne yaşandı?

Kişi olay sırasında kendisini nasıl hissetti?

Olay sonrasında hayatında ne değişti?

Bu etkiler ne kadar süredir devam ediyor?

İş, okul, uyku ve ilişkiler nasıl etkileniyor?

Kişi yaşadıklarıyla baş edebilmek için hangi yolları kullanıyor?

Bu sorular kişinin kendi kendisine tanı koymasını sağlamak için değil, yaşadığı deneyimi daha dikkatli değerlendirebilmek için kullanılabilir.

Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?

Zorlayıcı bir olayın ardından kısa süreli duygusal tepkiler yaşamak tek başına profesyonel destek gerektiği anlamına gelmez.

Ancak yaşananların etkisi zaman içinde azalmıyor, günlük yaşamı belirgin biçimde sınırlıyor veya giderek ağırlaşıyorsa psikolojik destek düşünülebilir.

Özellikle şu durumlarda değerlendirme yararlı olabilir:

  • Yaşanan olay istemeden sık sık hatırlanıyorsa
  • Kâbuslar veya yoğun uyku güçlükleri bulunuyorsa
  • Kişi olayla ilişkili yerlerden ve insanlardan sürekli kaçınıyorsa
  • Kendini uzun süredir güvende hissedemiyorsa
  • Yoğun öfke, korku veya suçluluk günlük yaşamı etkiliyorsa
  • İnsanlara güvenmek ve yakın ilişki kurmak belirgin biçimde zorlaştıysa
  • Kişi kendisini çevresinden kopuk veya duygusal olarak donuk hissediyorsa
  • İş, okul ve aile yaşamındaki işlevsellik belirgin biçimde bozulduysa
  • Kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşünceleri ortaya çıkıyorsa

Kendine zarar verme ya da yaşamına son verme riski bulunuyorsa yalnız kalmamak, yakın bir kişiden destek istemek ve en yakın acil servise veya 112’ye başvurmak gerekir.

Samsun’da psikolojik destek sürecinde amaç kişiyi yaşadığı olayın bütün ayrıntılarını anlatmaya zorlamak değildir. Yaşanan deneyimin bugünkü etkileri, kişinin kendi hızı ve ihtiyaçları dikkate alınarak ele alınır.

Yaşanan olay kadar olayın kişide bıraktığı iz de önemlidir

Travmayı anlamaya çalışırken yalnızca olayların listesini çıkarmak yeterli değildir.

Aynı zamanda şu sorulara da bakmak gerekir:

Kişi olay sırasında kendisini ne kadar güvende hissediyordu?

Yardım isteyebileceği biri var mıydı?

Yaşananları anlamlandırabilecek yaşta mıydı?

Olay sonrasında ona inanıldı mı?

Kendisine yaşananların sorumlusu olmadığı söylenebildi mi?

Günlük yaşamına güvenli biçimde dönebildi mi?

Aynı olay iki kişiyi farklı etkileyebilir. Bu farklılık birinin güçlü, diğerinin güçsüz olduğunu göstermez.

Travmatik etki; olayın gerçekliği, kişinin deneyimi, geçmiş yaşantıları ve olay sonrasındaki yaşam koşulları birlikte değerlendirilerek anlaşılabilir.

Belki de sorulması gereken soru yalnızca:

“Bu olay ne kadar büyüktü?” değildir.

Bir başka soru daha vardır:

“Bu olay kişinin güven, ilişki ve yaşam duygusunda nasıl bir iz bıraktı?”

Cevap Ver

Henüz onaylanmış yorum yok.

Yorum yazmak için hesabınızla giriş yapabilirsiniz.

Google ile Giriş Yap